şükela:  tümü | bugün
  • hidayete erip kendini tasavvufa verdiği zamanlarda rüya sineması kuramcılarından biri olarak yazı çizi işlerine bulaşmış senaryo yazari, entelektüel..
  • batılılaşmayı idealize eden zengin ve köklü bir ailenin kızı olarak dünyaya gelir ayşe şasa.daha küçücük bir çocukken, her çocuğun haklı beklentisinden;aile şefkatinden mahrum bırakıldığı, 2.dünya savaşı kaçkını avrupalı, yahudi, katolik, protestan dadıların, mürebiyyelerin ellerine teslim edildiği için travmalar yaşamaya başlar. bir şişenin içine, ''ben yalnız bir çocuğum, bunu bulan lütfen beni arasın'' diye yazıp denize attığında, yalnızlığın ürpertici bilincine erken uyanmış yedi yaşında bir çocuktur.
    kendini marksist bir dünyanın içinde bulduğu amerikan kız koleji yıllarında yazdığı ve adı sanat çevrelerinde ''ilginç bir kaabiliyet'' olarak anıldığı günlerde kemal tahir'le tanışır. tahir'in ''şunu bilmiş ol ki, bu ülkede maskaralık yaptığın sürece herkes sana alkış tutar.ciddi bir şey yapmaya kalkarsan da kimse ilgilenmez, yüzüne bakmaz. bunun baştan böyle bil. ''sözlerini ölçü bilerek, seçimini ''ciddi'' ve zor olandan yana yapar. vedat tükali 'nin sekreteri olarak ye$ilçam 'a adım attığı yıllarda, 30 yaşında iken ağır bir şizofreni krizi geçirir. evinin bir odasında süren tecriti; 18 yılı bulan bitkisel hayattan çıkışı muhyiddin arabi 'nin füsus'ul hikemi ile olur.son kuşlar, ah güzel istanbul, cemo, gramofon avrat gibi türk sineması'nın yüz ağartan filmlerinin senaryosuna imza atan,sinemanın ve toplumun yitirdiği yerli damarı işaret eden, ''yeşilçam günlüğü''adlı bir kitabı bulunan ay$e $asa, bireysel serüveninden yola çıkarak ikinci kitabına da imzasını atmıştır: ''delilik ülkesinden notlar''...$asa 'nın hayat arkadaşı ise yine kendisi gibi yüzlerce senaryoya imzasını atan bülent oran dır.
  • meczupluk ve hikmet arasında bir hal üzre yaşayan, ibn arabi ve andrei tarkovsky üzerinde derin düşüncelere sahip, sinema dili teorisyeni, zuhurata tabi, hakiki münevverlerimizdendir.
    yeşilçamın eski senaristi olarak anılır daha çok. bilişsel aydınlanmasını yaşayıp ehl i tarik olunca daha ziyade sinema hakkında teorik düşünceleri ve araştırmaları ile dikkat çekti.
    yeşilçam günlüğü adıyla yayınlanan sinema yazılarının toplandığı kitap, dergah yayınlarından çıkmıştı. geçtiğimiz aylarda da gelenek yayınlarından delilik ülkesinden notlar adıyla bir başka kitabı yayınlandı.
    en son bir umre ziyareti nedeniyle görüştüğümüz şasa'nın türk entelijansıyası arasında ciddi bir duruşu olduğuna inanıyorum. tabi türk entelijansiyası derken "nası yani" falan olmuyorsak...
  • ayşe şasa bu ülkede sinema üzerine derin düşünebilmiş ve kurama yaklaşan bir ilgiyle bunu yazıya aktarmış az sayıda insandan biridir. türk sinemasının imkanları üzerine düşünme heveslilerinin bakması elzemdir.
  • ikinci eşi atıf yılmaz dır.
  • ona bakınca yüzünün ikiye bölündüğünü görürdüm hep...
    bir yanı binbir büyülü suda paklanmış, huzur çiçekleri açtırır;
    bir yanı çok sorusu olan, masum, yalnız bir çocuğun büyürkenki çilesi...
    büyümek, öyleyse epeyce çileli işti.
    bütün soruların cevaplarını bulup, elindeki anahtarı nereye koysa kapılar açılıyor gibi sakin, durgundu...
    yüksek bir binanın gökyüzüne yakın bir katında, kaf'tan bir mutluluğu bir adamla bölüşür gibiydi. sevecen yüzlü, yumuşacık bir adamdı... sonra o yüksek katta, okuyor olmalıydı, her yere saçılmış yüzlerce kitap...

    ona bakınca acaba ben, kendim de mi derdim hep...
    soruları bırakıp cevaplarla başlanan bir ömürde, ille ki çekilmeliyse çile,
    "ben de mi?" derdim.
    kalabalıkta başı dönen bir yaprak gibi, süzüldükçe çarpacak mıydım bu heyecanı yitirince...

    ona bakınca, bir "mesele"nin yorgunluğunu duyumsardım.
    bir insan için azımsanamayacak kadar derin, yoğun ve ağır meselelerin...
    şimdi elinde bir anahtar, hangi kapının önünde dursa huzurlu...
    özlediğim bir nefestir ayşe şasa!
  • ilk eşi atilla tokatlı'dır. hatta onun sayesinde en büyük desteğim ve akıl hocam dediği kemal tahir'le tanışmıştır. atıf yılmaz ikinci eşidir ve yılmaz'ın bir çok filminin senaryosunda kendisinin adı vardır. yeşilçam piyasasında kendisinden habersiz bir çok senaryosu bülent oran'a gönderilip klasik melodram kalıplarına uygun hale getirilmiştir. kendisi rahatsızlığından dolayı bu durumu çok sonra öğrenmiştir. son eşi bülent oran'la ise uzun yıllar rakip gösterildikten sonra adeta yeşilçam melodramlarına benzeyen bir hikaye ile aşk yaşamaya başlamıştır. bülent oran'dan kendisini eve hapis günlerinden kurtaran ve yeniden hayata döndüren insan olarak bahsetmektedir.
  • "akıllılar dünyası, kendi değerlerini mutlak sayan küçük ilahlar ve ilahelerle dolup taşıyor. kibir içinde, kendilerinden emin dolaşıyor, konuşuyor, eylem yapıyorlar. kendilerinden, görüşlerinden, görüşlerinin doğruluğundan en ufak bir şüpheleri yok. akıllılar dünyası tek boyutlu bir realite içinde yaşıyor. en gelişmiş şekliyle üç boyutlu.
    ...
    işte şimdi suyum... şimdi toprak oldum... şimdi içinde bulunduğum yer cennet. akan bir suyum ve çevremde yeşillikler var. otların bedenime değdiğini algılıyorum. şimdi gübreyim, içimden otlar çıkıyor. zaman durdu zamanın dışındayım şimdi...
    ...
    kendimi su ve toprak olarak algılıyorum. hezeyan sayılır bu. aceba yoğunlaşır mı, kendi kendime baş edebilir miyim? doktora haber versem, ilaç alsam, kalkıp tuvalette yüzüme su çarpsam.. vb
    ...
    patalojik bir hezeyan mı yaşadığım, derin varoluşsal bir gerçeklik mi? şizofren miyim, geleneksel kültürün meczup diye nitelediği halk aşığı kişi miyim? deli miyim ben, hakikati mi görüyorum?.. "

    böyle anlatıyor hikayesini delilik ülkesinden notlarda.. ve deliresim geliyor..