şükela:  tümü | bugün
  • yagmurlu islak bir mayisti. yine benim kiskancligimdan, o'nun aldirmazligindan, manasiz bir tarti$ma ya$ami$tik telefonda. ahizeyi yerine carptiktan 30 saniye sonra tekrar tu$lari cevirdim ama telefona annesi cevap verdi :
    -evden cikti.
    nasil olurdu ki, insan bir dakikada ayakkabilarini bile bulup giyemezdi.
    hemen di$ari firladim, asansorun gelmesini bile beklemeden 7 kat a$agiya ko$arak indim ve dolmu$a atladim.
    15 dakika içinde $ehir merkezindeydim. yagmur muthi$ hızlanmi$ti. uzerimde sadece bir kot mont ve ayagimda keten ayakkabilar vardi.
    surekli gittigimiz, gitmeyi planladigimiz ve asla gitmeyecegimiz bar ve cafelere girdim. gozluklu birinin yagmur yagarken kapali mekanlara girdiginde ya$adigi tum zorluklari ya$ayarak o'nu aradim. ama yoktu i$te, lanet olsun yoktu...
    bu arada sirilsiklam olmu$tum. kisacik saclarim iyice seyrekle$mi$, yagmurdan gozluklerim fonksiyonsuz kalmi$ti. montumun cepleri bile su dolmu$tu.
    bir telefon kulubesi buldum ve oraya sigindim. telefon kartimi islak cuzdanimdan cikartip, sirasiyla, gidebilecegi butun arkada$larini aramaya ba$ladim. ama hicbirinin ondan haberi yoktu. son olarak, yagmurdan kuru yere gecince buharla$an gozluklerimin ustunden bakarak evini tekrar aradim ve telefona o cikti:
    - nerelerdesin, dedim.
    - evdeyim.
    -peki nereye gitmi$tin?
    -hiçbir yere. ah, birara bakkala sigara almaya cikmi$tim.
    -sigara almaya mi?!
    hic bir $ey soylemedim. bu kez ahizeyi sesizce ve yava$ca yerine koydum. gozlugumu cikardım. uzerindeki su damlaciklarini sildim. islanmi$ ve yamulmu$ paketimden bir sigara cikardım ve islanmi$ kibritimle zorlukla yaktim. bir-iki derin nefesten sonra kendimi tekrar yagmura biraktim.
    ben seviyordum o ise o'nu sevmemden zevk alıyordu.
  • 1966 yapımı orhan aksoy filmi. ediz hun ve filiz akin esas kızla esas oğlan rolünde. ajda pekkan,reha yurdakul,gülseren aksoy,cahit irgat,behçet nacar ve faik coskun'un da rol aldığı film siyah beyaz. ömer çok fakirlik çekmiş, karnı sırtına yapışacak kadar aç kalmış bir delikanlıdır. terzilik yapan nermin'e aşık olur fakat bir yandan da zengin olup kaderin mna koymak niyetindedir. zengin bir adamın kızı olan serap'ı tavlayarak yanlarına koruma görevlisi olarak kapılanır. ve olaylar gelişir...
    bu filmde filiz akın prenses gibi , melek gibi, dupduru bir güzelliktedir. ajda'nın seviyorum adlı parçayla performansı da pek nefistir.
  • sevmeyene karınca yük, sevene filler karınca.
    dağı bile taşır, insan aşık olup inanınca.
    demiş şems.. ne de güzel söylemiş işte.

    aslında, tutup bu sözün altına bir şeyler yazmak ne kadar haddime bilmiyorum. ancak yıllarca bu sözü, tüm ruhuyla yaşamış bir insan olarak, iki kelime yazmaya hakkım vardır diye düşünüyorum. kıssadan hisse, kim ne çıkarırsa diye.

    belki sevgiyi üzülmek sayan, her ağladığında, kendi acısıyla kendini yıkayan birileri duyar da, düşünür diye.

    sevmek yürek ve sabır ister. her baba yiğidin harcı değildir. bazıları sevdiğini iddia eder, ancak sevdiği için gereken zamanda, gereken hiç bir şeyi yapamaz. yorar, yoğurur, uzatır, acı bir sakıza döner hayat, her derdi sizin üstünüzde kalan.

    sevgi, diğer her duygudan farklı, sadelik ve tevazu içinde, pürüzsüz ise yaşar ancak bir bedende.
    bazen çok güçsüz gördüğünüz bir insan, dağ gibi sever, şems'in dediği gibi, bazısı dağ gibi görünense de güçsüz kalır sevginin ağırlığı karşısında.

