şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
  • birinci gün: muayene sonucunda bir sürprizle karşılaşmamak adına, randevudan bir gün önce aracı yıllardır götürdüğüm ve onu neredeyse benden iyi tanıyan ustaya kontrol ettirdim. “bakmaya gerek yok, bu da muayeneden geçmezse, hiçbir araç geçemez” dedi. bir doktor bunları benim için söylese bu kadar havalara girmezdim. sevincimi çaktırmadan “sonuçta ihtiyar bir araba, saha zahmet orayı da kontrol et, buraya da bakıver” gibi rica minnet ısrarlarıyla, bikaç sene sonra 50 yaşına basacak arabama sağlam bir kontrol yaptırdım. ustamız da usta hani! ne güzel böyle bir ustaya denk gelmek vs. gibi yalaka iç seslerle ustaya güzellemeler yapıp durdum.

    ikinci gün: erken gitmenin bu dertten kurtulmam için bana bir fayda sağlayabileceği sanrısıyla (türkçesi geri zekalılığıyla) randevu saatinden bir saat evvel tüvturk istasyonlarından birine seğirttim. (gözüken o ki, içimdeki çevirmeni de yanımda götürmüşüm) erken gitmenin faydası bir yana, sıranın bana gelmesi iki saatlik bir rötarla gerçekleşebildi. ağustos sıcağı beynimi nasıl kavurduysa artık, sırada bekleyen araçların plakalarından “bir kelime bir işlem” oyununu oynamaya başladım. sıra bana geldiğinde joker harflere ihtiyaç duymaz bir seviyeye ulaşmıştım. aracı kontrolöre teslim edip sonucu beklemeye koyuldum. işini bitiren denetçi, arabayı bana teslim ederken cam sileceğinin su püskürtmediğini söyledi. birlikte bakınınca su deposunun boş olduğunu fark ettik. beklemesini rica edip elimdeki şaşalın soyunu içine boşalttım. o “gerek yok” deyip hızlı adımlarla sıvışırken 50 kuruşluk suyu 1 liraya satın almış olan ben, herifin ardından “çanağının yayını miktiğimin, sanki silecek suyuyla abdest alacak” gibi ne manaya geldiğini şuan anlayamadığım küfürler ettim. kontrolör rapor işlerini tamamlayıp yanıma geldi ve otomobilin arka fren hortumlarında çatlaklar bulunduğunu ve ilgili hortumları yeniletip kontrol için bir ay içerisinde tekrar randevu almam gerektiğini söyledi. bu mala çalan arkadaşımız, hayatımı kurtardığını ima ederek “allahtan hortumlar henüz patlamış değil” gibisinden laflarla beni uğurladı. elime tutuşturduğu kağıtta, silecek suyunun olmamasını da rapor etmiş olduğunu gördüm. yolda boyunca içimde kalmaya pek de niyetli olmayan iç sesim, ustayı anıp durdu “bi de kontrol ettirdim o kadar, ulan usta gibi senin ben”

    üçüncü gün: parçacıdan hortumları satın aldım.
    ne? bu kadar lan, başka bir aksiyon olmadı valla. hortumlar o kadar ucuzdu ki, konuyu kısa bir süreliğini de olsa gündemimde tutacak bir sitemde dahi bulamadım. bundan mıdır bilmem, dönüşte trafiğe takılmışken eski sevgilimi hatırladım. gitgide seyrelen ve çağrışımlardan uzak anımsayışlardan herhangi birisi... ne özlem var bunda, ne de öfke; öylesine, bomboş bir hatırlayış işte. böyle zamanlarda insan anımsananı değil de, anımsamanın bizzat kendisi üzerine düşünmeye başlar. alışkanlıklar ve yalnızlıklar bile aşılmışken, eski bir sevgiliyi; ona dair herhangi bir meramı, özlemi kalmamışken neden bütünüyle unutamaz insan? yoksa aşkın bizzat kendisi midir, eski bir sevgilinin bellekte git gide siluetleşen yüzüyle insanı dürtüp duran?
    konuyla alakasız bu mevzuyu kapatırken, araç muayene entry’sine dahi “eski sevgili” anekdotu ekleyebildiğimi göstererek ne denli iyi bir “sözlük suseri” olduğumu umarım ispat edebilmişimdir.

