şükela:  tümü | bugün
  • tahsisli araştırma görevlisi alımı ve sonrasındaki süreci düzenleyen madde...

    (bkz: http://www.yok.gov.tr/)
  • hacettepe üniversitesi rektörlüğünün aşağıdaki yazısı ile bu maddenin işssizliğe ve göçe açılan kapı olduğu tasdik olunmuştur.

    "üniversitemizde araştırma görevlisi kadrolarına atamalar, 2547 sayılı kanunun 50/d maddesine gereğince lisansüstü eğitim yaptırmak amacıyla yapılmaktadır. atanan bu araştırma görevlilerinin lisansüstü öğrenimlerini tamamlamaları halinde ise kadroile ilişiklerinin kesilmesi yerlerine de yeni araştırma görevlilerinin alınması temel amacımızdır. ancak, uygulamada görülmektedir kibirimlerimizin pek çoğu yetiştirdiği bu uzmanlığını ve doktorasını alan araştırma görevlilerini kendi birimlerinde bırakmak istemekte ve bu amaçla da onlar için öğretim görevlisi-uzman, araştırma görevlisi (33. maddeye göre) gibi kadrolar talep etmektedir. yapılan değerlendirme sonucunda bu taleplerin tamamının rektörlük makamınca karşılanması mevcut kadro imkanları ile mümkün bulunmamaktadır. anılan nedenlerle birimlerimizin kadro taleplerine fiili öğretim üyesi ve öğretim görevlisi kadro durumlarını ve öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısını dikkate alarak çok zaruri durumlarda gerekçeleri de belirtilerek kadro tekliflerinin yapılmasını önemle rica ederim."

    prof. dr. uğur erdener
    hacettepe üniversitesi rektörü
  • üniversitelerdeki akademik kadroların, araştırma görevlisine denk gelen iki kadrosundan biri. diğeri 33 a'dır efendim ama uzun zamandır 33 a yerine 50 d kadrosuyla araştırma görevlisi olunmaktadır.
    bu kadronun giriş şartlarında 30'undan gün almamış olmak, başvurduğunuz üniversitede lisansüstü eğitime devam etmek alesten en az 70 almış olmak gibi maddeler vardır. tehlikeli bir kadrodur, yüksek lisansınız bittiğinde ya da diyelim ki şanslısınız hemen doktoraya başladınız, bu sefer de doktoranız bittiğinde kadronuz düşecektir. peki 33 a kadrosunda böyle midir? kesinlikle hayır. çok yakın geçmişte 50 d kadrosunda olan genç akademisyenler doktoraları bitmek üzereyken 33 a kadrosuna atanırlardı, yani yardımcı doçent kadrosu açılana dek araştırma görevlisi olarak işlerine devam ederlerdi. ne yazık ki günümüzde bu seçenek de kaldırılmış bulunmakla beraber resmi gazetede temmuz ayında 50 d kadrosunda araştırma görevlisi olarak çalışan genç akademisyenlerin lisansüstü eğitimleri bittiği anda kadrolarının düşeceği ve belirlenmiş olan atama kriterlerine göre ales, kpds, not ortalamaları vs gibi zart zurtlarla yine yeni yeniden atanmak için başvurmaları gerektiği içeriğiyle bir kanun değişikliği yayınlandı.
    bir sürü neden geliyor insanın aklına ama araştırma görevlisini (ancak böyle akademisyen olunuyor direk profesör olmak diye bir seçenek yok sanırım henüz) yer işgal eden varlıklar olarak algılayan zihniyeti esefle kınamaktan başka bir şey gelmiyor elden.
  • gecici kadrolu arastirma ve ogretim gorevlilerinin kabusudur. daha ust modeli de 33a'dir.
  • bu maddeye bağlı olarak çalışan insanlar bir şekilde hep bir şeyler talep eden kimseler olarak görülürler. kısmen doğrudur da. ama bu durumu ortaya çıkaran nedenler nelerdir diye düşünmek kimsenin işine gelmez.

