şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • arkasi saglam olmayan vatandasina, basi beladayken sahip cikmayan bir ulkeymis...

    yaklasik bes aydir phuket, tayland'da kucuk bir dalis okulunda calisiyordum. bilmeyenler icin ortami biraz ozetleyeyim; phuket kucuklu buyuklu sahillerin dibinde olusturulmus kasabalarin birlesimine verilen isim, yani ne kadar kum varsa o kadar bina var ve orasi bir kasaba, sonraki kumlukta tekrar evler ve tesisler basliyor ve orasi da diger kasaba. aralarinda genelde yedi sekiz km gibi bir mesafe var. benim bulundugum sahil, kamala beach, gercekten cok kucuktu ve dalis turizmi diger sahiller kadar gelismemisti, toplam uc adet dalis okulundan bir tanesiydik ve neredeyse tum kitalardan birer calisanimiz vardi, diger okullarin bir tanesi tamamen almancaya odaklanmis ve alman musterilere hitap ediyordu, sonuncusu ise tayland'lilarin islettigi, yeri itibari ile de gercekten cok sapada kalan bir okuldu ve neredeyse beste birimiz kadar is yapiyorlardi. tayland'da uc dolar icin adam kestikleri ve calisan yabancilardan nefret ettikleri gibi sehir efsanelerini duymus ama yahu dalis sektoru her ulkede karma milliyetlerden olusur, diger is kollari icin konusuyorlar herhalde diyerek onemsememistim...

    bir onceki sezon gunde on-on iki musterisi olan okula degisik acilimlar getirdik, otellerle anlastik, reklam calismalari yaptik ve sezon basindan itibaren her gun iki tekne ve otuz kadar musteri yarattik. gel zaman git zaman sistemi iyice oturttuk ve adanin en iyi calisan okullarindan birisi olduk. patron ise calisma izni konusunda once non-immigrant viza almamiz ve daha sonra calisma iznine basvurabildigimiz icin isi salliyor, non-immigrant vizelerin son haftasina kadar isi uzatiyordu, (adam basi 20.000 baht yani 700 dolar odemesi gerekiyordu) herhangi bir sikinti da yasamadigimiz icin biz de pek umursamiyorduk.

    derken bazi gariplikler olmaya basladi. her sabah tekneyi yuklerken bir polis araci da sahile gelip bizi izliyordu, sabah sahili rutin kontrolleri zannettik ilk basta ama bir gun aractan inip tam ekipmanlari kurarken fotograflarimizi cekmeye basladilar. o sirada hemen patronu aradik, geldi, polislere corba paralarini verdi ve bir kac gun ortalikta gozukmediler. her carsamba kamala'nin en buyuk oteli olan sunwing resort'a 300 kisilik isvecli kafile geliyordu ve saliya kadar kaliyorlardi, bir persembe aksamustu yine yaklasik yirmi adet kurs satmis patron; bu sezon isler super, bu aksam sizi patong beach'e goturucem, krallar gibi eglenin diye bir jest yapti. kanada'li bir egitmenin de son uc gunuydu hem onun da veda partisi olur gibi bir gazla hebele hubele patong'a gittik.

    neyse gece yenildi, icildi derken geri donus yolunda trafik cevirmesine yakalandik, herhangi bir sorun yoktu fakat sarhos arkadaslardan bir tanesi sabah erkenden calisicaz, hadi birakin da gecelim diyince isin rengi bir anda degisti. calisma izinlerini goreyim diyen memur herkesin ayilmasini sagladi. tum sirkette sadece iki kiside calisma izni vardi. karakola gittik, calisma izni olanlar polis esliginde ofise gidip belgelerini gosterdiler ama biz got gibi ortada kaldik. daha onceden de fotograflarimiz cekildigi icin orada calistigimiz alanen ortaydi. kanada'li arkadas hemen ailesini aradi ve kanada buyukelciliginden sabaha bir gorevli gelerek onun tum islemlerinde yardimci oldu, bense yahu olayi buyutmenin anlami yok, o nasil olsa uc gune gidecek ben daha buralardayim ne diyorlarsa yapayim diyerek hic sesimi cikarmadim, nezarete girdim ve uyudum. dedigim gibi sabaha kanada'li arkadasi cikarttilar, sagolsun elcilikten gelen arkadas benim icin de cok ugrasti ama adamlar nuh diyor peygamber demiyorlardi.

    araya haftasonu girdigi icin pazartesi gunune kadar nezarette kaldim. tayland'da hukuk "sucsuz bulunana kadar suclusun" ilkesi ile calisiyor, yani mahkeme salmadan polisler seni tuvalete bile gondermiyorlar. pazartesi sabahi mahkemeye sevk edildim, mahkeme binasinin bodrumunda kafesler var ve bir tanesine beni koyup ayaklarima pranga taktilar, yaklasik olarak elli kadar daha tayland'li mahkum vardi benim bulundugum kafeste, neyse saat bes oldu ve beni hala durusmaya almadilar, senin dosyan yetismedi bu gece burada kalacaksin yarin bakicaz dediler, isin sonunda sadece bir miktar ceza odeyip sinir disi edilecegimi bildigim icin cok rahattim, bir gece daha ne olacak diyip, yine sustum.

    ertesi gun aksamustune dogru beni mahkemeye aldilar, 14.500 baht ceza odeyip, tahliye belgelerimi aldim, tam mahkemeden tum emanetlerimi toparlayip cikicam bir memur geldi ve senin vizen dun bitmis benimle immigration'a geliyorsun dedi, neyse dedim bi hal yol caresi buluruz orada, immigrationa girdigimiz anda beni yaklasik yuz kadar kacak burma'li isci ile birlikte bir kafese koydular ve kimse o gun suratima bile bakmadi, kime seslendiysem arkasini donup gitti. bu arada ne mahkemede ne de immigrationda ne bir su verdiler ne de yiyecek bir sey ki hava sicakliginin 40 derece oldugunu ve o kadar kalabalik bir ortamda oldugunuzu dusunun.

    sabah immigration yetkilisi geldi ve ucak biletin nerede diye sordu, dedim almadim ki, o zaman alana kadar burada kalacaksin dedi, mantik hatasi var buradayken nasil alabilirim diye sordum, almak istiyorsan kolay dedi, anladim ki bi ucak parasi once arkadasa toka edecektim, tamam dedim, 30.000 baht yani 1.000 dolar para verdim, tamam simdi git on buroya visa extension'ini yapsinlar da baska bir polis seni yakalarsa ucak gunune kadar basin belaya girmesin ben telefon ediyorum iceriye dedi. iceride bir 20.000 bahtimi daha aldilar. (neden boyle kolay verdin diyecek olursaniz; almadan once ananizi sikene kadar mental iskence yapiyorlar, bitsin de isterlerse gotumu siksinler raddesine geldiginizde de, su kadar para ver elini kolunu salla git diyorlar, o ruhu haliye ile para hesabini falan yapamiyorsunuz zaten...)

    cebimde en son 26 baht kaldi ve kamala'ya geri dondum. patron calisma izni ile ilgili sikinti yasadin seni artik calistiramam diyerek isime son verdi. neyse dedim bangkok'a gideyim buyukelcilik ile konusayim, ne de olsa onlar bana yardimci olurlar.