    dördüncü gün: hortumları yenileriyle değiştiren usta, eski hortumlarda herhangi bir çatlağın bulunmadığını söyleyerek, kıl bir denetçiye denk geldiğimi iddia etti. uzattığı hortumları iyice inceledikten sonra kendisi hakkında hiçbir zaman en ufak bir şüpheye düşmediğim ustama her zamanki gibi hak verdim. araba satın almadan önce ustanı bulacaksın, diyen eskilerin de ne denli haklı olduklarını tekrar idrak etmiş oldum.

    beşinci gün: aracın tespit edilen ağır kusurunun giderildiğini gösterebilmek için ”tekrar muayene randevusu” almak icap etmektedir, bu yüzden bikaç gün sonrasına bulduğum randevuyu aldım ve günü gelince de istasyona gittim. (görüldüğü üzere bu defa, olabildiğince türkçe gittim) bekleme süresi ilk muayenedekinden çok daha uzun sürdü, çünkü kimi elemanlar yıllık izinlerini kullanmaktalarmış. anladığım kadarıyla tüvtürk yöneticileri, randevu alım sayısını belirlerken çalışan teknik elamanın sayısına fazla takılmıyorlar, ayrıca bunun eziyetini biz “müşterilerin” ve az sayıdaki çalışanın çekmesinde herhangi bir beis de görmüyorlar. ne diyeyim, “mademki türksün, bu zulümleri çekeceksin” saatler sonra sıra bana gelince aracı ilk muayene eden kontrolörle karşılaştım. kısa ve son derece yalan, yapay bir hal hatır faslından sonra ustanın söylediklerini ona aktardım. doğaçlama da gelişse konuyu açmamdaki maksat, daha toleranslı davranabileceğini, üstelik beni aşan bir kibarlıkla dile getirmekti, ancak herifin içinde işgüzar bir canavarın yattığını nereden bilebilirdim ki? yaptığı işin arkasında durduğunu söyleyip alenen beni yalancılıkla suçlayınca, kaputtan eski hortumları çıkarıp gösterdim. bu sabah fark ettim ki, usta bana çaktırmadan, eski hortumları değerlendireceğini düşünmeyeyim diye onları bagaja koymuş. kendilerinden en fazla orta kalınlıkta bir vibratör yapılabilecek bu hortumlar ne işime yarayacaksa artık. ulan yoksa ustanın benim hakkımda öyle düşünceleri mi var? ağzını burnunu kırarım olun yeminle. neyse ustayla hesabımı sonra görürüm, şimdi bizim kontrolöre dönelim. hortumlara bakma gereği bile duymadan “bunları değiştirip değiştirmediğin ne malum” deyince, herifçioğlunun (ulan bu da gg idi di mi? pardon kanzuk) zatı muhteremin niyetinin kavga olduğunu anladım. oyunu her seçimde chp’ye veren modern bir yurttaş olarak kendisiyle ağız dalaşına girmeyip şefini çağırmasını istedim. gelen şefe durumu özetleyip teknisyenin yüzünden bu işe ayırdığım 5. iş günümde olduğumu söyledim. şef ustaca, aslansın, kaplansın falan diyerek sırtımı sıvazladı ve aracıma bakması için bir başka teknisyeni yönlendirip olay yerinden uzaklaştı. herhangi bir beklentim olmadığından işin üzerine fazla düşmedim, ama en azından bana zorluk çıkaran çalışanın bundan sonra daha dikkatli davranacağını umut etmekteyim. görüldüğü gibi aktivist bir insanımdır. öyle ki, internet sansürüne karşı yapılan yürüyüşe de katılmıştım. kendilerine mal mal baktığım kızlar hatırlayacaktır.

