hesabın var mı? giriş yap

  • kaza ve sonrası üzerinde hem politik hem de çevresel/istatistiki açıdan sağlam bir değerlendirme üzerinde kafa yorulduğunda, daha da vurucu şekilde zihnimize işleyen felaket. aşağıda time 'dan derlediğim ve bolca sayı içeren uzun bir değerlendirme mevcut. ayrıca serhii plokhy imzalı ana kaynak olan "chernobyl the history of a nuclear catastrophe", tavsiye edilesi bir kaynak.

    kaza ile direkt olarak ilişkili ölüm sayısı açısından değerlendirildiğinde, çernobil nükleer felaketi, çok fazla yıkıma neden olmamış gibi gözükecektir. örneğin; hiroşima ve nagazaki'de 200.000'e yakın kurban varken, bunların 100.000'den fazlası öldü ve geri kalanlar yaralandı. çernobil patlaması sırasında 2 direkt ölüm varken, sonraki üç aylık süre zarfında akut radyasyondan ölüm sayısı sadece 29'du. çernobil'den moskova'ya 237 kişi sevkedildi ve burada özel klinikte tedavi edildiler. bunlardan 134'ü akut radyasyon zehirlenmesi belirtileri göstermişlerdir. toplam 50 kişinin akut radyasyon zehirlenmesinden öldüğü bilinmektedir ve radyasyonla ilişkili nedenlerle daha sonra bu rakam 4,000 kişi olabilir. fakat gerçekte çernobil ölüm oranı, tahmin edilmesi zor olsa da; çok daha yüksek oranlardadır. mevcut tahminlere bakılırsa; 2005 yılında birleşmiş milletler tarafından tahmin edilen rakam 4.000 ölüm ve greenpeace international tarafından öne sürülen rakam ise 90.000 ölü şeklindedir.

    ukrayna'da, felaketten sonraki ilk beş yıl içinde, çocuk kanserleri yüzde 90'dan fazla artış göstermiştir. kazadan sonraki ilk yirmi yıl boyunca rusya, ukrayna ve belarus'ta yaklaşık 5.000 tiroid kanseri vakası kaydedildi. bu insanların hepsi patlama sırasında 18 yaşından daha küçük yaşa sahiptiler. dünya sağlık örgütü, kanser nedeniyle yaklaşık 5.000 ölümü, çernobil kazasıyla ilişkilendirmektedir, ancak bu rakam uzmanlar tarafından sorgulanmaktadır. 2005 yılında ukrayna'da, 19.000 aile, aile reisinin çernobil ile alakalı ölümü nedeniyle devlet yardımı alıyordu. diğer bir sonuç ise, felaketten sonra doğan insanlarda genetik hasarlar bulunmasıydı. bilim adamları, özellikle kaza sonrası radyasyona maruz kalan babaların çocuklarında tespit edilen dna'nın kendini kopyalayabilme ve tamir edebilme yeteneğini etkileyen bir durum olan microsatellite instability (msi) hastalığını öne plana çıkarmaktalar. benzer değişiklikler nükleer testler sırasında radyasyona maruz kalan sovyet askerlerinin çocuklarında daha önce zaten bulunmuştu.

    felaketin bedeli aslında çok ağırdı. üç doğu slav ülkesinin her biri bu felaketin bir şekilde üstesinden gelmek zorundaydı. ülkeler, büyük ölçüde benzer çözümler oluşturdular. yerleşim bölgesi veya yardım ihtiyaç durumu bakımından en kontamine bölgeleri belirlediler ve vatandaşları kategorilere ayırdılar. bu da bazı vatandaşları, tazminat alabilme ve sağlık hizmetlerine ulaşım açısından ayrıcalıklı hale getirdi. toplamda 7 milyona yakın insan çernobil'den kalan radyoaktif serpintinin neden olduğu etkiler için bir miktar tazminat aldı. ancak, ekonomik koşullara bağlı olarak, devlet yardımları ve tazminat miktarları 3 ülkede farklılık göstermiştir. çernobil krizinden sonra, rusya'nın petrol ve doğal gaz zenginlikleri, ukrayna ve belarus ile kıyaslandığında, büyük resmi görmek zor olmayacaktır.