    otostop cekerek 1.400 km yol katettim, otoban kenarinda uyudugum da oldu, butun gece otostop cektigim araci kullandigim da. otostopcuya saygilari buyuk hemen aliyorlar o yuzden nesem yerine gelmisti, hapisten ve prangadan kurtulmus, degisik bir macera ile yolculuk yapiyordum, neyse cumartesi aksam ustu elcilige ulastim ama o da ne; kapali, neyse dedim sikinti yok her sey iyi guzel, bekciden rica ettim bir gorevliyi aradi, o abi gelip beni kendi cebinden bir otele bir gece yerlestirdi, gucum bu kadar kusura bakma, vatanda ailemin cok borcu var ne kazaniyorsam oraya gidiyor diyerek derdini anlatti, dedim ben uc haftadir ilk kez yatakta yaticam, senin canin sagolsun.

    pazar gecesi elciligin onunde sabaha kadar tayland'li bekci ile kahve mahve derken zamani gecirdik. derken elcilik acildi, tam iceri giricem bir bayan geldi ve kusura bakmayin ama sizin konunuzu duydum, size hicbir sekilde yardim edemeyiz dedi. bakin ben ladyboylar ile bu parayi yemedim, param da calinmadi, resmi belgesiyle hapis yattim, mahkemeye ciktim, beraat ettim, vizem bitti, vizeyi tazeleyip geldim. ben buraya askere gitmeden once uc kurus para yaparim da askerde onlari harcarim diye geldim, kari kizla para yemeye degil diye haftalarin verdigi gazla biraz sert cikinca bu sefer aileniz ile baglantiya gecin iyi gunler dedi ve iceri gitti. bense ulkemin elciliginin kapisindan dahi iceri adimimi atamadan resmen kovuldum...

    o sirada askerlik ertelemesi icin orada olan bir turk vatandasi konusmalari duyup yanima geldi ve bana biraz para verdi, onunla internet kafeye gidip ailemle baglantiya gectim, bir miktar para gonderebildiler cunku onlarin da durumu yok. zaten iste sorun da burada onlarin da durumu yok!!!

    ozet: basim beladayken (3 haftadir dogru duzgun bir sey yememis, icmemis, uyumamis, ayaginda pranga ile hapis yatmis, islak beton zeminde uyumak zorunda birakilmis beni) elciligin kapisindan daha sokmadilar...

    simdi geri donunce beni askere alacaklar ve hadi bakalim bu vatan icin gozunu kirpmadan "ol" diyecekler, annem de "vatan sagolsun" diyecek...

    edit ve not: bangkok buyukelciligi ile yaptigimiz gorusmelerimizde, konunun yanlis anlasilmis oldugunu ve tekrar degerlendirmek icin pazartesi gunu beni beklediklerini soylediler...

    haydi hayirlisi, insallah...

    pazartesi gorusme sonrasi editi:

    evet arkadaslar, tayland buyukelciligi ile tekrar gorustum, dilekcemi yazdim lakin; once disisleri bakanligi'ndan daha sonra da maliye bakanligi'ndan onay alirsa (ki en azindan 15 gunluk bir surecten bahsediliyor) ucak parasi odenebilirmis.

    ne yerim ne icerim, nerede kalirim sorularima ise "allah yardimciniz olsun" cevabini aldim...

    bu arada entryimi okumuslar; "vergilerimle o kadinin maasi odenecek" lafima cok bozulmus (ki daha sonradan agir oldu diye editlemistim o kismi), iki kurus maasi varmis, ona da laf soyluyormusum...

    carsamba ssg gorusmesi sonrasi editi

    evet, su an ssg cuma gunu icin biletimi almis durumda, vizeasim ile ilgili rakami da ayarlayabilirsem cumartesi gunu allahin izni ile istanbul'a inmis olucam. artik bi lahmacun soylersiniz...

    cumartesi atatürk havalimanı inisi editi

    allahın izni ile sağ salim iniş yaptım... herkese çok teşekkür derim.
  • bu ülkeden hala umudu olanları gördükçe yeminle içim kıyılıyor artık. idrak edin olum artık, bu ülke geri dönülmez bir şekilde karanlığa girdi. tamam biz de biliyoruz, hiçbir zaman bir norveç, finlandiya, avustralya olamayacaktı zaten, bırak onları rusya'dan elini tam kurtaramamış azerbaycan, komünizmi hala atlatamamış bir doğu avrupa ülkesi bile olamayacaktı ama en azından sokakta yürürken katil olmak istemiyorduk lan eskiden.

    tarım alanları bitmiş, su kaynakları tükenmiş, ormanları yok edilmiş, şehirleri parsellenmiş bir toprak yığını burası artık olum, taşı maden, toprağı siyanür, suyu hes olmuş. bunlar paylaşılırken kendine zırnık kadar pay almayı marifet sanan çıkarcılarla vatan kurtarmaktan falan bahsediyoruz bak. boşa uğraşmayın, soysuzluğunu hırsızlığını, azgınlığını daha sessiz yapabilmek uğruna evlatlarımızı 20 yaşında gömüp "şehitlik çok güzelmiş cnm" edebiyatı ile acımızın bile üstünü örtmeye çalışan kahpelerle baş edemeyiz biz.

    cahil yetiştiren okullardan, ameliyat yapacak doktoru kalmamış hastanelerden, tükenmiş sanayiden, utanmasa vergi levhasına "ana faaliyeti: adam dövmek, öldürmek" yazdıracak esnaftan nasıl bir gelecek kurulabilir artık? yunan adalarına kaçmak isteyen suriyeli göçmene sahte can yeleği satmayı düşünen, planlayan, gerçekleştiren adam var aramızda. avuç kadar botlara onlarca insanı batacağını bile bile dolduruyorlar, hepimizin gözü önünde. aylan'ın bedeni kaç lira için kıyıya vurdu, bir insaflı açıklasın yahu?

    3 liralık doları, 5 liralık benzini, 50 liralık eti, cari açığı, ihracatı falan bütün bunları ciddi ciddi düşünmeyi bırakalım. yahu emel sayın'dan, fikret kızılok'tan, barış manço'dan, cem karaca'dan bir harf bile öğrenememiş, müzik diye "miş-miş, dan-dan, oh-oh" mertebesine batmış kepazelere maruz kalıyoruz. neşeli günler'den recep ivedik'e, uğur mumcu'dan selahattin çakırgil'e, kadir mısıroğlu'na, tuğçe kazaz'a... huzur bizi nasıl bulabilir?