    yeni teknisyen, arıza bir tip olduğumu düşündüğünden olsa gerek kontrolü hızla tamamlanıp elime evrakları tutuşturdu. “tamam mı, sınavı geçtik mi?” dedim. teknisyen “tamam abi, yalnız ruhsat ağır kusurlu” dedi. “yok yahu, onu yıllardır cebimde, ayıptır söylemesi bizzat götümün üzerinde taşırım, şimdiye kadar bir kusurunu görmedim. “ diye zırvalayınca ben, yeni teknisyenin de kafası attı “hemşerim dalga mı geçiyorsun benimle?” “yok, yok yeni bir karar almıştım da, bundan kelli karşılaştığım gerçeküstü olaylara aynı tonda yaklaşacağım diye. sinirlenmekten daha iyi değil mi? hem bazen iyi espriler de çıkıyor ortaya, yeminle bak” dedim. “kusuru bakma ama sen adama oruç bozdurursun” deyince, “niye lan, imama mı benziyorum” diyecektim, ama onu yutup “allah aşkına sen desene bana bir ruhsat durup dururken nasıl ağır kusurlu olur?” dedim. muayene yaprağında pul yapıştırmak için yer kalmadığını ve bunun için bir hafta içerisinde emniyet müdürlüğüne gidip yeni bir sayfa çıkaramam gerektiğini söyledi. “abi sen ver pulu, ben onu çerçeveletip arabaya asarım, yeter ki bana fazladan iş çıkarmayın” dediysem de adam yanıt vermeden kıçını dönüp gitti (kıçını dönüp gitmek gg’den sayılır mı kanzuk? sayılırsa kabahati bende mi, yoksa kıçını dönüp gidende mi?)

    ruhsata ana avrat sövüp yollara düştüm. bundan gayri ruhsatla arama mesafe koyacağım ve o şerefsizle muhabbetim polis çevirmelerinden öteye gitmeyecektir. öyle ki, çeviren polislere de kendisine iyi davranmamalarını salık vereceğim. ağır kusurlu namussuz ruhsat! anlayamadığım bir diğer husus ise, neden bu değiştirme işlemini bir hafta içerisinde yapmalıydım. kimin bu denli acelesi vardı acep; ruhsatın mı, emniyetin mi, yoksa arabanın mı? o değil de, bir iki günlüğüne şehir dışına kaçmaya niyetim vardı, ama akıl almaz gerekçeler, bürokratik saçmalıklar yüzünden onu da yediler benden iyi mi?

    altinci gün: araya giren hafta sonundan ötürü şart koşulan işlemi bir hafta içerisinde yapmak emniyet müdürlüklerinin yoğunluğu yüzünden iyice güçleşti. kendi ilçe emniyet müdürlüğümü geçtim, yakınlardakilerden birinden anca randevu alabildim. randevu saatinde ilçe emniyet müdürlüğüne gidip sıraya girdim. bekleyen bikaç kişiden sonra elimdeki evrakları standın ardındaki ediz hun ayarında yakışıklı olan polis memuruna uzattım. meğer adamın içinde bir erol taş yuvalanmış, azarlar bir tonda “randevu aldınız mı?” diye sordu. kekemeleye ramak kalan bir vurguyla “tabi, tabi” dedim. “o halde randevunuz nerede?” dedi, üst dudağını titreten bir asabiyetle. kısa bir şok anı geçirdikten sonra toparlayıp almış olduğum kararı tekrar uygulamaya çalıştım. etrafıma bakındıktan sonra polis memuruna dönüp “az önce buralardaydı ama nereye gitti ki? randevu işte, kaşla göz arasında ortalıktan kaybolabiliyor kerata!” dedim. kızamayacak kadar şaşkına dönen memur “beyefendi siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?” dedi. önce “yok, ben karar almıştım gerçeküstü olaylar…” demeye giriştim ama sonra vazgeçip “allah aşkınıza, randevunuz nerede diye bir soru cümlesi olabilir mi?” dedim. “randevu kağıdız diyorum beyefendi!” diye azarlar tonda izahata girişince “ha, onun çıktısını mı almamız lazım geliyor?” diye jetonu düşmüş yurdum insanı bakışları fırlattım. yakınlarda bir internet kafe bulup randevunun çıktısını aldım, sonra da, aynen söylendiği gibi bir dilekçe yazıp tekrar sıraya girdim. evraklarımı uzattıktan sonra memur ”77.5 lira” dedi. oruçtan adamın kafasının döndüğünü düşünüp “iyi de ben zaten muayene harcını yatırmıştım, sayfada pul yapıştırmak için boş yerin olup olmaması benim değil, muayeneyi düzenleyen kurumun sorunudur” dedim. memur yanıt vermeyip duvarda asılı olan küçücük bir tabelayı gösterdi. üç farklı tarife yazıyordu ve ortadaki “77,5 lira” idi. memurun bu hareketi beni bütünüyle aydınlatıp bütün çelişkilerimi giderdi. duvarda yazılı olduğunu bilseydim hiç itiraz eder miydim? kendisinden derhal özür dileyerek gerekli ödemeyi yaptım. “yarın bu saatlerde gel sayfanı al” dedi.