    bu iki ülke daha sonra 1990'ların başlarında özel bir çernobil vergisi getirmiştir. bu, belarus'ta tarım dışı sektörde ödenen tüm ücretlerin yüzde 18'ini oluşturuyordu. bununla birlikte, genel olarak belarus hükümeti, büyük felaketlerle ilgili soruşturmaların bastırılması konusundaki sovyet geleneğini sürdürdü fakat büyük bir zorlukla karşılaştı. beyaz rusya'nın çernobil'den en çok etkilenen sovyet ülkesi olmasına rağmen, anti-nükleer hareketi hiçbir zaman ukrayna'daki oranlara ulaşmadı. belarus parlamentosu ve hükümeti, siyasi iradeden ve daha da önemlisi, felaketin tüm etkilerini kabul etmek ve sonuçlarıyla etkin bir şekilde mücadele etmek için gereken kaynaklardan yoksundu. 1993 yılında, belarus parlamentosu, insan yerleşimi için tehlikeli sayılan toprak kirliliği seviyelerini azaltan yasaları kabul etmek zorunda kalmıştır. bu da ayrı bir gülünesi-ağlanılası bir durumdur. çözüme felakat ile çözüm oluşturmaya çalışmak ya da bilimsel manipulasyonla insanları kandırmak mı daha doğru bir yakıştırma olur bilemedim.

    batının yardımlarına gelince, ukrayna, çernobil nükleer santrali ve felakete sebep olan ünite 4'den dolayı yardımın çoğunu aldı. çernobil'de ukrayna'nın batı yardımına ihtiyaç duyduğu ilk öncelikli alan inşaattı. çünkü patlamadan sonraki ilk aylarda hasarlı dördüncü reaktör, alalacele ve çok yetersiz bir şekilde örtülmüştü. 1997 yılının haziran ayında, g-7 ülkeleri toplam maliyetinin 760 milyon dolar olarak tahmin edildiği projenin gerçekleştirilmesine yönelik 300 milyon dolarlık bir yardım sözü verdi. paranın geri kalanını toplamak için avrupa imar ve kalkınma bankası özel bir çernobil fonu oluşturdu. ancak sorunlar burada bitmedi.

    başlangıçta, yeni barınağın 2005 yılına kadar inşa edilmesi bekleniyordu. ancak 2007 yılına kadar vinci construction grands projets ve bouygues construction'ın da dahil olduğu french novarka consortium (şirketler birliği olarak çevrilebilir) 30.000 ton çelik kemer inşa etmesine yönelik sözleşmeyi ancak 2007 yılında kazandı. 100 yıl gibi bir süre dayanıklılığını koruması beklenen kemer inşaatı 2010 yılında başladı; başlangıçta 2005 için planlanan son teslim tarihi, daha sonra 2012'ye ve ardından 2013, 2015, 2017 ve son olarak 2018'e ertelendi. aslında projenin toplam maliyeti 3 milyar euro'yu geçmektedir.

    sscb'nin düşmesinden sonra çernobilde nükleer reaktörü kapatmak 9 yıl alırken, hasar gören reaktör üzerinde yeni bir koruma inşa etmek, çeyrek asırdan fazla zaman aldı.

    aslında; sahnede çernobil dramı sonrasında 2 ana aktör vardı: batı fon kuruluşları ve ukrayna hükümeti. bu ikisinin arasındaki ilişkiler, "daha fazla para verildiğinde tehlikeli davranışlar sergilemeyeceğine söz veren bir gencin ailesiyle olan ilişkisinden" farksızdı. bakın burası önemli bir nokta: bazı akademisyenler bunu, "çevresel şantaj" olarak değerlendirmiştir.

    ancak çernobil nükleer santralinin kapatılması ve yeni korumanın inşası, zengin ülkelerden fakir bir ülkeye giden nükleer bir fondan daha fazlasıdır. her şeyden öte çernobil felaketi, nükleer güçlerin politik ve ekonomik gerilemesinin imparatorluk sonrası devletlerin belirsiz geleceğine oluşturulan tehditin hikayesi olmasının yanı sıra ekonomik kalkınma-dünya güvenliği için münferit ulusların talepleri arasındaki çatışmanın öyküsüdür.

