hesabın var mı? giriş yap

  • çok doğru eskiden hep olan bir şeydi, siz görmediniz diye hiç olmamış bir şey olacak değil. hala birçok evde veriliyor türk kahvesinin yanında likör. bu alkol düşmanlığı nedir ya. alkole karşı olan duruşunuzu keşke onurlu ve şerefli olmak için de kullansanız.

    edit: alla nostra buona fortuna adlı çaylak arkadaşım hatırlattı çok da güzel oldu. böyle bir şey yok diyorlar ya 20 yıl önce çekilen bizimkiler dizisindeki şu sahneyi izleyebilirsiniz. yani bayramlarda çok eskiden beri likör veriliyor. bunun müslümanlıkla da alakası yok tabi ki zaten onu kastetmediğim de açık gelen mesajlara istinaden yazdım bunu. bir gelenek olmuş bu olay hepsi bu. zaten ülkemizde bir ton saçma gelenek var ama bu gelenek niye battı insanlara anlamadım. istemeyen içmesin bu kadar basit. zorla içiriyorlar sanki.görsel sebastian de morra nickli çaylak arkadaş gönderdi bu reklam görselini de. herhalde artık kimse bayramlarda böyle bir şey yok diyemez*
    bir video da dorkkoytnickli yazardan geldi bu da avrupa yakasından

  • desteklediğim karar. hatta köprüye bakanlardan da 2-3 tl kesilebilir. yok öyle çengelköy'de köprüye karşı oturup çay içmek beleşe bro. muhafazakarsan muhafazakarlığını bil. devletine katkını yap. oraya koca köprüyü sen beleşe manzara izle diye mi yaptı devlet?

  • bu sendroma adını veren olay 1973 yılında stockholm'deki başarısız bir soygun girişimi sonucu ortaya cıkmıştır. kreditbanken isimli bir bankayı soymaya kalkan soyguncular kuşatılınca bankada bulunan 4 kişiyi rehin almışlar ve altı gün boyunca direnmişlerdir. altı günü sonunda polis operasyonu sırasında rehineler kurtarılmaya aktif olarak direnmişlerdir. daha sonra ise soyguncular aleyhine tanıklık etmeyede yanaşmamışlardır hatta para toplayıp savunmalarına yardımcı olmuşlardır. bu olaydan sonra psikolojide benzer rehine-rehinci olaylarındaki yakınlaşmaları tanımlamak için kulanılan bir deyim haline gelmiştir.

  • yanında osurun, sesli sesli böyle pisa kulesi gibi tatlı bir şekilde yana yatarak bırakın içinizdeki kötülüğü.
    eski sevgilililerinizden bahsedin bol bol.
    gece yanına yatarken soğanı sarımsağı basın kendinize. suratına suratına konuşun.
    koltuk altı tüylerinizi almayın ve görebileceği bir durumdayken kollarınızı kaldırın.
    tuvalete giderken "dur lafını unutma bir sıçıp geliyorum" deyin.

    kısacası biraz erkek olun. erkekler erkekleri sevmez...

    ulan yazarken tiksindim şerefsizim...

