şükela:  tümü | bugün
125 entry daha
  • new jersey eyaletinde bir şehir. efendim, amerika'ya dil kursu için gelirken, hem dil öğrenebileceğim hem de bol bol gezebileceğim bir lokasyon bakınıyordum. açtım interneti, haritadan nereler uygun olur diye incelerken new jersey dikkatimi çekti. merkezi bir yerde ama çok da kalabalık, curcunalı bir yer değil. new york, philadelphia, vaşington, boston şehirleri yakın, connecticut, delaware, virginia gibi eyaletler de etrafta hatta niagara şelaleleri de çok uzak sayılmaz. ''dil, gezerken öğrenilir'' felsefesine sahip birisi olduğum için, ''etrafta yale, princeton, rutgers gibi ivy league kalitesinde, hatta bu lige dahil birçok da üniversite var; kabul vermeseler bile gezmeye giderim'' diye düşündüm. atladım geldim, hatta dil kursuna rutgers üniversitesinde başladım. ama atladığım çok önemli bir husus varmış, gelince ayıktım: herkes türk abi burada. dil kursunda sınıfın yarısı türk, kalan yarısı ya arap ya da çinli. sokakta adım başı türk var, araba bozuluyor gittiğimiz tamirci türk, kabul için başvuruyoruz hoca türk, canımız türk mutfağı çekiyor gittiğimiz lübnan restoranıçalışanları türk.

    ama asıl şoku bir akrabamı ziyarete gitiğim bu şehirde yaşadım. new york'a giden bir arkadaşa rica ettim, geçerken beni burada bir yere bıraktı, akrabam da gelip beni alacak. beni indirdiği yerde daha iner inmez bir yabancılaşma, bir yakıştıramama hali yaşadım (az önce amerika'da değil miydim ben yahu?). arkamda bir muavin ''new york, new york'' diye bağırıyor (hakikaten böyle dolmuşlar var ve defalarca kullandım daha sonra. binerken parayı veriyorsun, fiş falan kesmiyorlar. şoförler türk, arap, bazen hispanik). yine önünde indiğim binada bazı dayılar ağızlarında sigara, okey oynuyorlardı. arada kahveciye seslenenler oluyordu: iki çay buraya.

    ''nerdeyim lan ben?'' diye bakınırken akrabam geldi, hal hatır sorduktan sonra ''açsındır sen'' diye beni bir lokantaya götürdü: öz karadeniz pide ve lahmacun salonu. abartmıyorum; restoranın adını ''ö'' harfi ile yazmışlar. kapının üzerinde ''pull/push'' değil ''çekiniz/itiniz'' yazıyordu. televizyonda türk programları, çalışanlar silme türk... bütün sokaklarda birer ikişer albayraklar asılı. haliyle sordum; meğer giresun'un yağlıdere ilçesinden gelenler burada bir kapanım (enclave - kapalı grup yerleşim bölgesi) kurmuşlar. bildiğin küçük türkiye. akrabam olan kişi biraz dertliydi çünkü buradaki türkler pek entegre olamıyorlarmış. ''kırk yıldır burada olup hala iki kelime ingilizce konuşamayan insanlar var'' diye şikayetlendi.

    gayet normal. yahu ben okumuş etmiş birisiyim (bu insanları küçümsemiyorum, derdim de kendimi övmek değil. durum tesbiti yapıyorum), maksadım da dil öğrenmek. ben bile oldukça zorlanmıştım alışana kadar. en sonunda çareyi arkadaşım bile olsa günlük hayatta türklerden kaçmakta buldum. çinli bir kız arkadaş buldum önce, sonra kilise cemaatlerine takılmaya başladım (merak etmeyin hala müslümanım, amaç hem kültüre hem de dile dokunabilmekti o zaman), sonra vurdum kendimi yollara. şaka maka 12 eyalet gezmiştim o zamanlar. doğu yakasını komple, batı yakasını da kısmen gezdim. türk popülasyonunun en büyük hayrı bu yönde oldu bende.

    işin garip yanı şu anda bulunduğum yerde bir arkadaşım doktora tezini bu insanların entegrasyonu üzerine yapıyor. daha da garibi buradaki türkler klasik entegrasyon teorisine uymuyorlar.*

    haşiye: kısaca özetlemek gerekirse: sosyolojik gelenek bize mesafe uzadıkça göç dalgalarının azalacağını, göç edenler için mesafe uzadıkça masraf da artacağı için uzun mesafeleri eğitimli ve nisbeten iyi gelir sahiplerinin alacağını söylüyor. ama buradaki türkler özelinde bu durum tam tersi yönde işliyor.

    haşiye 2: tabii herkes türk değil paterson'da. amerikalılar da var. zaten kimler amerikalı? kime amerikalı diyoruz? yani doğan çocuklar amerikalı oluyorlar, o kültürde yetişiyorlar (kısmen de olsa) ama çoğunluk türk yahut arap burada (hispanikler de var). şimdi o kadar garipsemem herhalde ama o an için büyük şok yaşamıştım.
63 entry daha