şükela:  tümü | bugün
  • kisa ve ozlu soz, veciz.
  • yunancada laconicus spartalı demektir, ki spartalılar da bildiğimiz üzere asker ruhlu, azla yetinen, soğuk, sert oluşlarıyla tanınmışlardır, ruslara benzetilmişlerdir bu yüzden soğuk savaş boyunca belki de haksızca. az konuşmaları da hasletlerinden biri diye bilinir ki, lakonik (ve laconic, bazense laconique) sözcüğünün etimolojisi de budur.
  • bir ingilizce kitabından lakonik için aklımda kalmış şöyle bir örnek anekdot var: büyük iskender'in babası makedonyalı filip:philip of macedonia` ordularıyla sparta'ya saldırmaya hazırlanırken kentinin çevresini kuşattığı krala onu korkutmak, tedirgin ederek moral bakımından zayıflatmak için haberci ile bir mesaj gönderir:"if we capture your city we will burn it to the ground."kralın tek bir kelimeden oluşan cevabı ise tam spartalılara
    göredir:"if."aldığı bu cevabın kendisini daha da hırslandırmak gibi ek bir etkisi olmuş mudur filip'e bilemiyoruz ancak genellikle uydurma olan, gerçekliği çok şüpheli* bu tür hikayeleri bir kenara bırakırsak; lakonik ifadeler kullanmak teorik olarak gayet kuul görünse de söylediklerinizin etkisi karşınızdaki kişinin algı kapasitesiyle sınırlı olduğundan dolayı uygulamada çıkarttığı sorunlarla* başınızı daha çok ağrıtmaktan* başka bir işe yaramaz.onun için siz bırakın lakonikliği, spartalılığı falan, kafi miktarda kelime kullanarak anlatın meramınızı.varsın şık durmasın, yeter ki iletişim kazaları minimuma insin, yanlış anlaşılmalar olmasın.
  • (bkz: lakonizm)
  • lakedaimon, lakonia yani sparta'nın öteki adıyla kökendaş sözcük. en çok az ve öz/özlü söz anlamında kullanılır, sonuçta vecizeye yaklaşmakla birlikte vecize süslü söz titreşimini daha bariz içeriyor. lakonik, vurucu söz demeye daha yakındır. bu bakımdan çeviriymiş gibi duran özdeyiş de pratikte lakonik eşdeğeri sayılmayabilir. yukarıda belirtilen "eğer" ile "molon labe"* hem lakonik, hem spartalıların ettiği lakonik laflardandır.

    aforizma da bu bölgenin sakini, ne yazık, hala aynılık değil, farklılık daha baskın.

    (bkz: lakonizein esti filosofein)
  • (bkz: sehl-i mümteni)

    pek bir severim; ama kabiliyetim yoktur bu tür söylemler üretme konusunda. neden? çünkü insanların az ve öz ifadeleri kavrayamadığı konusunda bir inancım var. alenen, tüm detaylarıyla, kafa karıştırmadan ve ikincil anlamlar üretilmesine mahal vermeyecek şekilde cümle kurmadığım sürece karşımdakinin beni tam olarak anlamayacağına inanıyorum. nitekim çoğu kez bu konuda haklı olduğumu da gördüm. yalnız bu durumda da bir başka sıkıntı kendini gösteriyor. uzun uzadıya anlatma arzusunda değilim; ancak montaigne'den bir alıntıyla durumu özetleyebileceğimi düşünüyorum:

    "günlük hayatımızda ve insanlarla olan alışverişlerimizde fazla parlak ve keskin bir zeka göstermek de doğru değildir. derin bir anlayış bizi fazla inceliğe ve fazla meraka götürür. zekamızın olaylara ve dünya işlerine daha elverişli bir hale getirebilmek için biraz ağırlaştırmak, körleştirmek, onu bu karanlık ve bayağı hayata uydurmak için karartmak ve bulandırmak gereklidir. nitekim gevşek ve sıradan zekalar işleri daha kolaylıkla, daha başarıyla çevirirler. yüksek ve ince felsefi düşünceler iş görmeye elverişli değildir. keskin bir düşünce inceliği, kabına sığmayan bir zeka çevikliği, işlerimize engel olur. dünya işlerini daha hoyratça, daha gelişi güzel yürütmeli ve her zaman talihe büyük bir pay bırakmalıdır. işleri derin, inceden inceye düşünüp aydınlatmaya gerek yoktur. birbirine zıt birçok parlak düşünceler ve biçimler içinde insan kendini kaybeder."

    hem veciz, kısa ve öz konuşmanın başarısının algılayıcının seviyesine bağlı olmasıyla hem de lüzumsuz titizlik ve detay gözeterek iş görmeye çalışmanın zorluklarıyla birlikte düşünüldüğünde pek bir isabetli.