şükela:  tümü | bugün
  • kore şavaşı'nda yitirdiğimiz türk hava kuvvetleri mensubu pilot üsteğmen.
    işgal altındaki istanbul'da 1922 yılında doğan erdönmez, 1945 yılında uçuş okulunu bitirdi. o yıllarda çok yeni olan jetuçakları ile uçabilen sayılı pilotlardan biriydi.
    amerika birleşik devletlerinde aldığı jet uçuş eğitimi dolayısı ile ingilizcesi çok iyi derecede olduğundan, ünlü 1. türk tugayı bünyesinde 1950 yılında kore'ye gönderildi.
    pilot olmasına rağmen ilk başlarda amerikan hava irtibat grubu içinde yer görevleri icra etti. hatta zaman zaman elinde tüfekle çatışmalara da girdi. bir süre sonra yer görevlerinden alınıp, asıl işi olan pilotluğa verilmesi için komutanlarına talepte bulundu. bunun sonucunda a26 "invader" hafif bombardıman uçaklarında aktif savaş görevine başladı.
    kuzey kore'nin vanşang bölgesine yapılan bir hava akınında uçaksavar ateşi ile düşen uçağında şehit oldu. bir diğer üzücü nokta da, düşman topraklarına düştüğü için mezarının bilinmemesidir. kaynak: uçantürk dergisi, eylül 1992 sayısı.
    yazarın notu: uçantürk dergisinde ilgili yazının başlığı, "unutulan savaşın unutulan şehidi" idi. bizler unuttukça, bizleri de unutturacaklar diye düşünmekteyim. yine de meraklısına; (bkz: unutmak)
  • amerikan menseili turner yayimcilik sirketi tarafindan yayimlanmis olan “fly till you die” isimli kitapda kendisi ile ilgili bir bolum bulunmaktadir. bu arada kitabin yazari kendisi ile ayni filoda ucmus amerikali bir yer subayidir. kitapda erdonmez ile ilgili hatiralar, filoya nasil katildigi ve nasil sehit oldugu anlatilir.

    kitapda anlatilanlara gecmeden once muzaffer erdonmez’in neden amerikan filosuna katildigini anlamak icin savasin o an ki durumunu bilmekde fayda var:

    25 haziran 1950 tarihinde kuzey kore askerleri 38nci paraleli geçerek guney kore’ye saldirdi. birlesmis milletler tarihinde ilk defa tek bir kumanda altinda kurulan ordu ile bir savasa girdi. birlesmis milletler guvenlik konseyinin cagrisina olumlu cevap veren turkiye, 1950 yilinin eylul ayindan itibaren kore’ye asker ve malzeme gondermeye basladi.

    kore’ye gonderilen arasinda hava kuvvetlerimizi temsil etmek uzere iki subayimiz bulunuyordu. konya’daki birliginden cagirilarak kore’ye gonderilen hava pilot ustegmen muzaffer erdonmez osmanli imparatorlugu zamanindan beri her nesilde degerli subaylar yetistirmis bir aileden geliyordu. pilotluk egitimini amerika birlesik devletlerinde tamamlayan utgm. erdonmez atletik yapisi, atak karakteri ve ucuculugu ile cok basarili ve sevilen bir pilotumuzdu. sempatik karakteri ve cok iyi hakim oldugu ingilizce lisani sayesinde amerika’daki egitimi sirasinda hem amerikali meslektaslari hem de egitim gordukleri yerlerde siviller tarafindan sevilen birisiydi.

    kore’de ilk once turk tugayinin komutani tuggeneral tahsin yazici’nin karargahinda gorev yapti. ancak o komutanini cok sevmesine ragmen sadece tugg. yazici’nin cevirmeni olarak kalmak istemiyor, ucucu olarak savasa katilmayi arzuluyordu. bu dilegini her firsatta komutanlarina iletiyordu.

    kasim 1950’de yapilmasi planlana genel taarruza katilmak uzere, tugg. yazici ve beraberindeki amerikan heyetiyle birlikte kunu-ri bolgesinde ilerleyen turk tugayi konvoyunun en onundeki araclarda yer aliyordu. cin silahli kuvvetleriyle takviye edilmis kuzey kore birlikleri ani bir taarruz ile bolgedeki amerikan birliklerini yardilar. amerikan kuvvetleri geri cekilirken durumdan henuz haberdar edilmemis turk tugayi ilerlemesine devam ediyordu. dusmanin ani baskini karsisinda beraberindeki komutanlari korumak ve onlarin sag olarak geriye cekilmesi icin verdigi mucadele onun savasci kisiligini bir kez daha ortaya cikardi.

    ucucu birliklerle savasa katilmak hususundaki israrli talepleri nihayet karsilik buldu ve 1951 yilinin basinda japonya’da uslenen amerikan hava kuvvetlerine katilmasi icin emir cikti. 452nci bombardiman kolunun 729ncu filosuna katildi.