    yedinci gün: araç sahibi olduğumdan ötürü, hadi bir bok yiyip oldum, şimdiye değin neden satmadığımdan dolayı kendime demediğimi bırakmadan emniyet müdürlüğüne yollandım. ruhsatın ilgili yaprağını teslim alırken, dünden daha şirin gözüken memur, soyadımın anlamını sordu. italyanca karpuz demek dedim. şaşırdı. şaşırsın az, ben 7 iş günüdür şaşırıyorum, o birazcık şaşırmış çok mu?

    meğerse bütün bu sayfada boş yer yok saçmalıkları devletin bize bir 77,5 lira daha ittirmesi içinmiş. kulak arkamızı da halledip orta kulağımızı zorlayan sevgili devletim, bari belimizi incitmesen ha?

    bonus: umarım kanzuk’un tüvtürk’de bir tanıdığı yoktur.
  • yeni üretilmiş bir otomobili fabrikadan çıktığı gibi bu adamlara getirip muayeneye soksanız yine "kısa far huzmesi ayarsız" diye rapor verip, aracı hafif kusurlu olarak muayeneden geçirirler. ben yıllardır bu adamların istediği gibi far ayarı olan bir otomobili ne gördüm ne de işittim.
  • ilk randevum olduğu için tam olarak ne yaptıklarını anlamadım.

    gereken parayı ödedim, sonra sıra geldi, sonra gıdım gıdım ilerledik, arabayı bıraktık, sonra teslim aldık çıktık, sanırım bu kadar.

    önemli olan parayı ödemek galiba, onu ödeyince pek sıkıntı çıkmıyor sanırım.
  • 2007 yılında kurulan rant düzenini insanların -protestosunu geçtim- eleştirmesi 13 yıl sürdü. muayene istasyonları da aslında tüvtürk'ün alt yüklenicileri yani taşeronları. bu istasyonların sahiplerini araştırırsanız olayı anlarsınız ama değişen bir şey olur mu bilemem. malum 13 sene...
  • "bu arabanın mazot pompasından ses gelio, yolda bırakır bu seni. ağır kusur verdim"diyebilen pişkin arkadaşlar çalışıyor ivedik şubede.

    üstelik "mazot pompasından ses gelmesi" gibi bir hata kodu olmadığından ancak lpg'li arabalarda bulunan bi sistem kusurluymuş gibi de belge düzenledi aynı arkadaş.

    arkadaş dediğime de bakmayın ama neyse...

    gittik mazot pompasını değiştirdik, 270 tl karşılığında. sonra tekrar kontrole gittik. başka bi arkadaş ilgilendi bu kez bizimle. önce rapora baktı sonra arabaya. "araç lpg'li mi" dedi, "değil mazotlu" dedik. "bu hatayı neden vermişler acaba, yanlış olmuş herhalde" diyerek kontrol dahi etmeden sağlam raporunu verdi.

    durup dururken göte giren 270 tl hala girdiği yerde...
  • insan arabasını beklerken çocuğu sınava girmiş veli heyecanı duyuyor resmen burda. ''hadi bismillah inşallah kalmaz hayırlısıyla geçer püüü püüü' diye bekliyorsunuz aracınızı.
  • bi dünya vergi ödeyip satın aldığım aracımın trafiğe çıkmasında bir uygunsuzluk var mı diye devletin kendisi kontrol etmeye üşeniyor, kendi işlerini özel bir şirkete paslıyor.. o da aracımın sağına soluna bakmak için 300lira istiyor..

    güzel tezgah!
  • araç muayenesi dışında verdikleri hizmet tamamı ile ayıplıdır.

    en az bekleyen 3-4 saat bekliyor. kendi işini gücünü bırakıp araç muayenesine gidenler güneşin altında veya buz gibi havada saatlerce bekletiliyor. sıra işini internet, telefon veya istasyonlarda verilebilecek randevu ile çözebileceği ortadayken bunu yapmıyorlar.