  • pazarlama tekniklerinde söz konusu olan ve yem etkisi olarak türkçeleştirilen kavram. varsayalım ki a ve b tipinde iki ürün piyasaya sürülmekte. nitelik açısından bir sınıflama yaparsak a birinci sınıf, yani en iyi niteliğe sahip olan mal , b ise üçüncü sınıf, yani en düşük nitelikli mal olsun. a'nın fiyatı 4 birim, b'nin fiyatı ise 3 birim olsun. müşterilerin bir kısmı en nitelikli mala sahip olmak isteyenlerden diğer kısmı ise harcamalarını mumkun olduğunca düşük düzeyde tutmak isteyen, daha çok ürüne sahip olma kaygısında olup ürünün niteliğini fiyatına göre ikinci planda tutanlardan oluşsun. bu durumda a ürününü yüksek nitelikli mal arayan ve buna sahip olmak için para harcamaktan çekinmeyen müşteriler, b ürününü ise niteliğe önem vermekle birlikte az para harcama isteği ağır basan müşteriler tercih edecektir. bu durumda, piyasaya üçüncü bir mal daha sürülmüş olduğunu varsayalım ve bunu c olarak adlandıralım. c'nin nitelik açısından b'den yüksek ve a'dan daha düşük derecede sınıflandırıldığını, yani ikinci sınıf mal olduğunu, ama aynı zamanda hem a'dan hem de b'den daha pahalı olduğunu yani fiyatının 4.5 birim olduğunu varsayalım. işte bu noktada c, b'ye kıyasla daha nitelikli olduğu halde a'dan bile daha pahalı olduğundan ikinci kategoriye giren müşterilerin a'yı tercih etme olasılığı artacaktır. işte buna "yem etkisi" yani "decoy effect" denir. burada a'nın daha çok satılması için c yem olarak kullanılmıştır. bu olaydan sonra c'nin piyasadan kaldırılıp d olarak adlandırdığımız başka bir malın piyasaya sürüldüğünü varsayalım. ayrıca yeni piyasaya sürülen d'nin dördüncü sınıf mal niteliğinde olduğunu ve fiyatının 3.5 birim olduğunu yani b'den daha düşük nitelikli ama ondan daha pahalı olduğunu ve c'nin artık piyasada bulunmadığını varsayalım. bu sefer de b ürünü daha çok satılacaktır. tabi piyasada bu sözünü ettiklerimiz dışında başka bir ürün olmadığını varsaydığımızda ve diğer değişkenleri sabit kabul etmemiz, yani ceteris paribus saçmalığını kabul etmemiz koşuluyla.

    (bkz: asimetrik bilgi)
    (bkz: pazarlama)
    (bkz: ceteris paribus)

    *

  • üçgen poşette satılan kolonya ya da diğer adıyla kolonya küpleri

    bilmeyenler için görsel

    yo hayır hayır, manyak değilim, alkolik, sarhoş, ispirtocu vs. hiç değilim. ama ne bileyim lan bunun tadı hoşuma giderdi.

    yıl 1991-1992, ilkokul 1. sınıftayım o zaman.(yaşımız da açığa çıktı ya neyse) alırdık okul yolundaki mahalle bakkalından* yolda herkes eline, yüzüne, birbirine falan sıkardı. ben ağzıma atardım. millet şaşırırdı. öyle acı da değildi.

    evet, yıllar sonra şişe kolonyalardan ufak 1-2 damla denedim aynı tadı vermedi. sanırım üreticiler de benim gibi manyakların olacağını düşünmüş ve o kolonyayı olması gerekene göre daha sulu yapmışlar*

    şimdi düşünüyorum da sanırım manyakmışım ve ben olsam ben de şaşırırdım.

  • mendeburlardır. hatta kadını ayrı, erkeği ayrı mendeburdur. en sevdikleri şey asansörden inerken asansör kapısında durup sohbete devam etmek. tam o sırada dünyayı kurtardığından, sizin düdük gibi kapı önünde sevgili plaza insanının keyfini beklemeniz gerekir.

    domuz ötesi olurlar. her gün yüzlerini gördüğünüz insanlarla nezaketen de olsa selamlaşırsınız, sevmediğiniz komşunuzla, kapıcınızla, sokağı süpüren çöpçüyle, nihayetinde en azından yüz aşinalığı olur. plazada iyi günler diyerek asansörden inerken arkanızdan kimse ses etmez zira kendini bir sikim sanan suratsız bir insan olmak plaza insanı olmanın ilk şartıdır. çalıştığım plazada dış kapıdaki güvenlikten, tuvaleti temizleyenlere kadar herkes ismimi biliyor, hatrımı soruyor. bi bok yaptığımdan değil, sadece "günaydın" ve "kolay gelsin" diyorum. plaza insanları her daim çevresindeki insanlara selam veremeyecek kadar yoğun ve ayak işi yapanlarla muhatap olmayacak kadar kıymetli olduklarından, kimsenin hizmetlileri umursadığı yok. o yüzden hatır sorana saygı duyuyorlar.

    ciddi bir kısmı sanılandan düşük maaşlıdır ama plazada çalıştığından çevrelerindeki gelir algısı yüksektir ve bu algıyı korumak için oradan buradan kısıp kıyafete, ıvır zıvıra gereksiz harcarlar. bütün dertleri sanıldıkları kadar iyi kazanıyormuş gibi görünmektir.