    1950-1951 yilinin cetin kis aylarinda cin komunist gucleri savasa girdikten sonra, 452nci filonun kayiplari artmaya basladi. cin komunist guclerinin tecrubeli silahcilarinin havadan ve yerden vurduklarina ilave olarak hava sartlari da kayiplari hizlandiriyordu.

    asagida anlatilanlar yukarida bahsedilen kitapdan ceviridir:

    soguk bir subat gunu “vic” us harekat odasina girdi. bu benim icin tam bir surprizdi. hem de ne surpriz! kisa, guclu yapili vucuda sahip genc adam benim masama kadar gelip keskin bir selam verip soyle tekmil verdi: “kidemli ustegmen muzaffer erdonmez, 1943-130, pilot, turk hava kuvvetleri; emir ve goruslerinize hazirim.”

    o zaman elbette bunlarin hepsini anlayamadim. konustugu ingilizce benim alisik oldugum bir aksan degildi. kelimeler piril piril parlayan dislerinin arasindan kirpilmis olarak cikiyordu. uzerindeki giysileri de oldukca yipranmis gorunuyordu. daha sonra ogrendigime gore butun elbisesi uzerindekilerden ibaretti. turk ustegmen masamin iki adim onunde hazir ol vaziyetinde beklerken turk birligi’nin kore’de savastigini hatirladim. istihbarat brifinginde turk tugayi’nda 5000 kadar kisinin 1950 kasim’inda nasil savastigindan bahsedilmisti. kore’de kunu-ri carpismalarinda amerikan 2nci tumeniyle irtibati kesilen turk birligi, cinlilerin beklenmeyen saldirisi karsisinda geri cekilmeyi reddetmis ve siddetli kayiplar vermisti. ustegmen erdonmez’de sahsen “geri cekilmem” diyen turk gururunu goruyordum.

    - ustegmen, sen “gorev icin geldigini” mi soyluyorsun?
    - evet efendim
    - ne cesit gorev ustegmen?
    - ucus gorevi efendim. b-26’larinizla savasmak icin geldim.

    gozlerinde fark ettigim o isiltinin daha da arttigini dusunuyordum. ayrica bunu soylerken sanki daha da bir heybetli gorunuyordu.

    - yaninda emir ve form-5 evraklarini getirdin mi? ucus tecrubeni incelemek istiyorum.
    - hic bir sey yok efendim.
    - hic ucus tecruben yok mu?
    - hayir efendim. b-26’larda cok ucusum var. ama hicbir evrak veya ucus kaydi yok.

    bu kadari benim icin cok fazlaydi. ama yeni bir ucucu personele sahip olma fikri dusuncelerimin netlesmesini sagladi. bu gonullu pilotun odamdan disari cikip gitmesine izin veremezdim.

    - lutfen otur ustegmen.
    - hayir efendim. tesekkur ederim.
    - o zaman rahatta bekle. ben hemen donecegim.
    - evet efendim.

    erdonmez, rahat pozisyonuna gecmedi ama yinede biraz rahatlamis gorunuyordu. ben hangarin obur tarafindaki irtibat subayinin yanina gittim. ama 452nci filonun ne filo komutani ne de yardimcisi binbasi kamanski filodaydi. irtibat subaylarimizdan yuzbasi john rumbaugh’dan takviye gelen personelle ilgili olarak beni bilgilendirmesini istedim. o da uzerinde calistigini, tokyo’daki buyukelcilige kadar tum resmi makamlara sordugunu; sozlu emri takiben yazili emir bekledigini soyledi. ben de ona sozlu emrin yeterli olacagini soyledim. simdilik oyle gozukuyor dedi; yuzbasi rumbaugh birligimizin en iyi irtibat subayiydi.