    hasarlı reaktörden sorumlu sovyet imparatorluğunun başkenti moskova, adeta rusya fedarasyonun sınırlarda inzivaya çekilmiş, ukrayna ve uluslararası toplumu, dağınıklığı temizlemeye bırakmıştı.

    burada önemli bir ayrıntı var o da rusyanın ukrayna işgali. 2014 yılında rusya ukrayna işgalini, altı reaktör işleten ve avrupa'nın en büyük santrali olan zaporizya nükleer santralinin sınırları içerisinde olan enerhodar kentinin 322 kilometre ilerisinde başlattı. savaş ayrıca nükleer enerjiyi kesintiye uğrattı. 2016 yılında, ukrayna kendi yakıt tesisinin inşasına başlamış ve ihtiyaçlarının yüzde 40'ını abd merkezli westinghouse electric company'den yaptığı alımlarla karşılayarak neredeyse rus yakıtına toplam bağımlılığının tamamını azaltma planlarını açıklamıştır. savaş ve nükleer döngünün bozulması, ukrayna ekonomisine karşı yeni zorluklar getirirken, çernobil topraklarını içine alan bu ülkenin nükleer endüstrisi, yeni atılımlar yapma çabasına girişmiştir.

    radyasyonun maruz kalmanın popülasyonun sağlığı üzerindeki gerçek etkisi hala tartışılırken, toplumun bir bütün olarak on yıllar boyunca travmaya uğradığı konusunda zaten şüphe duyulamaz. her altı ukraynalı yetişkinden birinin sağlık durumunun kötü olduğu, dahası komşu ülkelere oranla çok daha yüksek oranda sağlıksız olduğu ve çernobil radyasyonundan etkilenenlerin daha az istihdam ve refah düzeyine sahip olduğu bildirilmektedir. ve daha önemlisi çevre var: 4 no'lu hasarlı reaktörün üzerindeki yeni korumaya rağmen, nükleer santral etrafındaki alan en az 20.000 yıl boyunca insan yerleşimi için güvenli olmayacaktır. bu bilimsel gerçek karşısında insan kendini ve hırslarını sorgulamalıdır.

    nisan 2016'da, dünyada felaketin 30. yıldönümününde rahat bir nefes almanın belirtileri mevcuttu. ancak bu hususta kimya bilgileri devreye giriyor: kaza sırasında açığa çıkan en zararlı maddelerden biri olan sezyum-137'nin yarı ömrü yaklaşık otuz yıldır. bu madde, dış maruziyet ve sindirim yoluyla insan vücudunu etkileyebilen sezyumun en uzun ömürlü izotopudur. felakette bulunan diğer ölümcül izotoplar, yarı ömür aşamalarını geçmişlerdir: sekiz gün sonra iyot-131 ve iki yıl sonra sezyum-134. burada sezyum-137, ölümcül üç izotopunun sonuncusudur.

    diğer yandan kazanın zararlı etkisi hala çok fazla. çernobil çevresinde sezyum-137'nin tahmin edildiği kadar çabuk bozulmadığını gösteren testlerle, akademisyenler izotopun çevreye en az 180 yıl zarar vermeye devam edeceğine inanıyorlar; bu da sezyumun yarısının etkilenen bölgelerden uzaklaştırılması için gereken süre. diğer radyonüklitler belki de bölgede sonsuza kadar kalacaktır. burada yine can alıcı bir ayrıntı mevcut: mesela; isveç kadar uzaktaki bir ülkede izine rastlanan plütonyum-239'un yarı ömrü 24.000 yıldır.

    kısaca; çernobil'de ve çevresinde 26 nisan 1986'da olanlardan ders alınması gereken çok çok fazla şey vardır. belki de öncelikle kişisel hırsları ve çıkarları bir köşeye bırakarak işe başlayabiliriz. umarım hiçbir zaman şurada (bkz: #79553873) bahsettiğim teknolojiyi kullanmak zorunda kalmayız.