    araç istasyonlarının çevresi iş takipçileri ile dolu. her şeyi satıyorlar ya da kiralıyorlar. sattıkları hiçbir şeyin garantisi, faturası vs yok. mesela bir araçta yangın tüpü olmayışı ağır kusura giriyor ancak bu istasyon çevresinde satılan yangın tüplerinin dolu mu boş mu olduğu veya çalışıp çalışmadığı belli değil. ki zaten herkesin gözünün önünde o arabadan alıp bu arabaya da koyuyorlar. orada öyle bir piyasa oluşmuş ki her şeyin fiyatı belli. mesela diyelim ki şöförler odası'ndan alınacak ek-1 belgesine (ruhsat yenilerken kullanılıyor) ihtiyacınız var. şöförler odası'nda 84 kuruşa satılan bu belgeyi iş takipçileri 5 ytl'ye satıyor. belgenin daktilo ile doldurulması ise 10 ytl. abi ben araya kaynayım, şu sıra işini halledelim dediğinizde ise 50 ytl bayılmanız gerekiyor. (bu arada muayene ücreti binek araçlar içinşu tarih itibarı ile 109 ytl. eğer ruhsatta yazan tarihten geç muayene yaptırdıysanız da 23 ytl cezası var.)

    ek-1 belgesinden başlayalım. tüvtürk'e sorunca sadece şöförler odası'nda satılıyor diyorlar. yani istasyondan çık, trafikte bilmem kaç saat git, sonra hiçbir belge vs ibraz edilmesine gerek olmaksızın 84 kuruşa bu belgeyi al. yahu bu iş mi? diyelim ki sadece şöförler odası'nda satılıyor bu belge... araç muayene istasyonları, basit bir işlemle makbuz karşılığı falan bu belgelerden edinip şöförler odası adına ihtiyaç sahiplerine satamaz mı? ki dediğim gibi iş takipçileri bu belgeyi 5 ytl'ye satıyor. siz de trafikte bilmem kaç saat yol gitmeyim, işim hemen hallolsun diye oradaki adamlardan bu belgeyi alıyorsunuz. yetmiyor bir de daktilo ile doldurması için (çünkü el yazısı kabul edilmiyor) 10 ytl daha veriyorsunuz. haksız kazanca bakar mısınız? yani şu ek -1 belgesi istasyondan verilse hem araç sahiplerine hizmet verilmiş olur hem de fırsatçı akbabaların haksız kazanç sağlanmasının önüne geçilir.

    sonra sıra takip için 50 ytl alıyorlar. birçok insan buraya ilk defa geldiği için arabayı mı park edeyim, nereye gideyim, nereden sıra alayım derken bu iş takipçileri onarlı gruplar halinde içeri girip numaratörden sıra alıyorlar. sonra da aldıkları sıraları satıyorlar, araçların başında bekliyorlar. sonra içerideki teknik elemanlarla organik bağları da var gibi. selamlaşmalar, kaş göz işaretleri falan... yani senin benim gibi insanların hakkını yiyorlar. hak yedikleri yetmiyor bir de haksız yere büyük meblağlar kazanıyorlar. hem de vergisiz, kayıtsız...

    düşünsenize adamlar bu şekilde 20 araç sahibinden para alsalar tüvtürk'te günde 8-10 saat mesai yapan, eşekler gibi çalışan, bir o kadar küfür yiyen elemanların bir ayda kazandığı parayı bir günde kazanabilirler. hem de nakit, vergisiz, kayıtsız. ki 20 araç çok iyimser bir tahmin. bundan çok daha fazla kazandıklarına eminim. çünkü millet sırada beklemekten de, saçma sapan evrak eksikleri yüzünden işin uzamasından da bıkmış durumda. gözünü kırpmadan veriyor parayı.

    yani polis yok mu, zabıta yok mu? bu tüvtürk yöneticileri, istasyon amirleri bu yaşananların farkında değiller mi? neden ihbar etmiyorlar? yoksa çıkarları mı var?

    sonra aracın borçlu çıkması meselesi var. aracınızın plakasında borç veya ceza görünüyorsa bir de vergi dairesine gitmeniz gerekiyor. ki borcunuz olmasa bile salak bir memurun unutması veya yanlış yazması yüzünden elinizde makbuzu olan ödemeleriniz bile ödenmedi gözükebiliyor. al bir saçmalık daha. mesela ben kendi adıma aracın vergisini de, cezasını da internet bankacılığı ile şubeye mubeye gitmeden yatırabiliyorum. yani diyelim ki borç çıktı, oradan ödenmesini sağlamak, ya da makbuzunu ibraz edince silmek bu kadar zor mu? illa vergi dairesine mi gitmek lazım? illa insanların gidip bir de vergi dairesinde mi sırada beklemesi lazım?