    (yazının bundan sonraki kısmında bazı sınıflandırılmış (evet bir veri setinin her bir elemanının bir sınıfa dahil edilmesi gibi) insan gruplarından 'bunlar' diye bahsetmem dikkatinizi mutlaka çekecektir. bunun cevabını da en son paragrafta vermek ümidiyle başlayalım bakalım neler olcak.)

    şimdi efendim üniversitelerde 3 adet araştırma görevlisi tipi vardır ve bü üç tipinde maaş ve özlük hakları işten çıkarılma dışında tamamen aynıdır. ilk tip araştırma görevlisi kadrosu yök yasasının 33. maddesince görevlendirilirler. bunlar bağlı oldukları birimin (fakülte, yüksek okul vs.) kadrolu personelleridir ve yasa gereği emekli olana kadar yükselmek gibi bir zorunlulukları yoktur. doktorasını bellirli şartlar altında bitirdikten sonra ölene kadar araştırma görevlisi olarak kalabilirler (ama doktoralarını bitirmek koşulu ile).

    ikinci tip araştırma görevlileri uzman olarak bilinirler ve üzerlerine fazladan her hangi bir sorumluluk yüklenmez. hatta öyle ki üniversitelerdeki en sağlam kadro olarak bilinirler. rektör gider bunlara birşey olmaz denir. bu kadro tipinde yüksek lisans doktora yapmak gibi bir zorunluluk da yoktur. bu arkadaşlarda ölene kadar sahip olabilecekleri bir kadroya kapak atmışlardır. (bu asla onları ilgilendiren bir durum ya da onlar tarafından işlenmiş bir suç değildir, yasa böyledir)

    üçüncü tip araştırma görevliliği ise başlığımızın da konusu olan maddeye göre atanması yapılan 50 d'li enstitü personelliğidir. kişi yüksek lisans ya da doktora yaptığı enstitünün ilgili ana bilim dalına bu madde gereğince atanır. sorumlulukları, diğer kadro tiplerine ilave olarak bir de bağlı oldukları enstitülerine karşıdır (enstitü de bunlara istediği işi verebilir, zinhar itiraz edemezler). görevli oldukları ana bilim dalında diğer araştırma görevlileri ne yapıyorsa bunlardan da onu yapmaları istenir. maaşları aynıdır. mesai saatleri aynıdır. özlük hakları bir tanesi dışında aynıdır. şöyle ki; yüksek lisansları bitince takip eden dönemde doktoraya başvuramıyorlar ve başvuramamaları durumunda rektörlüğün yasadaki bir açığı usulsüzce kullanımı sonucunda kadroları maksimum 1 sene uzatılmıyorsa ya da doktoraları bitmiş ve diğer iki kadro tipinden birine atanmaları yapılmamış ise okul ile ilişkileri kesilir. kariyerlerine okulda devam edebilmek için yapabilecekleri tek şey ise yardımcı doçentlik ya da doçentlik kadrolarından birine atanmaktır. bunlardan ilki insanların para kazanmaları için açılmış bir ara kadro olup atanma kriterleri okul tarafından belirlenir. ikincisi ise kriterleri yök tarafından belirlenen bir sınavdır ve jürileri merkezden atanır. bu durumda 50 d li personelin bu iki kadrodan birine atanabilmek için çeşitli kriterleri yerine getirmek için de çalışmak gibi bir zorunluluğu vardır (yayın, dil, süre gibi kriterler. - yrd doç kadrosu için dil ve yayından bağımsız olmak koşulu ile dayı,amca gerek ve yeter koşuluna da şahit olunmuştur).

    50 d personeline işten atılma dışında diğer araştırma görevlisi tipleri ile aynı hakların tanındığına daha önce de değinmiştik. ancak çoğu zaman bu arkadaşlara "nasılsa gidecekler biz diğer kadrodakilerle başbaşa kalacağız" gözü ile bakıldığı için birimin normal personeline yaptırı-la-mayan pek çok iş bu arkadaşların üzerine yıkılır. kurgu gereği sesini çıkartamayan bu arkadaşlar da ss kuralına göre tüm bu işleri yapmakla mükelleftirler. yine kurgu gereği hiç bir şeye sesini çıkaramayan bu arkadaşlardan tepesinin tası atıp bir şeyler talep edenleri ise kadrolarının uzatılmaması tehdidi ile karşılaşırlar. bu da yetmezmiş gibi insanlar işsiz dolaşırken ellerindeki imkanın kıymetini bilmeyen nankörler olarak şuçlanırlar. "ne yani bu okulun kapısından girdiniz diye tüm kadro haklarını almanız mı gerekiyor, rekabet diye bir şey var, her araştırma görevlisini tutmaya kalkarsak ohooo " gibi söylemlerde cabası.