    sezyum-137 hakkında ayrıntılı bilgi için: https://www.enkon.com.tr/…yum-137-sezyum137-cs-137/

    kaynak: http://time.com/…ernobyl-disaster-book-anniversary/
    orijinal kaynak: https://www.hachettebookgroup.com/…l/9781541617094/

  • içecekler sınırsız diye makinelere dadanan, tek yemekle 3-5 bardak içen, ketçap-mayonez sınırsız diye (ki artık değil, ikea bile pes etti) yese de yemese de her aldığı yemeğin üstüne paket paket sıkan, üzerinde "mağazadan çıkarken iade ediniz" yazdığı halde katalogları çantasına, montuna sıkıştırmaya çalışan, belirli köşelere, alışveriş esnasında not alabilinsin diye konulmuş kurşun kalem ve mezuralı kağıtları avuç avuç cebine tıkan biz türk milletine vız gelip tırıs gidecek dayatma.

    zamanında stockholm'e kadar gider orayı da alırmışız bakma sen, üşenmişiz.

  • kendine özgü bir ruhu olan müzik akımı. aşağıda leziz örneklerini de sunacağım. öncesinde vaporwave akımının ne olduğu ile ilgili tatmin edici bilgiler vermek istiyorum.

    sanki müziğin başka galaksiler, diyarlardan gelen yönü gibi yabancı bu gezegene. bir o kadar da buraya özgü. çünkü önceyi anımsatır, onu deneyimlemiş olana. retro teknoloji esintileri ile doludur gördüğünüz görseller, duyduğunuz tınılar. 80's, 90's hatta 00's yılların başları yoğun bir şekilde hissedilir, oradasınızdır, sanki zihninizi oluşturan temellere küçük bir yolculuk gibi.

    bu bağlamda söz konusu retro dönemin teknolojik, atmosferik esintileri sunulduğu gibi, yine o yılların şarkılarından bölmeler* alınıp onların bir aranjmanını görürüz. aslında ele aldığı yıllar, dünyada teknoloji rüzgarının eseceği zamanların pratikteki ilk yılları olduğu için, o yılları bilen herkesin yakaladığı samimiyeti yeniden göstermektir bu akımın niyeti. eski windows sürümleri, atariler, piksel görünümler, eski oyunlar, dergiler veya o yılların iç ısıtan şehir manzaraları animasyon biçiminde, genelde turkuaz, mor, pembe gibi renklerin ve onlara yakın tonların karışımı olarak önümüze sunulur. elbette olay hem görsel, hem de işitseldir böylece.

    freudian* açıdan bakarsak, bizler bu ruhun -yani vaporwave akımının- sahip olduğu bileşenlerin bir kısmını daha önceden tecrübe etmemizden ötürü, bu eski tecrübelerin farklı bir yorumunu işitsel ve görsel olarak yeniden deneyimlediğimizde, bilincimizi tetikleyen bu tını ve görsel araçlar, müzikten daha önce almadığımız ya da belli bir ölçüde aldığımız farklı bir haz türünün yoğun şekilde alınmasını sağlıyor. belki en başta, buna başka galaksinin müziği dememin sebebi de budur.

    vaporwave'deki eskiye geri dönüş, onda var olan içtenliğin ve samimiyetin özlemi ile birlikte, günümüz modernitesine, popüler öğelerine de aynı zamanda eleştiri barındırır. bu "aykırılık", söz konusu eleştiriden gelir. kapitalizmin doğurduğu tüketim kültürü ile dalga geçer, zıt yönünde aykırıklıklar gösterir. adının, duyurulan ancak çıkmayan ürün anlamına gelen vaporware'den gelmesi bu yönü ile etkileyicidir. ticari kaygı gütmez. müzik isimleri fazla hit alsın diye afili olmak zorunda değil, genelde müzik hangi duyguları hissettirecekse ya da neye aitse onla ilgili bir isim belirlenir.

    söz konusu tüketim kültürü öyledir ki, sizden sadece eşyaları değil, insanları bile hunharca tüketmenizi ister. onun* varoluşu buradan gelir. vaporwave ise eskide olana sahip çıkar. onu harcamayı değil gözetmeyi kendine amaç edinir. bu açıdan sanatsal bir başkaldırı görünür, ayrı bir hoşnutluk katar hislere.