    başta da söylediğim gibi arabayı iyice kontrol etmeleri dışında verilen tüm hizmet ayıplı. ki o araba muayenesi de şaibeli. araçatan araca aktarılan yangın tüpleri, teknik elemanlarla selamlaşan iş takipçileri... onda da şüphelerim var. millet de bu işi iki yılda bir falan yaptırdığından sineye çekiyor, ses etmiyor.

    tüvtürk yetkililerine sesleniyorum. eğer sıkıyorsa araç sahipleri ile memnuniyet anketi yapın. ya da internet sitenizde aracına muayene yaptıranların tecrübelerini yazabildiği bir forum oluşturun. görün bakalım memnun olan bir tek kişi var mı?

    ki şu yukarıda saydığım problemleri çözmek o kadar kolay ki.

    1) randevu ile muayene işini organize et.
    2) resmi evrakların teminini sağla.
    3) resmi evrakların doldurulması için bir daktilo al, olmadı başına asgari ücretle birisini oturt.
    4) polis ve zabıta ile iletişime geç istasyon çevresindeki akbabaları temizle.
    5) vergi ve ceza ödenmesi gibi işlemlerin istasyondan ödenebilmesi için gerekli altyapıyı oluştur.
    6) vereceğin ek hizmetler için 10-15 ytl daha al.
    7) müşteri memnuniyet anketi düzenle. şikayet, istek ve öneri formları oluştur.
  • birileri çok para kazansın diye uydurulmuş iş kollarından birisi. şimdi avrupa standartında araç kontrolü vs denecektir... tamam ona bir şey demiyorum. araçları gerçekten kontrol ediyorlar. ama bu amaçlarının çok para kazanmak olduğu gerçeğini değiştirmiyor. sonuçta amaç hizmet etmek ve bir şeyleri iyi yapmak olsa böyle yapılmaz. anlatmaya çalışayım...

    rakip yok, tekeller. aracı olan herkes eli mahkum bu istasyonlara gitmek zorunda. gene aynı şekilde ne para isteniyorsa vermeye de mecburlar. iş sahibi açısından herhangi bir risk vs söz konusu değil. krizden mrizden etkilenmeleri olası değil. sonuçta kanunlar müşteriyi ayağına getiriyor.

    sırada bir gün beklemişsin veya işin gücün aksamış kimsenin umrunda değil. ya da istasyonların etrafı iş takipcisi akbabalar tarafından çevrilmiş, milletin hakkı gaspedilmiş bu da kimsenin umrunda değil. sonuçta araban varsa buraya gideceksin başka çaren yok. sen yeter ki parayı ver, büyük başlar büyük paralar kazansın tek önemli olan bu. yani kendini geliştirmeye, daha kaliteli hizmet vermek için çalışmaya, bu uğurda zaman ve para harcamaya gerek yok.

    peki ne yapılabilir? eğer bu tekele gideceksek en başta randevu işinin çözülmesi lazım. hangi devirde yaşıyorsak ya allah diye sıraya giriyorsun artık kaç saat sürerse. ulan bu kadar zor mu internet, telefon veya istasyondan randevu vermek? illa insanların gidip orada saatlerce sırada mı beklemesi gerekiyor?

    sonra vergi veya ceza ödemelerinin bu istasyonlardan yapılabilmesi lazım. ya da ne bileyim randevu verilirken bu tür kontrollerin yapılmasını sağlamak lazım. mesela vergi ve/veya trafik cezası borcu gözükenlere randevu vermeyin. sonuçta her bi halt internetten yapılabiliyor. alırsın plaka nuramasını kontrol edersin varsa bir şey "abi borcunu öde öyle gel" dersin. bu kadar!

    sonra far ayarı vs gibi basit işlemlerin de bu istasyonlarda yapılabilmesi lazım. alt tarafı iki vida oynatılıyor. gerekiyorsa bu iş için ekstra para da alın. ama bu yüzden araçların %90'ı "farın ayarsız bugün git yarın gel" diye geri gönderiliyor. gitti bir gün daha. olacak şey değil!