    plaza insanı kapı tutmak, yol vermek gibi nezaketen yapılan hareketler için teşekkür etmez zira sen nezaketten değil, yükümlülükten yapıyorsundur. bi de zaten dünyayı kurtarıyor ya, ondan. o kadar işi arasında seninle mi muhatap olsun.

    en belirgin ayrıntıları kemer askısına takılmış manyetik kart, elinde laptopla katlar arasında koşturmak(aynı firma bir kaç kata yayılmış olabiliyor.), aşırı topuklu giymek(erkeklerde sık rastlanmıyor), ortak alanlarda sahte kahkahalar, yemek getiren elemanlara bi sebepten çatmak felan.

    insanlıklarına dair güzelliklerini bile isteye solduruyorlar, mekanik, ruhsuz, materyalist garip canlılara dönüşüyorlar. ama günahlarını almayayım, bizim plazada çok iyi plaza insanları da var, yapı kredi plaza'nın önünde takılan kedileri besliyorlar, hatta öyle besliyorlar ki, ben yemek verdiğimde önceden doyduklarından kafayı çevirip bakmıyor şerefsiz kediler. yemeğe sırtını dönüp oturan kedi olur mu, burada oluyor.

    bu da böyle bir tespitimdir.

  • bir tanesinin ingiltere bakkal şişe fiyatı 360 pound, diğerinin 130 paund olan iki farklı şampanyadan 9 şişe, 75 cl si 130 paundluk şampanyanın daha lüksünün 150 cl'liklerinden 7 şişe(fiyatını bulamadım ama düz orantıyla yutdışı fiyatının 450 paund civarı olduğunu tahmin edebiliriz), 1 şişe orta halli şarap, 8 bardak sambuca(bir çeşit italyan likörü) ki bunun da avrupa market fiyatı 20 euro civarında, asıl bombaya geliyorum, şişesi 6 litre olan belvedere marka votkadan(şişesi 300 paund civarı) 3 şişe içen insan topluluğunun ödediği hesaptır.

    şimdi hesaplarsak aşağı yukarı 28 litre içki içmiş bu arkadaşlar. migrosa gidip 70'lik rakı alıp evde içseler ödeyecekleri hesap 2280 lira. ya da içkinin çok daha ucuz olduğu ingilterede bu içtiklerini gidip marketten alıp içseler, aşağı yukarı ödeyecekleri para: 6000 küsür paund, kaba hesap 20 bin lira. türkiyede içki fiyatlarının 2'ye katlandığını düşünürsek evde 40 bin liraya içerler. türkiyede istanbulda öğrenci barlarının bile içkileri etiket fiyatının 2 katına sattığını düşünürsek bodrumda, barda, hem de yabancı içki, iyi içmişler bence. grup indirimi almış olabilirler

  • olmadı bir de asgari ücretlilerin maaşları da bağışlansın mı mal?

    engelle
    başlıklarını engelle

    edit: çoluğu, çocuğu, iti, köpeği, trolü ne varsa doldurdunuz buraya bak ne oldu?
    ayrı bi mal da mesaj atmış asgari ücretli emekçi/işçi, memur yiyici. memur amipmiş. memur alın teri dökmezmiş.
    baktım resim yapıyomuş.
    ben 15 yıldır ssk, bağkur, emekli sandığı her gün 8-17 hasta bakmışım,
    bu da benim yıllarca her kuruma verdiğim vergilerle okumuş, resim yapmış asalak.
    daha da vereyim istiyor. daha da vereyim ki resim yapsın. devlete millete 1gr faydası olmamış gelmiş hekime amip diyor.
    parazit, asalak demek istiyor ama amip diyor. beyninde amipin hücre sayısı kadar hücre var onu da buna kullanıyor.
    adı da son karetta karetta

  • locked-in sendromu(kilitlenme sendromu), bir insanın şuuru yerinde olmasına rağmen; bedenen neredeyse tamamen felç halinde olması ve kendini konuşarak veya hareketlerle ifâde edememesi durumudur.

    kilitlenme sendromunun ilk tanımı, alexandre dumas'ın yazdığı "the count of monte cristo"da bulunabilir. kilitlenme sendromlu bir hastayı tanımlamak için yazar şu kelimeleri kullanır:

    “görme ve işitme geriye kalan tek duyulardı… ancak bu duyulardan biri, hala zihnini işgal eden düşünce ve duyguları ve onun ifadesini verdiği görünümü ortaya çıkarabiliyordu. iç yaşam, bir gezginin gece vakti bir çölde gördüğü ve bir canlının sessizliğin ve belirsizliğin ötesinde yaşadığını bilen uzak bir mum parıltısı gibiydi. kalın siyah kirpiklerle gölgelenmiş gözlerinde, diğerlerinin dışlanmasında kullanılan bir organla, daha önce tüm vücudu üzerinde yayılmış olan tüm aktivite, adres, kuvvet ve zeka ile olduğu gibi konsantre edildi; ve böylece kolun hareketi, sesin sesi ve bedenin çevikliği istemekle birlikte, konuşan göz herkes için yeterliydi'.

    bu hastaların aşırı engelli durumlarına rağmen anlamlı bir yaşam sürmeleri potansiyelini kesin bir şekilde vurguladı.

    işaretler ve belirtiler

    kilitlenme sendromlu bireyler klasik olarak bilinçli veya gönüllü olarak çiğneyemez, yutamaz, nefes alamaz, konuşamazlar. gözleri veya göz kapaklarını ilgilendiren hareketler dışında herhangi bir hareket yapamazlar. etkilenen bazı kişiler gözlerini yukarı ve aşağı hareket ettirebilir, ancak yatay olarak hareket ettiremeyebilir. etkilenen bireyler yatalaktır ve bakıcılara tamamen bağımlıdır. fiziksel felce rağmen, bilişsel işlev etkilenmez.

    kilitlenme sendromlu bireyler tamamen bilinçlidir ve çevrelerinin farkındadır. duyabilir, görebilir ve uyku-uyanma döngülerini koruyabilir. etkilenen kişiler, gözlerinin kasıtlı hareketleri veya göz kırpma veya her ikisiyle iletişim kurabilir. insanların kendileriyle konuştuğunu veya onların okumalarını anlayabilir.

    kilitlenme sendromlu bireyler, yavaş yavaş bilinçlerini kazanmadan önce genellikle başlangıçta komaya girerler, ancak felçli kalırlar ve konuşamazlar.

    klinik formlar

    kilitlenme sendromu, bauer'in geleneksel sınıflandırmasına göre üç farklı klinik formda sınıflandırılabilir. bu sınıflandırma, hastalarda korunan motor çıktısı miktarına dayanmaktadır. hasta göz kırpma ve dikey göz hareketleri dışında tüm vücut hareketlerinin kontrolünü kaybettiğinde saf bir formdan bahseder. bir eksik formu göz hareketleri dışında bazı istemli hareketlerin korunur olmasıdır. toplam formda ise motor fonksiyon tamamen kaybolur. son durum, özellikle çevre ile tamamen etkileşime giremediği ve ihtiyaç ve düşüncelerini ifade edemediği için özellikle dramatiktir.

    yaşam kalitesi

    kilitlenme sendromu, hayal edebileceğiniz en dramatik motor sakatlık biçimi gibi görünse de, bazı bilimsel raporlar hastaların yaşam kalitesinin beklendiği kadar düşük olmadığını göstermektedir. yakın zamanda yapılan bir araştırma, kilitlenme sendromlu kronik hastaların kendilerinin bildirdiği yaşam kalitesini araştırdı ve pek çok hastanın; özellikle uygun sosyal hizmetler ve doğru bir bakımla mutlu ve anlamlı bir yaşam sürdüğü sonucuna vardı.

    araştırılan ek belirtiler

    kilitlenme sendromlu hastalar, beynin pons ventral kısmı dışındaki tüm serebral yapıların görünüşte korunduğu için geleneksel olarak bilişsel olarak sağlam kabul edilir. bununla birlikte, son kanıtlar, hastaların motor görüntü bozuklukları, patolojik kahkaha ve ağlama ve bazı yüz ifadelerinin tanınmasında zorluklar gibi bazı motor olmayan semptomlar geliştirebileceğini göstermektedir. kortiko ponto serebellar yolakların kilitli sendroma neden olan aynı lezyon aracılığıyla kesintiye uğraması, bu klinik belirtilerin ortaya çıkmasından sorumlu olabilir. bununla birlikte, bu semptomlar etkilenen tüm bireylerde tespit edilemeyebilir ve şu anda daha fazla araştırılmaktadır. motor görüntü kusurlarının tanınması özel bir çalışma yapmayı gerektirmektedir.