    chill out'un bir alt dalı gibi gözükse de ondan ayrık, fakat temeli ona dayanan bir akım olduğu gerçeğini unutmamak lazım. 2011 gibi kendini göstermeye başlasa da, 2015'den sonra özellikle avrupa ve amerika'da tutkununu önemli ölçüde artırdı bu akım. çeşitli mecralarda dinlenme sayıları aslında bazı kitlelere ulaşabildiğini ortaya koymakta olup, ülkemizde pek bilinmemekte şu an.

    vaporwave akımında görsel olarak, yukarda verdiğim örneklerin yanında çeşitli anime ve çizgi film/diziler de sık kullanılır. öyle ki, the simpsons dizisi neredeyse bir alt dalı haline gelmiş, adına simpsonwave demişlerdir. benim de bu akımla tanışmam simpsonwave örneklerinden biri ile olmuştu. ek olarak tom and jerry, the pink panthere, sponge bob gibi çizgi filmleri de görürüz.

    ve gelelim sevdiklerim arasından bazılarını sunmaya; (müzik - sanatçı adı)

    why me? - simpsonwave (bu akımla tanıştığım müzik)
    5:32pm - the deli
    the burn marks on my epiano wont go away - a l e x (en sevdiğim ilk 5'de yer alır)
    no one would miss me - a l e x
    letting go - greafer
    honey - moow
    oblivion - rufi-o, lily potter
    i was feeling down, i found a nice witch and we're friends - in love with a ghost
    moonrise kingdom - prima
    her - kendall miles
    summer night - esprit
    nightdriving - aquacola
    destine - vector graphics
    we forgot each other's name - heavy hearts
    i saw you in the dining room today - lamb beatz production
    last time - idealism
    lonely - idealism
    iloveyou - a l e x
    how miserable do i have to be to make you happy - beowülf
    unsaved info - joji
    everywhere and nowhere - biosphere
    waltz to the end of time - biosphere

    bunları seçerken epey zorlandım, birçok sevdiğim örneği var. daha sonra editler ve kendi spotify listemi de yayınlarım belki, kim bilir?

    edit: https://open.spotify.com/…si=craqznceqgibi-o3guz6fg söz konusu çalma listem için buyrunuz.

    takip etmenizi tavsiye ettiğim kanallar:

    neotic
    artzie music
    s o u n d s t a t i o n
    mellowbeat seeker
    dreamwave
    n o s t r a d a m u s
    ambition
    sonradan eklenen: kurdtbada

  • (bkz: yıllar geçse de üstünden bu kalp seni unutur mu)

    kaderin cilvesi olsa gerek, profesyonel kariyerindeki son golünü, ankaragücü formasıyla inönü'ye çıktığı ilk maç olan 30 ekim 2005 beşiktaş ankaragücü maçı'nda beşiktaş'a atmıştır. golü atınca boynu bükük, başı düşük şekilde santraya yürüyen bu tatar oğlanı bütün stadyum ayakta alkışlamıştır (kadir gecesine gelen o maç koy ateiste koy sataniste koy putpereste tezahüratının ilk kez yapıldığı maçtı ayrıca. hemen ardından o dönem gündemin en önemli konusu olan islami terör örgütü el kaide'ye gönderme yapılarak "ateizm onuru kaideyi yenecek" diye bağırmıştı bütün taraftarlar).

    attığı golleri, gollerden sonra gidip korner direğini tekmelemesi, dövmesi, sempatik ama çekingen duruşu... ne güzel adamdın sen be ilhan. adın her geçtiğinde yalçın çetin'in sevinç nidalarını duyuyorum ben hala, kep atma törenine gitmeyip evde seyrettiğim o maçı ve bize yaşattığın o sevinci ve sesleri unutmuyorum:

    "ilhan… ilhan… ve goool… yarı finaldeyiz! dünya’nın 4 büyük takımının arasındayız…"

  • ''bir erkek bardakla bile ayni ortamda uzun sure kalsa bardaga karsi bile bisey hisseder'' erdal bakkal.