    önemli olan ne sizin için ? sevmek boş mu geliyor ? karın doyurmuyor mu ? o zaman boş verin sevgiyi, sevgisizliğin içinde, başka zevkler bulun içi boş. ama görüntüsü çok dolu olsun. içinde siz değil, hep başkaları olsun. lüks arabalara binin, lüks yerler gezin mesela. sonra dönüp dolaşıp evinize geldiğiniz de arayacağınız o evi yuva yapan insan olacak. yaşadığınız yer yuva değilse, ancak mutsuz ama lüks bir mezar olacak.

    çünkü, bu dünyada bir tek sevgidir olmazsa olmaz. sağlığın bozulursa, ancak, sevdiğiniz sevgiyle bakar size, söylenmeden, içten, hatta sizden çok üzülerek, darda kaldığınızda sevdiğiniz kol kanat gerer, o dar da olsa bile, üzüldüğünüz de sevdiğiniz dinler en içten şekilde.

    sevgi yoksa, yine bakacak biri bulunur elbet ama neyle.

    sevgi öyle güzel ve asil bir duygudur ki, karşınızdaki taş olsa, pamuk gösterir insana. sizi pamuk görenin kalbini taşla ezdiğiniz de bile.

    sevmeyi bilirdim, sevilmeyi bildiğimi sanırdım.

    anlıyorum ki gerçekten seven, gözünden sakınıyormuş, hiç bahane bulmadan mutlu etmeye uğraşıyormuş. hataları bal diye görüyormuş.

    seven erkek ise, kalbini ortaya koyuyor sizi herkese dünyanın 7. harikası diye gururla tanıtıyormuş. sevgisini bir madalya gibi, her saniye kalbinin üstünde taşıyormuş.

    seven adam hiç beklemeden, dünyayı aşıyormuş.

    gece olsun, gündüz olsun, yıl bitsin, yaş gelsin, öküz ölsün, buzağı doğursun, bahar bitsin, yaz gelsin, bu bahar olmadı yarına allah kerim demeden.

    anladım ki, gerçekten sizinle bir ömür geçirmek istiyorsa, bin dereden su getirip, binlerce yalan ardına sığınıp, saçma sapan bahanelerle dünyayı dolaşıp gelmiyormuş yanınıza.

    diz çöküp '' evlen benimle'' diyormuş. kimseden saklamadan, bağıra, bağıra.

    anladım ki.

    sevmeyene karınca yük, sevene filler karınca.
    dağı bile taşır, insan aşık olup inanınca.

    yk
  • andy garcia ve meg ryan'ın oynadığı, andy garcia'nın muhteşem bi' oyunculuk sergilediği film.. erkeklerin de sevebileceğine inandırmıştır..
  • bir kadın olarak bana hüzün çağrıştıran söz öbeği. nadir rastlanan ölümcül bir hastalık sanki...
  • "sevmenin kadını erkeği yoktur" cümlesini tekrarlamama sebep başlık. sevmek öyle basite indirgenebilecek bir şey değildir. ilişkilerin doğru ve huzurla ilerleyebilmesi için karşılıklı olması gereken hadisedir sevmek. gerçi, annenin evladına olan sevgisi hariç her şey karşılıklıdır zaten bu hayatta. ancak bir de salt sevgi vardır; ne verdim, ne aldım, ne gördüm, nasıl seviliyorum, nelere lâyık görülüyorum'un hesabının yapılmadığı, yapılamadığı. aslen hastalıklı bir durumdur, anormalite diye nitelendirilebilir türde. karşılaşması da zordur zaten böylesiyle. hiç bir şey yapmanıza gerek yoktur böyle bir durum hasıl olduğunda. biri sizi böyle seviyorsa, canını da yaksanız, kalbini de kırsanız, ihtiyaçlarını görmezden de gelseniz yine de sevgiyle bakacaktır size gözleri. ancak dediğim gibi hastalıklı bir durumdur aslen, anormalitedir, suistimale açıktır. ilişkilerin ilk zamanları ve mecburi devam eden evlilikler, izah ettiğim duruma dahil değildir. çünkü ilk zamanlar, tanıyana kadar pek çok ilişki böyledir zaten. ve evli olup bitirilemeyen ilişkilerde, bir süre sonra tecavüz kaçınılmazsa zevk almayı bilmeliyiz politikası izlenir. benim sözüm uzun süren ve mecburiyete dayalı olmayan ilişkiler için geçerli. yani 2-3 aylık ilişkinizi sakın ulvi sanmayın. değil, siz de herkes gibisiniz. mecburi ilişkisi olanlar, siz de sabır göstermiyorsunuz, tahammül ediyorsunuz. sözüm mecburi olmayan uzun ilişkiler için...
    siz yine de ölçülü sevin, karşılıklı sevin. ticaret falan da değildir karşılıklı sevmek. akla ve mantığa uygun olandır. varsa bir kaç hayatınız, o vakit feda edebilirsiniz elbette bir hayatınızı karşılık beklemeden sizi çok da umursamayan birine. ama tek bir hayatınız var, onu hak edenlerle yaşayın.