    şiddeti marifet sayan, cehaleti kutsayan, töre diye bağnazlığa biat eden, gülmeyi aşağılayan, ölmeyi sıradanlaştıran insanlar her tarafımızı sardığı için korkuyoruz. açlığına şükreden, yalancılara mum diktiren, hırsızlara biat eden bu kaypaklar ordusundan bahsediyoruz. bu orduyla savaşamazsınız!! metroya metrobüse otobüse minibüse binerken, yaşınıza, kucağınızdaki çocuğa, özürünüze bakmadan üzerinize çıkan, "hadisene kardeşim" diyen orospu çocuklarının leş kokan nefesini hissediyoruz, kapıdan dışarı adım atınca, her yerde. nefretimize bata çıka yürüyoruz. lan 15 yaşında 16 kilo bir çocuk toprağa girdiğinde "ee su testisi su yolunda" diyenleri gördükçe bu ülkede insanlık bitmiş dedik hepimiz. özgecan'da, baran'da, yarbay'ın feryadında, öldürülen her insanda. en son da çoğumuzun oğluyla yeğeniyle yaşıt o zavallı çocuğun bedeni kıyıya vurunca insanlık bitti dedik dün.

    ne bitmez "insanlık" varmış bu topraklarda.
    yerin dibine batsın!
  • çocuk pornosunu izlemenın, barındırmanın yasak ama uygulamasının mübah olduğu ülke.
  • bu ülke, mavi işaretli olanından sıcak su akan muslukların; odanın lambasını yakmak için yukarı kaldırılan anahtarların; bir türlü yerine oturmayan kapılar ve kilitlerin; hiçbir zaman zeminle aynı seviyede kalamayan rögar kapaklarının; yapılmasının üzerinden daha bir ay geçmeden kırılan, çöken kaldırımların, yolların; işini layıkıyla ve sonuçlarını öngörerek yapmayanların; başına bir yaptırım gelmeyeceğini bildiği için umursamayanların; ardından da başına gelen kötü olaylar yüzünden yanlış kişi ve kurumları suçlayanların; hiçbir meselenin bağlantısını kuramayanların ülkesi.

    bu ülke, niteliği ve eğitimi sayesinde değil, tanıdığı ve parası yüzünden mevkilere erişenlerin; eyyamı ve adam kayırmayı adetten sayanların; kendinden başka kimseyi düşünmeyenlerin; kendi çıkarı için başkalarının hakkını yemeyi gelenek edinmişlerin; eğitimi, bilgiyi hor görüp aşağılayanların ülkesi.

    bu ülke, eğitim kurumlarının geldiği rezil hale ses çıkarmayanların, ses çıkaranları bastıranların; hayatında tek bir kitabın kapağını kaldırmayıp, tek bir araştırma, inceleme, istatistik görmeyip, aydınına, okumuşuna saydıranların; onlarca çöp üniversitenin yüzlerce çöp bölümünden hayata, kültüre, sanata, bilime, eleştirel düşünceye dair hiçbir entelektüel birikim elde etmeden, batak oynayıp son gece çalışarak verdiği sınavlarla mezun olup kendini bir bok sananların; alanına, uzmanlığına hakim olup dünyadaki gelişmeleri takip ederek nitelikli bireyler yetiştirmeye çabalamak yerine, intihalle, kıç yalamayla koltuklarına yapışıp akademinin içine sıçanların; devletin okullarını gerici propaganda üslerine çeviren yılanların ve buna karşı organize tepki koyamayan veliler ile öğretmenlerin ülkesi.

    bu ülke, çıkar için her fırsatta kanun değiştiren iktidarların; vatandaşını tahakküm odaklı kanun yapan devletlerin; birkaç bin liraya satın alınan hâkimlerin; kendini milletin ağası, devletin tabancası gören savcıların; bunlara karşı durup diş göstermek için bir türlü örgütlenemeyen, çıkar peşinde avukatların; denetimsizliğin, hukuksuzluğun, adaletsizliğin, her türlü kötülüğü yanına kâr kalanların ülkesi.

    bu ülke, bilime her konusu açıldığında direnç gösteren, yeri geldiğinde aşağılayan, fakat modern tıbbın nimetlerinden işi düştüğünde faydalanmak için ayakları kıçına çarpa çarpa koşan ikiyüzlülerin; göstermelik sosyal güvencelerin; rezil hastanelerin, doktor öldüren hasta yakını canilerin, yarım yamalak iş yapan ihmalkâr doktorların; sağlığına kavuşmaya çalışanları soymayı meşru gören yöneticilerin ülkesi.

    bu ülke, rüşvetin, yolsuzluğun, hırsızlığın, sömürünün, zerre karşılığı alınamayan, iktidar ve yardakçılarının ceplerine doldurulan vergilerin; verdikleri avantalarla milyarlık ihaleler alıp, üstüne vergilerini sildiren, katma değer için değil, görmemişliğini doyurmak için çalışan, inşaatından medyasına, sanayisinden finansına bütün sektörleri iktidarın altına peşkeş çeken, doğasından dokusuna memleketin her yerini talan eden açgözlü şerefsiz patronların ve olan bitene bir türlü sesini çıkarmayan, “bir gün ben de onlar gibi olacağım!” umuduyla bekleyen onursuz çalışan ve işçilerin ülkesi.

    bu ülke, yanlarından ayrılmanın birkaç saniye sonrasında arkandan konuşmaya başlayanların; terbiyesizlerin, gıybet meraklılarının, yan gözle bakanların, tepeden görenlerin, açık kollayanların; kendini en ahlaklı, en düzgün, en doğru göstermeye çalışıp, kapalı kapılar ardından en rezil, en ahlaksız, en leş hayatları yaşayanların; sözünün arkasında durmayanların; bir dediği diğerini tutmayanların ülkesi.

    bu ülke, “s*ken”, “a*ına koyan” erkeklerin; "delikanlılık" taslayıp karısını aldatanların, dövenlerin, öldürenlerin; tecavüzcülerin, pedofillerin, cinsel sapkınlıkların; kadın, lgbt, kürt, alevi, ne kadar kendinden farklı varsa hepsine nefret kusanların; zalimlerin, siyasal islamla iç içe geçmiş ataerkilliğin; biri sünni, türk ve erkek olmadığı sürece zaten sınırlı sayıdaki özgürlüklerine el koyulabilmesini, gerekirse hayatlarının ellerinden alınabilmesini meşru görenlerin; pisliğin, kokuşmuşluğun ülkesi.

    bu ülke, zevksizlik abidesine dönmüş şehirlerinde tek mimari ortak noktaları gerçek kıblelerine dönük çanak antenli evlerinde oturup, devletin propaganda kutusuna dönmüş televizyonlarındaki nefret saçan dalkavuk çığırtkanları, beyin öldüren yarışma ve programları, zerre entelektüel derinlik barındırmayan seri üretim rezil dizileri izlerken ağızlarından sular akan milyonların; ölüm haberleri verilirken muhabir arkasından gülerek kameraya el sallayanların; papağan gibi iktidar ne derse tekrar eden andavalların; aksini söyleyene sansürün, yasağın, baskının, dayatmanın; aksini söylemeye ortam sağlayabilecek resmin, müziğin, edebiyatın, tiyatronun, sinemanın, mimarinin, heykelin suratına tükürenlerin; olanı, işleyeni, estetiği, güzeli satan, satamıyorsa da yıkıp yerine kendi iğrençliğini dikenlerin ülkesi.

    bu ülke, nefretin, hoşgörüsüzlüğün, ayrımcılığın, düşmanlığın, mezhepçiliğin, hemşericiliğin, ırkçılığın, terörün, patlayan bombaların, parçalanan cesetlerin; sokak ortalarında, bodrumlarda, nöbet yerlerinde, görev başlarında, hapishanelerde, gözaltı odalarında, minare diplerinde infazların; ölümlerin, katillerin, ölülerin arkasından ölülere de, ölülerine feryat edenlere de küfredenlerin; haykırışlara sırtlarını dönenlerin; düşene bir tekme de kendileri vuranların ülkesi.