    nedenler

    kilitlenme sendromu çoğunlukla beyin sapının pons olarak bilinen belirli bir kısmındaki hasardan kaynaklanır. pons; beyin, omurilik ve beyincik arasında önemli nöronal yollar içerir. kilitlenme sendromunda, beyindeki gri maddeden omurilik yoluyla vücudun kaslarına akan tüm motor liflerin kesintiye uğraması ve ayrıca yüz kontrolü ve konuşma için önemli olan beyin sapındaki merkezlerde hasar vardır.

    ponslardaki hasar çoğunlukla kan akışı (enfarktüs) eksikliğinden kaynaklanan doku kaybından kaynaklanır. daha az sıklıkla travmadan kaynaklanabilir. enfarktüs, kan pıhtısı (tromboz) veya felç gibi birkaç farklı durumdan da kaynaklanabilir. kilitlenme sendromuna neden olabilecek ek durumlar arasında beynin belirli bölümlerinde enfeksiyon, tümörler, sinir hücrelerini çevreleyen koruyucu yalıtımın (miyelin) kaybı (miyelinoliz), sinir iltihabı (polimiyozit) ve amiyotrofik gibi bazı bozukluklar bulunur. lateral skleroz (als).

    etkilenen popülasyonlar

    kilitlenme sendromu, erkekleri ve kadınları eşit sayıda etkileyen nadir bir nörolojik bozukluktur. kilitlenme sendromu, çocuklar da dahil olmak üzere her yaştan kişiyi etkileyebilir; ancak çoğu zaman beyin felci ve beyin kanaması riski daha yüksek olan yetişkinlerde görülür. kilitlenme sendromu vakaları her zaman tanınmayabileceğinden veya yanlış teşhis konulabileceğinden, genel popülasyonda bozukluğu olan gerçek kişi sayısını belirlemek zordur.

    ilgili bozukluklar

    aşağıdaki bozuklukların semptomları, kilitlenme sendromunun semptomlarına benzer olabilir. karşılaştırmalar ayırıcı tanı için faydalı olabilir.

    akinetik mutizm, etkilenen bir kişinin uyanık olmasına rağmen hareket etmediği (akinetik) veya konuşmadığı (sessiz) nadir görülen bir nörolojik durumdur. akinetik mutizmi olan bireylerin normal uyku / uyanma döngüleri vardır, ancak (uyandıklarında) hareketsiz ve tepkisiz yatarlar, ne hareket ederler ne de konuşurlar. akinetik mutizm, genellikle orta hat ön gri maddesindeki vasküler veya travmatik hasar nedeniyle minimal bilinçli bir durumdur.

    çeşitli durumlar belirtilere veya kilitlenme sendromuna benzer bir klinik tabloya neden olabilir. bu bozukluklar veya durumlar arasında guillain-barre sendromu, miyastenia gravis, çocuk felci, polinürit veya iki taraflı beyin sapı tümörleri bulunur. kilitlenme sendromu, travmaya veya çeşitli farklı koşullara ikincil olarak ortaya çıkabilecek vejetatif bir durumla karıştırılabilir, özellikle etkilenen bireylerde görme veya işitme kaybı varsa tanıyı zorlaştırır.

    teşhis

    kilitlenme sendromu tanısı genellikle klinik olarak yapılır. diğer koşulları dışlamak için çeşitli testler yapılabilir. bu tür testler, ponslara verilen hasarı gösteren manyetik rezonans görüntüleme (mr) ve beyin sapının arterlerindeki kan pıhtısını gösterebilen manyetik rezonans anjiyografiyi içerir. bu testler ayrıca beynin başka bir yerindeki hasarı da ekarte edebilir.

    beynin elektriksel aktivitesini ölçen bir test olan elektroensefalogram (eeg), kilitlenme sendromu olan bireylerde normal beyin aktivitesini ve uyku-uyanıklık döngülerini ortaya çıkarabilir.

    uyarılmış potansiyeller, uyarıma (ağrı veya işitsel veya görsel) yanıt olarak eeg sinyalini ortalayan testler, beyin sapındaki hasarlı yanıtlara ve beyindeki korunmuş yanıtlara bir bakmaya izin verir.