    ama bence asıl olması gereken bu tekelin eline kalmamak. şimdi yetkili araç servislerinin araçları a'dan z'ye söküp takma yetkisi var değil mi? aracınıza bir şey olduğunda da tamir vs için buralara gidiyorsunuz zaten. o zaman araçların muayenelerinin buralarda da yapılabilmesi lazım. bu tür yetkiler araçların yetkili servislerine verilebilir. ki zaten tüvtürk'e her çeşit, her marka araç gidiyor. marka ve modellere göre bir dolu şey farklı. oradaki teknik bir elemanın görmediği veya gözünden kaçırdığı bir şeyin yetkili servislerde ortaya çıkması daha olası. sonra işin en trajik yanı tüvtürk'te "abi frenler kötü" diye ağır kusur yazıp bir ay içinde yaptır gel diyorsun. iyi güzel adam gitsin yaptırsın. ama ya o bir ay içinde frenler yüzünden kaza yaparsa bunun hesabını kim verecek? alkollü araba kullanan adamı yakalayıp ceza yazdıktan sonra bırakmaya benziyor bu. kısaca böyle bir durumda yetkili servis anında müdahale edebilir. hem zaten yetkili servislerdeki imkanlar tüvtürk'tekinden daha iyi durumda. sonuçta bu adamların işi bu, uzmanlığı bu. kısaca aracın yetkili servisine götürülüp kontrol ettirilmesi tüvtürk'te kontrol ettirilmesinden daha güvenli.

    (soru: servislerde yanlışlar, hatalar olmuyor mu? cevap: elbette ki oluyor. ama bunlar sistemle ilgili yanlışlar değil. devlet olarak gider kontrolünü yaparsın, varsa hatası cezayı basarsın.)

    ama olur mu? birilerinin üretmeden, emek harcamadan büyük paralar kazanması lazım değil mi? yıl başında bir koyup yıl sonunda 10 kazanması lazım değil mi?

    işte bence tüvtürk'ün arkasında olan asıl gerçek bu. yoksa avrupa standartı falan hikaye. zaten neyimiz avrupa standartında ki?