    bu ülke hiçbir zaman aydınlanmaya dönük, her alanda eşitliği, her anlamda özgürlüğü, temel insan haklarını, sosyal adaleti, mutlak barışı, yalnızca kendisi için değil, herkes için huzur ve refahı isteyenlerin ülkesi olmadı. çünkü bu ülkede bu değerlerin hiçbiri savaşılarak kazanılmadı, dolayısıyla gerçek değerleri anlaşılamadı.

    bizler hiç bunların savaşını vermedik ve bugün bu ülkede nefret edilen bir diğer azınlıktan başka bir şey değiliz. sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik hayatın bütün katmanlarındaki bu çürüme ve yozlaşma, bu ölçülemeyen boyutlara ulaşmış nefret, patlayan bombalar, söndürülen hayatlar, temennilerle, lanetlemelerle sona ermeyecek. eğer “bu ülke bizim de ülkemiz!” diyebilmeyi, içinde bulunduğumuz bataklıkta binbir zorlukla edindiğimiz bu “evrensel” değerlerin benimsenmesini, içine doğduğumuz bu lanetli toprakların da bizi ve bu değerlerimizi benimsemesini istiyorsak, bunun savaşını vermekten başka çaremiz yok.

    aksi takdirde “yabancısı” olduğumuz bu ülkede, hiçbir zaman yerimiz olmayacak.
  • son bir buçuk yılda tam altı tane dişim döküldü. en sonuncusu o kadar sallanıyordu ki dişciye bile gitmedim. en son dişimi çekerken ''geceleri böyle dişlerini sıkmaya, çeneni kitlemeye devam edersen dişin kalmaz yakında'' demişti hekim. canın yanıyordu, yemek bile yiyemiyordum. canımın yanması hoşuma gidiyordu. beynim, tüm duyularım, insani hislerim hepsi o diş acısına odaklanmıştı çünkü. en sonunda elime bir pense aldım zorlamadan kendim çıkardım. ağrısı dindi. diş acısı gitti yerine yine gönül sızısı kaldı.
    hayatımda yaşamadığım duyguları yaşıyorum.
    hayatımda ilk defa korkuyorum. ben bu yaşıma kadar kimselerden kokmadım. canımın yanması , terk edilmek, bir yakını kaybetmekten korkmadım ben. kendimden de korkmadım.
    artık korkularım var.
    çok korkuyorum.
    dün gece çok fena bir yağmur vardı burada. burnumu çeke çeke yürüdüm . kendime geldiğimde sahilin kenarına oturmuşum. elimde bir bira ve sigara sırılsıklam öylece bakıyorum fırtına ile yerle bir olmuş denize.
    sonra arkamı döndüm. yağmur ve karanlıklar içerisinde zar zor görülen evlerin pencerelerinden gelen ışıklara baktım bir süre. ağzımda bir küf tadı, burnumda bir yanık kokusu. burnum sızladı. ne acılar çekiliyor şimdi o duvarların arkasında. kim bilir hangi kadın dayaklar yiyor, hangi çocuk kendisine abi, baba,dede diye hitap eden canlıların tacizine uğruyor.. bu yağmurda işinden, okulundan gelen hangi kadın peşinde ki gölgeden kaçıyor.
    üşüdüm ben. ilk defa üşüdüm dün gece. tanıyanlar, bilenler her sabah yaz kış soğuk su ile yıkandığımı, sadece buzlu su içtiğimi mevsim ne olursa olsun nerede olursam olayım en fazla t-shirtin üzerine uyduruk bir şeyler giydiğimi..soğuğu ne kadar çok sevdiğimi bilir. ilk defa üşüdüğümü hissettim. ilk defa beni ısıtacak bir şeyin bu ülkede artık olmadığını fark ettim.
    üşümek çok kötü bir duyguymuş.
    özgecan geldi aklıma. kim bilir ne kadar üşümüştür, berkin geldi o hastane köşelerinde ne kadar üşümüştür. saçları iki hafta da beyazlayan ali korkmazın annesi geldi aklıma evladını kara toraklara verirken ne kadar üşümüştür.
    korkuyorum ben artık.
    yolda el ele dolaşan mutlu bir çift gördüğümde, evladı ile oynayan bir anneye baktığım da, sevdiklerim bana gülümsediğinde korkuyorum. bir hayvan gelecek bu mutluluğu bozacak diye korkuyorum. hiç tanımadığım bir insanın gülümseyen bir fotoğrafını görünce artık içim sızlıyor. bir gün bu gülüşü kaybolur mu?
    babası bir inşatta ölür mü? annesi bir gün mutlu olmadığında gitmek isterse öldürülür mü? kardeşini karanlık bir sokak da linç ederler mi? bir sapık ''seviyorum lann'' diye haykırıp midesine bir bıçak sokar mı?
    aklım bir geliyor bir gidiyor artık.
    üşüyorum ben bu ülkede. çok üşüyorum.
    sevdiğim insanlar yüzüme baktıklarında mutlu olduklarında ağlamak istiyorum.
    korkuyorum artık.
    omuzlarım her geçen gün daha bir çöküyor. ben ki hayatı son damlasına kadar sömürmeye daha on altı yaşımda söz vermiştim. ölmek istiyorum bazen. bazen bir araba falan çarpsa beynim aksa. hiç görmesem hiç duymasam istiyorum.
    çok üşüyorum. üşümeyi sevmiyorum.
    ilaç, anti depresan uyuşturucu falan da kullanamıyorum. belçika'lı epey tanınmış bir psikatrist arkadaşım var. dün ona anlattım tüm dertlerimi.epeydir bura da yaşıyor. yardım istedim. saatlerce konuştuk ''zaten bunları görüp de rahat uyuyorsan sorunların var demektir. ben sana yardımcı olamam zaman ver kendine'' dedi.
    bu laftan sonra üşümeye başladım ben. bitmeyecek çünkü bu kahpelikler. zombi sürüsü gibi çoğalıyor bu güzel ülkeyi bana dar eden yaratıklar.
    bunun bir çaresi var mı?
    neden üşüdüğümü biliyorum ama adını bile koyamıyorum. çaresini nasıl bulacağım.
    saatlerce baktım durdum özgecan'ın resmine.
    saatlerce baktım o ana kuzusunun şimdi üzerinde zıplayan, onu suçlayan, nereli olduğıunu sorgulayan yaratıklara.
    çok üşüyorum ben artık bu ülke de. burnumu çekmeye başlıyorum durup dururken.
    kendimden, erkekliğimden tiksiniyorum.
    kimseleri çok sevmemeye çalıştım ömrümce. hep uzak durdum aşık olmaktan bağlanmaktan. birgün çok sevdiğim birisini kaybedersem ne yaparım? diye avuttum kendimi.
    yüzü karalarda bir damla göz yaşı ile bana bakan madenci abim olmuş
    meydanlarda yuhalanan berkin'in annesi ablam olmuş
    ali korkmaz kardeşim olmuş.
    özde ve onlarcası benim sevdalım olmuş da haberim yokmuş.
    bir yerlerimden bir şeyler kopuyor artık.
    çok üşüyorum.
    ne kadar sevmiştim oysa seni. üç tarafı denizler ile her santimetre karesi acılar, gözyaşları, dermansız dertler ile dolu ülkem.
    hep içimi ısıtırdın oysa. kar yağarken bile buzlu su içerdim koynunda.
    çok kaçtım senden. hep geri döndüm. çok iyi bir adam olmadım ama ben bunu hak etmedim..
    kırgınım sana. küskünüm. beddualar, küfürler de edemiyorum artık.
    umudum kalmadı senden. ben vazgeçiyorum. seni hiçbir zaman affetmeyeceğim türkiye..
  • türkiye'nin gidişatı gidişat değil.

    akp hükümeti 80 darbesinden sonra ülkedeki baskın iki siyasi hareketin başının ezilmesi ile birlikte palazlanan din odaklı hareketin meyvesini toplamaya başladı. artık tek başlarına kanun yapma ve yaptıkları kanunu içlerinden gelen cumhurbaşkanı sayesinde diledikleri gibi yürürlüğe koydurtma şansları var.