    elektromiyografi ve sinir iletim çalışması, kaslara ve sinirlere verilen hasarı dışlamak için kullanılabilir.

    tedavi

    tedavi öncelikle bozukluğun altında yatan nedene yönelik olmalıdır. örneğin, intraarteryel trombolitik tedavi ile baziler arter kan pıhtısının (tromboz) tersine çevrilmesi semptomların başlamasından altı saat sonrasına kadar denenebilir. tümörler intravenöz steroidler veya radyasyonla tedavi edilebilir.

    etkilenen bireyler genellikle nefes almak için yapay bir yardıma ihtiyaç duyarlar ve başlangıçta bir trakeotomiye (boğazdaki küçük bir delikten hava yoluna giden bir tüp) sahip olurlar.

    ağız yoluyla beslenme ve içmek mümkün olmayacak (mide yerine akciğerlere kaçarak solunum yolu enfeksiyonuna neden olabilir) ve bu nedenle mideye yerleştirilen küçük bir tüp ile gastrostomi denen emin olunması gerekecektir.

    mümkün olan en kısa sürede göz kodlu bir iletişim kurmak önemlidir. sağlık hizmeti sağlayıcıları, aile ve arkadaşlar, etkilenen kişi için en kolay kodun ne olduğunu bulmaya çalışmalı ve sonuç olarak hepsi aşağı yukarı aynı kodu kullanmalıdır. bu, 'evet' için 'yukarı bakma' ve hayır için 'aşağı bakma' veya özel durum için en kolay hareket neyse olabilir. iletişim daha sonra kapalı evet-hayır sorularıyla sınırlandırılır ve daha sonra, alfabeyi söylemek ve etkilenen bireyin seçmek için aşağı bakması gibi göz kodlu harf yazımcıları ile değiştirilebilir.

    daha sonra, tedavi kalan veya iyileşen küçük gönüllü hareketlerin erken rehabilitasyonuna yönelik olmalıdır (genellikle parmak veya ayak veya yutma ve ses üretimi). rehabilitasyon ve çeşitli destekleyici tedaviler çok faydalıdır ve normale yakın motor kontrolün iyileşmesi, konuşma, yutma ve yürüme (son derece sıra dışı olduğu vurgulanması gerekse bile) mümkün olduğu kadar erken başlatılmalıdır.

    iletişime yardımcı olan cihazların ve diğer yardımcı teknolojilerin yararlı olduğu ve bireylerin toplumun aktif üyeleri olmasına izin verdiği kanıtlanmıştır. kızılötesi göz izleme cihazları artık etkilenen kişilerin yapay sesli bir bilgisayar kullanmasına, ortamlarını kontrol etmesine, internette gezinmesine ve e-posta göndermesine izin veriyor. nadir durumlarda, bazı kişiler sınırlı motor becerilerini geri kazanmıştır, ancak çoğu insanda bu tür bir iyileşme malesef gerçekleşmez. elinde veya kafasında bir miktar motor kontrolü elde edenler (hastaların yarısından fazlası gibi) bunu bir bilgisayarla iletişim kurmak ve bazen tekerlekli sandalyelerini kontrol etmek için kullanabilirler.

    tıbbi literatürdeki son çalışmalar ve makaleler, önemli motor engele rağmen etkilenen bireylerin iyi bir yaşam kalitesini koruyabildiğini belirtmiştir. ek olarak, yaşam kalitesi fiziksel bozukluğun derecesi ile ilgisizdir. bakım ve yardımcı teknolojilerdeki gelişmelerle, kilitlenme sendromlu bireyler toplumun üretken üyeleri haline gelebilir.

    araştırma terapileri

    kök hücre tedavisinin kilitlenme sendromlu bireyler için kanıtlanmış bir yararı yoktur ve zararı da olabilir. katılımcıların tedavi için ödeme yapmadığı araştırma protokolleri haricinde önerilmemelidir.

    kaynaklar: tr.wikipedia, physio-pedia, raredisease, medicinenet websiteleri.

  • hiç sevmem.

    (böylece küçük bir yüzdeyi riske ederek, büyük bir yüzdenin sempatisini kazanmış oluyorum)