    ***

    bu işler eskiden sadece ruhsata damga basarak yapılıyordu denebilir. doğrudur. en azından bu açmazdan kurtulmuş durumdayız. araçlar gerçekten kontrol ediliyor. ama bu yanlışlar, hatalar ve eksiklikler olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
  • tonlarca saçmalık gördüğüm şu hayatta, bu saçmalık konusunda harbi harbi başa oynayan iktidar güdümlü oluşumdur.
    sadece nakit kabul etmeleri, vegi mergi olaylarının nanay olması hadiselerini ir kenara koyuyorum;
    sahip olduğum araça ikinci kez muayene olayına girdim bugün. cezalar mezalar o kadar zorunlu kılıyor ki sizi, bugünlerdeki salgın hadiselerinde bile gidip yaptırmak zorunda kalıyorsunuz. zira yarın öbürgün bir yerlere gitmeniz gerektiğinde ve alakasız bir yerde çevirmeye girdiğinizde eğer araç muayenesi yok ise, sizi orada sik gibi bırakıp, altınızdaki aracı çekme hatta trafikte men etme cezası bile yiyecek kadar zorluyor sistem sizi oraya gitmeye, o manasızlıklara girmeye.
    bugünlerde, bu muayene olayında beni en çok tırsıtan hadise, önceki deneyimimi düşündüğümde, banko sırası ve banko işlemleri idi. çok kısa ve çok rahat bitti bu beni çok tırsıtan hadise. ardınadan hemen arabama atlayıp, sıra numaramın yandığı perona girdim. aracı teslim ettim ve çıkışta beklemeye başladım. son gittiğimde, araç muayeneden çıkınca, o peron bankosundaki görevi beni çağırmış, evraklarımı teslim etmiş ve bana bir şeyler söyleyerek işlemimi tamamlamıştı. ben yine öyle olur diye umarak, tırstığım banko işi de çok kısa tenha-rahat geçtiği için mutlu mesut arabamı bekliyordum. geldi, bakan eleman bana anahtarı verdi ve aracını bir yere çekip evraklarını bekle, dedi. aracı çektim bir yere ve başladım evrak beklemeye. lakin o da ne?! peron bankosnda bir sürü evrağı bir elemanın eline tutuşturuyorlar, eleman dışarı çıkıp isimleri bağırarak okumya başlıyor, bir de sesi duyulmadığı için ben gibi bekleyen onlarca kişi elemanın başına uçuşuyor.. ve bu esnada istasyon geneline yayılan ses sisteminde, aman mesafe, maske, ıvır zıvır anons ediliyor.. o siktiğimin evrağını beklemek, banko, arabayı perona sokmak ve sıra beklemek, arabanın perondan-muayeneden çıkmasından daha uzun sürdü. bakın, iki yıl evvel çok çok daha az insan kalabalığıyla karşılaşarak tamamlamıştım ben bu muayene hikayesini. bugün olayı patlatan, evrakları tesli eden çığırtkan oldu. o olmasa, bu işlem iki yıl öncesi gibi, muayeneden çıkan aracın sahibinin bankoya çağrılarak evraklarının teslimi şeklinde olsa yani, aman aman sorun olmayacaktı. ama o çığırtkanlık, beni bir hafta, on gün kıllanarak yaşamaya itti işte..
    her şey yalan yani. tüm önlemlermiş, tedbirlermiş... kimsenin kimseyi siklediği yok! parayı ver, gerisi ne olacaksa..
    neyse efenim. bu bile başlı başına bir saçmalıkken, asıl saçmalığa gelelim. salgının hemen öncesi araç bakımını yaptırıp, far mar ayarlarını bile çektirmiştim. hatta bu sabah, lan bu lavuklar takıyor acaba ne durumda? diye, muayeneye gitmeden önce kaputu açıp, motor numarasına bakayım, dedim. kaputu açmamla, motorun plastik kapağının altındaki numara kabak gibi çıktı karşıma. lakin hafif kusurla atlattığım muayene işleminin hafif kusurları nedir derseniz? kısa far ayarı ve motor numarası okunamaması.
    en fazla yedi dakikada muayene edilen bir araçta, iş yaptık diye kafadan atılan, uydurulan şeyler olduğuna bunların, adım gibi emin oldum artık. bak, aracına baktık. şunuu kontrol ettik. bununu şeyettik. her şey iyi güzel de aha bunlar eksik, diye, laf olsun diye, iş yapmış gibi göstermek üzerine kurulan kocaman, saçma sapan bir yalan yani bu iki ünlü hafif kusur! normal zamanlar olsa, arabayı muayene eden elemanı alıp, arabanın kaputunu açarak şeyedesim gelirdi lakin siktirettim!
    güya iş yapmışlar, arabanın bi orasını kaldırıp bi burasını kaldırarak şekil yaparak bir bok yapmış gibi, kaputu açınca tertemiz görünen numarayı okuyamamışlar da onu hafif kusur olarak şeyetmişler. o sesi çıkmayan çığırtkan da bana, aha bu hafif kusurları giderirsen çoook güvenli sürüşlerin olur, diyor..
    vay anasını be! iş-torba-dolma olayları yani.
    29 ekim mekim olayları eyvallah da.. ülke tamamen bu ve benzerlerine kalmış işte.. kocaman bir bok yumağı olmuş yani..
    günün öne çıkan türkiye'deki tepkisizliğin temel sebebi başlığı var ya hani. tepkililik var ülkede. sadece bu tepkilere el atmayan, yanında durmayan, dayanışmayan insanlar yok bu ülkede. o tepkilerde bile ayrımcılık-milliyetçilik-ırkçılık gibi manasızlıklar yapanlarla dolu ülke. bugün ülkenin dağında, deresinde, yaylasında, ormanında, denizinde direnen, nöbet duran nice insanlar var... hakları için eyleme duran, yürümeye, ses duyurmaya çalışan nice insanlar var.. hangisine destek oldun, el attın, hangisiyle dayanıştın..? yıllar yıllardır var bu insanlar.. sadece 2002'den beri değil, yıllardır var yani.. sonra oturup böyle gevşek başlıklar açarak sallarsın sağa sola işte, bir bokummuş gibi.. sonra da meydan bu gibi oluşumlara kalır işte.. emin olun bunların bir arazide o istasyonları kurma, araçlara öyle yalandan bakma hikayeleri bile, ab uyum bişeyleri üzerinedir.. o olmazsa, direk ver parayı, bitti gitti işlerine döner.. ha öte yandan daha dürüst olurlar, insanı yormaz, riske atmazlar hiç değilse işin bu kısmında..
    ne güzel yav..
    ne kötü yav..!