    özellikle 80'den itibaren askeri vesayetin mikro düzeyde eziyet ettiği bu güruh, erki eline geçirince kendilerine yapılan eziyeti karşılarındakine yapmaktan kaçınmıyor. bir şansları vardı, gerçekten bu ülkeyi daha özgür bir hale getirebilirlerdi, tasfiye ettikleri askeri vesayetin tehditi ortadan kalktıktan sonra bu ülkede ne türban takana, ne mini etek giyene, ne beş vakit namaz kılana ne de ateistine ses edilmeyecek bir ortam yaratma şansları, güçleri vardı. yapmadılar. intikam duyguları baskın geldi.

    tasfiye ettikleri askerin yerine kendi askerleri olan polisi koydular. yargı organlarını kendi yandaşları ile doldurdular, yürütme zaten kendilerindeydi, yasamayı da meclis çoğunluğu sayesinde ellerinde tutunca güçler ayrılığı bitti.

    şimdi kağıt üzerinde demokrasi, pratikte ise diktatörlük rejimi hakim.

    muhalefet uyuyor; chp'den haber alınamıyor. mhp zaten muhalefet falan değil, ülkede tek etkin muhalefeti yapacak akla sahip bdp'nin derdi zaten farklı.

    2011 genel seçimlerinde %50 oy alan akp'den öyle ya da böyle memnun olmayan partilerin oy oranları toplamda %46 falan. bunun %13'ünü memnuniyetsizmiş gibi gözüken ama kürtlerle ilgili olanları hariç her kritik oylamada akp'nin yanında olan mhp oluşturuyor.

    olay şu ki, seçimin dinamikleri gereği akp %50 oy almasına rağmen, mecliste halkın %60'ını temsil ediyor. 550 sandalyenin olduğu meclisin 330 sandalyesi akp'nin. halbuki %50'nin karşısında tek bir parti %46 alsa, ya da mhp'yi yine geçiyorum, %33 oyu bir parti %13 oyu yine mhp alsa bu güce erişemeyecekler. daha uzlaşmacı olmak zorunda kalacaklar. her istediklerini yapamayacaklar.

    mevzu dönüp dolaşıp bu tek paydası akp karşıtı olmak olan güruhu birleştirmeye geliyor. ama birbirleriyle öyle çelişiyorlar ki.

    bdp'nin atatürk ve chp alerjisi, chp'nin ulusalcı diye nitelendirilen dogmatik kemalist çizgisiyle taban tabana zıt. o kadar zıt ki, bir noktada bdp akp'yi kendine daha yakın buluyor. çünkü akp'de de aynı alerji var. bu noktada bdp ile akp bu sefer de chp karşıtlığı paydasında buluşuyorlar. bdp haklarımız, halkımız dedikçe chp içindeki statükocu kesim atatürk türkiye'sini yıktırtmayız diye ayaklanıyor, bdp'nin karşısında safları sıklaştırıyor. farkında değiller ki atatürk türkiyesi'ni bdp yıkmıyor.

    akp'nin karşısında buluşabilecekleri tek ortak nokta olan özgürlüklere müdahale kısmında da yine doğaları gereği karşı karşıya geliyor. çünkü chp'de hakim olan görüş özgür olalım ama kürtler o kadar da özgür olmasınlar. özgürlüğü durumları/kültürleri/geçmişleri gereği hakkaten önemseyebilecek tek hareket olan bdp ise dediğim gibi kendi derdinde, farklı bir ajandası var ve bu ajanda akp tarafından ara sıra beslendikçe seslerini çıkarmıyorlar.

    ama çok geç olacak. tüm özgürlükler elimizden alındıktan sonra birleşecek bir ortam da kalmayınca gerçekten çok geç olmuş olacak.

    iki ihtimal var bu yüzden. ilki çok olası gözükmüyor. dediğim gibi akp karşıtı olan tüm fraksiyonların bir olması. seçime girmesi. akp'nin elinden yasama gücünü alması. sonra zaten bir kalamayacakları için dağılıp kendi siyasetlerine bakmaları. ama bunu göze alamazlar, kendi seçmenlerine anlatamazlar durumu. zaten kendi seçmenlerine anlatacak kadar da ileri gidemezler, alerjen durumları müsade etmez.

    ikincisi ise bu hareketlerin içinden gerçekten insana, özgürlüğe, barışa ve eşitliğe değer veren insanların birleşerek bambaşka bir hareket kurması. bu hareketin ben ülke genelinde büyük bir güç haline gelip iktidar olabileceğine ihtimal vermiyorum. ama etkin muhalefet yapmak da bir hedeftir. zaman içinde güçlenerek sesini yükseltmesi bir başarıdır. akp'nin aldığı %50 oy içerisinde duyguları istismar edilerek kullanılmış proleteryanın aslında daha iyi şartlar altında yaşayabileceğini doğru bir şekilde anlatarak akp'yi güçsüzleştirmek hedefleri arasında olmalıdır.

    yazarken acı bir şekilde farkettiğim ise bu ikinci güzel ihtimalin ilkinden bile zor olması. çünkü steinbeck'in "amerikada sosyalizm tabana yayılamadı çünkü fakir insanlar kendilerini sömürülen proleterya değil henüz zengin olamamış milyonerler olarak görürler" sözünü hatırlatan bir toplum var. bu ülkenin yapısı bozuk. bilinçli olarak cahilleştirilmiş halk, ne zaman devrim gerçekleşecek olsa yapılan darbeler ve insanın malesef içinde olan bencillik duygusunun birleşimi sayesinde kısa yoldan zengin olabilmenin hayalini kuran fakir insanlar ezildikleri zaman ilerde ezmenin, aç kaldıkları zaman ilerde voliyi vurmanın, sömürüldükleri zaman da sömürmenin hayali ile yaşıyorlar. ve bu hayalin canlı örneği iktidarda iken kendilerini onlarla özdeşleştirip "yiyolar ama çalışıyolar abi" aymazlığını onaylıyorlar. en son çıkan cep telefonunu düzgün bir geliri olmadığından kredi kartı olmasa bile 24 ayda alabileceği sistem kurulu, demek ki durumum o kadar da kötü değil diyor. hayalleri tasarlanmış, o tasarımın içinde daha iyi bir ülkede yaşamak yok. daha rahat yaşamak var, sabun köpükleri ile arada rahat yaşıyormuş ilüzyonunu sunuyorlar.

    ufak galibiyetler veriyorlar, zafer ise onların oluyor. taban böyle olunca da tünelin ucunda ışık gözükmüyor.
  • son 7-8 aydır içinde yaşayan 7'den 77'ye herkesin sıyırıp tırlattığı bir ülkedir.

    bugün, bu ülkede ortalama 1-1.5 saatlik bir ana haber bültenini izlemeye kalktığınızda göreceğiniz şeylerin tam sıralı listesi şu şekildedir;

    -meclisteki sözlü, yumruklu, uçan tekmeli, su ve bardak fırlatmalı kavgalar.