    fazla uzatmadan toparlamaya çalışırsak;

    araştırma görevlisi tipleri için bunlar şeklindeki bir söylemin bu kadar çok dile getiriliyor olması bu konu hakkında beni en çok rahatsız eden husus.ama bu konuda kendimi sorumlu ya da suçlu hissetmiyorum çünkü böylesi bir uygulamanın başka bir yolla açıklanması pek mümkün değil. evet aynı insanlar, aynı haklar ama birileri daha şanslı. sen insanları çeşitli sınıflara ayır, hepsinden aynı işi yapmasını bekle ve tıpkı orwell gibi "hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir" gibi bir temel üzerine saçma sapan bir şeyler inşa et, sonra da bu sınıflandırdığın insanlardan bir kısmını hak talep etmekle suçla. senin o üniversitelerindeki kerameti kendilerinden menkul hocaların da kendi çıkarları için bu sisteme ses çıkarmasınlar. ama 50 d li araştırma görevlileri bir şey talep ettiklerinde tu kaka olsunlar. vay anasını sayın seyirciler...

    sonuç olarak ;

    talepkar kölelerinizin talebi gayet açıktır: araştırma görevliliği kadroları standart bir çatı altında toplanmadığı ( yani bazıları bunlar şeklinde ötekileştirilmeye devam ettiği) ve aynı şartlar altında çalışmaları sağlanmadığı sürece bu sorun bir çözüme kavuşmayacaktır ve o narin kulaklarınız bu talepleri sık sık duyacaktır. sizin o kokuşmuş üniversitelerinizde, size ait olan bir düzeni sürdürmek gibi bir niyetimiz zaten yok. acelemiz siz siktir olup gittikten sonra o kokuşmuş düzeninizin de sizinle beraber bir an önce gidebilmesi içindir. o pisliğin içinde geçirmek zorunda olduğumuz her saniye bile midemizi bu kadar bulandırırken diğerlerinden (sizin ötekileştirdiğiniz ve bunda her hangi bir suçu olmayan diğer kadro tiplerinden) çok daha fazla şeyle mücadele etmek zorunda bırakılmak pek çoğumuzu zor durumda bırakıyor olabilir ama inanın dayanabilenler günün birinde kıçınıza tekmeyi basacaklar. pek çoğumuz o mücadelenin içinde yer alamasak da, bir şekilde pes ettirilip saf dışı edilsek de buna olan inancımız sonsuzdur.

    edit: 50 d lilerin karşısına 'ee olum başlarken bilmiyomuydunuz birgün kapının önüne koyulacağınızı, şimdi niye artislik yapıyosunuz labunyalar' şeklinde bir savunmayla çıkan insanların kulaklarını isırmak istiyorum sevgili suserlar.
  • devlette özel sektör lezzetinde çalıştırılan tahsilli insanların üye olduğu gurp . öyleki bu kişiler lisans üstü eğitimlerini sonlandırdıkları anda işsiz kalmaktadırlar. bunu iyi bilen dekan , müdür ,danışman , bölüm başkanları sağolsunlar bu 50 d li insanlara her türlü eziyeti angaryayı yüklemekte hiç çekinmez üstelik hırka altından sopa göstererek kendilerince motive etttiklerini sanmaktadırlar .
  • vakıf üniversitelerinde doktora yapanlar için hiçbir şey ifade etmeyen madde. hatta kendilerini devlet üniversitesindeki muadilleriyle bir anlamda eşit hale getirdiği için bu maddeyi gizliden gizliye destekliyor olabilirler.