    -herkese fırça çeken, posta koyan, gider yapan, kendinden olmayanı yeren, olur olmadık her şeyin açılışına giden ve açılışta da fırçalara, giderlere, postalara devam eden, gazeteci azarlayan, mhp'ye mehape, chp'ye de cehape diyen bir başbakan.

    -inanılmaz yolsuzluk davaları, yerleri değiştirilen polis, polis amirleri, savcı ve hakimler.

    -protesto yapan kamyoncu ve tırcılar.

    -protesto yapan avukatlar.

    -protesto yapan taksici ve servisçiler.

    -protesto yapan doktorlar.

    -fırça çeken bir başbakan.

    -protesto yapan öğrenciler.

    -protesto yapan doktorlar.

    -sinirden kızarmış tüm gücüyle bağıran başbakan.

    -protesto yapan futbol taraftarları.

    -iki de bir "ben bilmem başbakana sorun bence siz onu" diyen yardımcısı.

    -bir şeylere bağıran bir başbakan.

    -protesto yapan kuyumcular. (ki böyle bir şeyi tarih yazar mı bilmiyorum)

    -protesto yapan partililer yahut sivil halk.

    -birilerine atar yapan bir başbakan.

    -grev ve protesto yapan işçiler.

    -kocasından boşanmak istediği için öldürülen kadınlar.

    -paralel yapı.

    -çocuk istismarı ve hayvan zulmü ve katliamları.

    -kafayı yeyip çatının tekinden kendini atmaya çalışan vatandaşlar.

    -herkesi suçlayan bir başbakan.

    -paralel yapı.

    -sansür ve yasakların özgürlük uğruna yapılan hareketler olduğunu bağıra bağıra, sinirli sinirli haykıran bir başbakan.

    -paralel yapı.

    -başbakan sinirli.

    -yolsuzluk.

    bla bla bla.

    10 kişi değil, 10.000 kişi değil, herkes sıyırmış durumda.

    cumhuriyet tarihi böyle bir kaosa şahit olmuş mudur bilmiyorum. hani, cumhuriyetle yaşıt bir insanı bulup, sorsak böyle bir kaosa hiç denk geldiniz mi, böylesine bir kargaşaya tanık oldunuz mu diye ne cevap verir bilmiyorum.

    lan kuyumcunun kepenk kapatıp sokağa protestoya çıktığını tarih yazar mı abi? herkes sıyırdı, inanılmaz şeyler oluyor.

    televizyonlarda lan demek, salak aptal bilmem ne demek yasak. tosun paşa izliyorsun, sansürden reklamlar da dahil 75 80 dakikada bitiyor film. bir şey izlemeye yelteniyorsun biiip sansür. allah belamı versin ki geçen gün bir kemal sunal filmine bakınırken mini etekli bir kadının bacaklarının mozaiklendiğini gördüm ben.

    bugün sokakta hakkını aramak için protestoya kalkan insan ölüyor. öldürenler de çıkıp pişkin pişkin "hafifçe dürttüm yerdeyken" yahut "oruç tutmaktan kan şekerim düştüydü hatırlamıyorum bu adamı" dediği bir ülkedir türkiye.

    atılan yalanların haddi hesabı yok.

    zamlar almış başını gidiyor, bugün maltepe sigarasının 6 lira olduğu bir ülkedir türkiye. akşam 10'dan sonra içki yasağının olduğu, biranin 5 liraya, büyük rakının 60, litrelik rakının ise 80 liraya vurduğu, doların rekor üstüne rekor kırdığı, ortalama bir doğalgaz kullanımının aylık en az 150 lira, su-elektrik her şey uçmuş, ekmeğin 1, simidin 1.5 lira olduğu, kiraların özellikle istanbul'da korkunç olduğu bir ülke türkiye.

    kendinden ayrılmak istiyor diye karısını öldürenlerin günden güne arttığı, pedofili sapıkların ceza bile almadan etrafta dolaşabildiği bir ülke türkiye.

    kutuplaştırmaların olduğu, benden olmayan düşmanımdır mantığının aşılandığı, muhalefetin yasak olduğu, ses çıkarmanın günah olduğu bir ülkedir türkiye.

    garip garip ses kayıtlarının ortalıkta cirit attığı, samanyolu tv'nin muhalefet yaptığı bir ülke, her şey tersine döndü lan, stv muhalif bir kanal oldu. ana haberlerine bakın göbek atın resmen.

    internette yazdığınız bir şeylere binayen emniyetten birilerinin kapınızda belirebileceği bir ülke oldu türkiye.

    hırsızların hayırsever, tecavüzcülerin masum, muhalif olan herkesin ise günahkar ve alçak olduğu bir ülke haline getirilmiştir türkiye.

    kemal kötü, devlet kötü, selahattin kötü, sırrı kötü, gazeteci kötü, savcı kötü, doktor kötü, o kötü bu kötü, recep tayyip erdoğan iyi. kahraman.

    hoş kalın gözüm, geçmiş olsun.
  • genel sitcom havasindan dolayi bu aralar "turkler hakli biz daha cok turk oldurduk, ozur dilemesi gereken biziz" diyen bir ermeniye ihtiyaci var gibi duruyor.

    hayal edebiliyorum youtube yorumlarini

    - hll olsun walla!! iste aklibsinda biri!! hll 0 +1
    - senin dedeni ben siktim gotveren -5 +1
    - tamam len seni oldurmicez xd xd xd -1 +3
    - ermeninin ozru bize lazim degil 24 saatte erivandayiz ccc mhp ccc 0 +5

    atsiz veletlerinin yorumlarini

    [saga bakan general resmi]: oteberi kardesim boruktoke otagdasim dorukbasi enikbesim ermeni dolleri de sonunda cozuldu. ikinci asama geliyor gumbur gumbur.
    [sola bakan general resmi]: kendi davasinin arkasinda bile durmaktan aciz doneklerdir bu dolleri bozuklar. anneleri atlarla sikismis bunlar olmus. neyse ki biz saf ve temiz bir irkiz.

    yilmaz ozdil koseyazilarini

    o kim?
    ermeni
    nerden?
    ermenistan
    ne demis?
    biz ozur dilemeliydik
    takan kim?
    yok!
  • -sınır tanımayan gazeteciler (rsf) örgütü 2014 dünya ifade özgürlüğü endeksine gore turkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 154. sırada

    -oecd tarafından yayımlanan yaşam kalitesi endeksi’nde 34 ulke arasinda sonuncu.

    -pısa arastirmasina gore türkiye ortaöğretim kalitesinde 65 ülke arasında 44. sırada

    -insani gelisim endeksine gore 186 ulke arasinda ekvador ve jamaikanin altinda 90.sirada.

    -the economist ıntelligence unit" tarafından hazırlanan ve 2005 yılını kapsayan yaşam kalitesi endeksinde turkiye trinidad ve tobago nun bir basamak ustunde 50. sirada.

    -bm’nin kadın erkek eşitliği açısından raporlarına bakıldığında türkiye’ dünya sıralamasında 134 ülke arasında 126.

    - gazetecileri koruma komitesi (cpj) 'hapisteki gazeteciler raporu'na gore turkiye 186 ulke arasinda birinci.

    - ımf projeksiyonlarında türkiye’nin 2015 yılında 69.7 ve 2016 yılında ise 80 milyar dolar cari açık vereceği ve cari acikta dunya besinciligine oturacagimizi ongoruyor. halihazirda 8. siradayiz.

    -twitter yasagindan once freedom house tarafından yapılan internet ozgurlugu siralamsinda turkiye banglades in altinda 38. sirada.

    -2013 dünya kölelik endeksi arastirmasina gore turkiye 162 ulke arasinda 90. sirada.

    -küresel rekabet: küresel rekabet endeksi, dünya ekonomik forumu tarafından her yıl yayınlanan çok kapsamlı bir endekstir. 148 ülkenin değerlendirildiği 2013-14 endeksine göre, türkiye 44. sırada yer almaktadır.

    -global inovasyon endeksi (http://www.globalinnovationindex.org/): bu endeks cornell üniversitesi, insead ve birleşmiş milletler’in bir yan kuruluşu olan dünya fikri mülkiyet organizasyonu tarafından yayınlanmaktadır. bu endeksin hesaplanmasında inovasyon girdileri ve çıktıları kullanılmaktadır. bu endekse göre yapılan sıralamada, türkiye dünyadaki 142 ülke arasında 68. sırada yer almaktadır.

    -global yaratıcılık endeksi: bu endeks toronto üniversitesi’ne bağlı olan martin prosperity ınstitute tarafından yayınlanmaktadır. ekonomik gelişimin 3 bacağını teknoloji, yetenek ve hoşgörü olarak tanımlayan bu endeks 82 ülkede sürdürülebilir refah beklentilerini ülkedeki ekonomik, sosyal ve kültürel faktörlere dayandırarak ölçmeyi hedeflemektedir. türkiye, ar-ge yatırımlarında 37., araştırmacılarda 44., inovasyonda 54. ve teknoloji endeksinde 51. sırayı almıştır. yetenek endeksinde 59., tolerans endeksinde ise 64. sırayı alan ülkemiz, toplam yaratıcılık endeksinde ise 82 ülke arasında 68. sırada kalmıştır.

    -ıntelligence unit’in 2013’de hazırladığı doğulacak ülkeler raporunda ilk sıralarda yine iskandinav ülkeleri ve hollanda yer alırken, türkiye ise 25 yıl önce 41. sıradayken 2013’de 51. sıraya düşmüş. bu rapor ülkelerin sağlık güvenlik ve refah konusundaki durumlarına göre değerlendiriliyor.

    -dünya ekonomik forumu 2014 global bilgi ve teknoloji raporuna gore turkiye egitim kalitesinde 91. sirada.

    - corruption perceptions index, turkiye 2013 itibariyle 53. sirada (2014'te cok cok dusmesi surpriz olmaz):

    http://cpi.transparency.org/cpi2013/results/

    - ıtuc global rights index (workers' rights), turkiye olabilecek en kotu ikinci skor olan 5 almis (5+ almak da mumkun)

    http://www.ituc-csi.org/…/survey_ra_2014_eng_v2.pdf

    -dünya için iyilik yapan ülkeler listesinde türkiye 79. sırada. http://goodcountry.org/

    -credit suisse tarafından yayınlanan 2014 yılı küresel refah raporu’na göre türkiye'de 2000 yılında refahın yüzde 67’sini elinde bulunduran en zengin yüzde 10’luk kesimin payı 2014 itibarıyla yüzde 77.7’ye yükseldi.

    -bugün (8 aralık 2014) peru-lima’da germanwatch ile küresel iklim ağı-avrupa’nın (can europe) birlikte hazırladığı iklim değişikliği performans endeksi açıklandı. salımların %90’ından sorumlu 58 ülkenin değerlendirildiği rapor ile ülkelerin iklim değişikliği ile ilgili son performansları değerlendirildi. türkiye listede “çok kötü ülkeler” kısmına girerek 51. oldu.

    -avrupa birliği (ab) hava kalitesi haritası’na göre avrupa’nın en kirli havası türkiye’de. dünya sağlık örgütü’ne göre her sene türkiye’de 28 bin 181 kişi hava kirliliğine bağlı nedenlerle hayatını kaybediyor

    -uluslararası şeffaflık örgütü’nün, ‘2014 yolsuzluk algı endeksi’ne göre, türkiye yolsuzluk konusunda son 6 yıldaki ilerlemesini ‘sıfırlayarak’ 50 puandan 45 puana düşerken, 11 sıra birden geriledi. 2013 yılında 53’üncü sırada yer alan türkiye, 2014’te 175 ülke arasında en büyük düşüşü yaşayarak 64’üncü sırada yer aldı.

    - dünya ekonomik forumu wef raporuna göre türkiye, kadın erkek eşitliğinde 142 ülke arasında tunus (123), bahreyn'in (124) ardından 125. sırada. daha detaylı bilgi için bkz

    - world happiness report (dünyanın mutluluk raporu) tarafından yapılan araştırmaya göre türkiye dünyadaki en mutlu 79. ülke. ilk 10 arasında yer alan ülkeler ise sırasıyla finlandiya, hollanda, isveç, yeni zelanda ve avusturalya. abd listede 15. sırada yer bulurken, almanya 26. oldu. ekonomik krizle mücadele eden yunanistan 102. iç savaşın yaşandığı suriye ise 158 ülke arasında sonuncu sırada yer alan togo'nun 2 basamak üzerinde yer aldı. (2015)

    -oecd araştırmasına göre "son 12 ay içinde sizin veya ailenizin ihtiyacı olan yiyeceği almak için yeterli paranızın olmadığı oldu mu?" sorusuna verilen "evet" cevabı miktarına göre türkiye 32.3% ile baştan 3. sırada. (2015)

    -15-29 yaş arası ne çalışan ne de öğrenim gören genç yüzdesine göre türkiye 31.3% ile birinci sırada. (2013 ve sonrası) oecd

    -türkiye yoksulluk eşiğinin altında yaşayan nüfus yüzdesi sıralamasında 19.2% ile 2. sırada (2013 veya en sonrası) oecd

    -dünya adalet projesi çalışmasına göre türkiye hukuk devletleri sıralamasında 102 ülke arasında 80. sırada.
    http://worldjusticeproject.org/…les/roli_2015_0.pdf (2015)

    -abd'li araştırma şirketi gallup'un 148 ülkeyi kapsayan küresel mutluluk endeksinde türkiye, bangladeş ve sırbistan'la birlikte sondan üçüncü oldu. (2015)

    -pew research tarafında yayınlanan ve 34 ülkeyi yaşam kalitesine göre sıralayan araştırmasına göre türkiye yunanistan ve şili'nin altında 33. sırada yer aldı.(ekim 2015)

    -world justice project 2015 raporuna göre türkiye 102 ülke arasında 80. sırada. aynı rapora göre yürütmenin yarıyı etkilediğini düşünenlerin oranı %86. (aralık 2015)

    -internet gelişmişlik endeksi (itu ict development index) 2015 raporuna göre türkiye st. vincent and the grenadines adlı ülkenin bir basamak altında 69. sırada yer aldı. (aralık 2015)

    -oecd yaşam kalitesi endeksi 2015 raporunda türkiye diğer oecd ülkererine şükür namazı kıldırdı. herkesin 11 yapraklı çiçeklerle tamamaldığı raporu 9 yaprakla tamamlayarak kalkınma yarışına renk kattı. (aralık 2015)

    -new york merkezli gazetecileri koruma komitesi'nin (cpj) yıllık raporuna göre, en fazla tutuklu gazeteci bulunan ülkeler listesinde türkiye beşinci sırada. geçen yıl türkiye aynı listede 10'uncu sırada yer almıştı. cpj, türkiye’nin 2012 ve 2013 yıllarında en çok gazeteciyi hapseden ülke olduğunu da bildirmişti. (aralık 2015))

    2016

    -ekonomik işbirliği ve gelişim organizasyonu'nun (oecd) 15 yaşındaki öğrenciler üzerinde her 3 yılda bir defa yaptığı uluslararası öğrenci araştırma programı (pısa) sınavına paralel olarak yapılan bir ankete göre, oecd'ye üye olan ülkeler arasında okulu en fazla asma (dersten kaçma) oranı, ortalamanın 3.73 katıyla türkiye'ye ait. (2016)

    - uluslararası şeffaflık örgütü küresel yolsuzluk endeksi raporuna göre türkiye geçtiğimiz seneye (2015) oranla 14 puan daha kaybederek 42 puanla kendine avrupa ortalamasının gerilerinde yer buluyor. aynı araştırmaya göre türkiye yolsuzluk algısı en hızlı kötüye giden 5 ülkeden biri oldu.

    - küresel yolsuzluk karşıtı koalisyon transparency international’ın her yıl yayınladığı yolsuzluk algı endeksi’ne göre, türkiye meksika’nın ardından oecd (ekonomik kalkınma ve işbirliği örgütü) üyeleri içinde yolsuzluğun en çok görüldüğü ikinci ülke.

    - ekonomik işbirliği ve kalkınma örgütü'nün (oecd) "2016 tek bakışta eğitim" adlı yıllık bir raporuna göre
    türkiye 38 oecd üyesi ülke arasından 35. sırada yer aldı.

    - merkezi washington’da bulunan özgürlük evi (freedom house) ülkelerde internetin ne kadar özgür olduğunu incelediği yıllık raporunu açıkladı. dünya genelinde özgürlüklerin durumunu takip eden özgürlük evi’nin (freedom house) “nette özgürlük 2016” raporunda türkiye’nin kategorisi “kısmen özgür” seviyesinden “özgür olmayan” seviyesine indirildi. raporda ülkelere, internet özgürlüğünde “0” en özgür, “100” en az özgür olmak üzere not veriliyor. türkiye “61” puanla raporda “özgür olmayan ülke” kategorisine yerleştirilen 20 ülke arasında yer aldı.

    - oecd tarafından her 3 yılda bir düzenlenen pisa değerlendirme sınavının 2015 sonuçlarına göre sondan üçteki yerimizi koruduk, 65 ülke arasında ise 44. geldik. kaynak

    - oecd okuduğunu doğru anlama değerlendirmesi açıklandı. raporun sonucuna göre türkiye okuduğunu anlamada değerlendirilmeye katılan ülkeler arasında sondan üçüncü sırada bulunuyor.
    https://www.oecd.org/…s-matter-9789264258051-en.htm

    2017

    - dünyanın en güvenli ülkeler sıralamasında türkiye 143. oldu. ekonomi ve barış enstitüsü, ülkelerin huzur ve güvenlik seviyelerini değerlendirdiği raporunu açıkladı.rapora göre dünyanın en güvenli ülkeleri arasında, 163 ülkenin bulunduğu listede, türkiye 143. oldu.

    - world press freedom index 2017 raporuna göre türkiye basın özgürlüğü sıralamasında kongo'nun altında 155. sırada yer alıyor. https://rsf.org/en/ranking

    - ''işçi sağlığı ve iş güvenliği meclisi’nin verilerine göre en çok işçi ölümünün gerçekleştiği il 262 kişiyle istanbul oldu. istanbul’u 89 ölümle kocaeli, 81 ölümle bursa, 74 ölümlü kazayla izmir takip etti. bu rakamlar türkiye’yi avrupa’da birinci dünyada ise üçüncü sıraya yerleştirdi.''

    - the spectator index 2017 raporuna göre türkiye eğitim kalitesi sıralamasında 101. sırada yer aldı. https://twitter.com/…ndex/status/914353303928037376

    arastirip eklemeye devam edecegim.
    uluslarasi gecerligi ve guvenilirligi olan arastirmalar biliyorsaniz lutfen siz de benimle paylasin bunlari.

    not: kimi zaman hamaset yaptigim ve konuyu bulandirdigim yonunde elestiriler aliyorum sizden. bu sefer sadece arastirmalari koydum, yorum bile yapmadim bakalim buna ne kulp takacaksiniz.
  • sıkıldım artık.

    vatan haini değilim. özünde hiçbir bayrağa, millete, dine ait değilim. hiçbir zaman bir parçası olmaktan mutluluk, gurur duymadım. ama sıkıldım. bıktım.

    coğrafyanın herhangi bir yerinde doğabilirdim. farklı bir ulusun standart bir ferdi olarak büyüyebilirdim. denk gelen yer burası. "öyle yazılmış" diyen susakların arasında kalakaldım. bu coğrafyada ölenler var. sik sok toprak parçası için ağlayanlar, ağlatanlar var. iki oy fazla alabilmek için, toplumun yarasını eşeleyip, bakın yaranla ilgileniyoruz diyen orospuçocukları var. kanla beslenip, kan akıtanlar var. sen alevisin, ben sünniyim (vice versa), sen galassaraylısın ben fenerliyim, geber piç diyenler var.

    siyahın içine giriyoruz. giriyorsunuz. ve lanet olsun, kendi sikinin derdinde olan beni de içinize çekiyorsunuz.

    insan öldüren, gafil avlayan, suçsuzu cezalandıran orospuçocukları, yok olun.

    akşamın 10'unda işine giden, otobüs bekleyen, bayramlaşmadan dönen, az önce kestiği kız aklında olan insanları rahat bırakın. siktirin gidin.

    en azılı hümanisti bile nefret suçlusu haline getirebilecek bir yer burası. kürt'ünde de var karaktersizlik, türk'ünde de, laz'ında da. hepsi kişiliksiz. hepsi öncesiz kan davalarının faşist sempatizanları.

    siktirin gidin.
    başım ağrıyor, ağladıkça.

    anne ağlatanın, annesi ağlasın.