    benim o sabah olanlardan haberim yoktu. turk pilot ile ilk karsilasan astsubay del hastings sabah olanlar hakkinda sunlari anlatmisti:

    ben hangarin sonundaki buromda disari bakarken alisilmadik bir sey gordum. bizim arkadaslarimizdan bir kaci kara personeli gibi gorunen birisiyle konusuyorlardi. en azindan bana oyle geldi. merakim galip geldi ve yanlarina gittim. karaci sandigim kisi kendini, muzaffer erdonmez, kidemli ustegmen, turk hava kuvvetleri, birlesmis milletler komutasi, 8 inci ordu karargah calisani olarak tanitti. hikayesini anlatirken esyalarinin yaninda duruyordu. bes tane torbasi vardi. iyi seviyede bir ingilizce ile, kore’den cepheden geldigini ve oradaki turk tugayi’yla birlikte carpistigini anlatiyordu. turkler 25inci piyade tumeni’ne bagli olarak savasiyorlardi. ustegmen bize birlikte calistigi subaylarla ilgili fikirlerini anlatiyordu. soyledigine gore “kore’de on saflarda carpisan cilgin piyadeler hayatlarini her gun riske atiyorlardi.” ben ona ne istedigini sordum. o da “ben pilotum, ucmak istiyorum” dedi. ben kucuk rutbeli bir astsubaydim ve ona elbette bir ucak tahsis edemezdim. bu kisinin istegini yerine getirmeme yardimci olabilecek bir tecrubem oldu mu diye dusundum. sonunda ona yarbayi beklememiz gerektigini soyledim.

    yarbay art reaume bu aralar kuzey kore’de bir yerlerdeydi. irtibat subayimiz john rumbaugh yerinde degildi. aslinda her zaman yerinde olurdu. astsubaylar jack reynolds ve gene hoffman yemege gitmislerdi. ustlerim geldiginde hepsine teker teker problemi anlatacaktim.

    ustlerimin de boyle bir problemi cozmede pek tecrubeleri olmadigini anlayacaktim. yarbay reaume bombardiman gorevinden dondukten sonra, biz problemi ona devrettik, yada devrettigimizi sandik. her seyden once yarbay patron sayilirdi ve butun problemleri cozerdi, degil mi? bakalim oyle mi oldu?

    yarbay, turk ustegmen ile gorustugunde hicbirimizin farkina varmadigi bazi seyleri ortaya cikardi; birincisi ustegmen’in hic parasi yoktu ve uzun zamandir yemek yememisti. yarbay bana donup “astsubay, ustegmen’i maliye kismina goturun ve yeterli miktarda para alin, bir seyler alip karnini doyurabilsin.” diye emir verdi. guya ben problemi komutana devretmistim ama bu gene benim problemim olmustu. yarbay’a usulca normal sartlarda uygun formlarla bile para almanin cok zor oldugunu hatirlattim. yarbay bizi, “yapabileceginiz ne varsa yapin” diyerek maliye’ye yolladi. komutanin cipiyle turk ustegmen ile birlikte maliye’ye vardik.

    bu noktada 452nci bombardiman filosunun cok profesyonel oldugunu ve calisanlarla cok iyi is iliskilerimin oldugunu belirtmeliyim. bu problemle ilgili olarak benim temas kuracagim kisi bascavus bob musk idi. sanirim herkes bu durumda isi nasil kotardigimi anlayacaktir. bana soylendigi gibi yapmam gerekeni yaptim ve problemi tekrar yarbay reaume’ya iade ettim.

    729uncu bombardiman filosunda, sam amcanin uniformasini giyen bircok iyi subay vardi. bu turk subayi da belli ki kendi hava kuvvetlerinin en iyilerindendi. o cok cana yakin ve bizim subay ve astsubaylarimiz tarafindan saygi goren biriydi. bizim subaylarimiz ustegmen icin yardim toplamaya basladilar. kirk yil sonra hatirladigim kadariyla bu 300 dolar civarinda bir paraydi. ustegmen erdonmez nihayet yukaridan birilerinin karar vermesiyle 729uncu filoda calismaya basladi. amerikan hava kuvvetleri’nin ucus tulumu giyiyordu ve turk hava kuvvetlerine ait altin yildiz seklindeki rutbe isaretlerini tasiyordu.

    tekrar ofise donersek; bizim yabanciya suphe ve saygiyla karisik soyle bir baktim. belki b-26 invader’leri harpte ucurabilirdi ama bunu bana ispatlamasi gerekirdi.

    sonraki otuz dakikada ustegmen’in hikayesinin en azindan bir kismini ogrendim. bu hikayenin devami oda arkadaslari ve zamanla sayilari oldukca artan diger arkadaslari tarafindan yayilmaya basladi. arkadaslarindan ogrendigim kadariyla muzaffer “vic” diye cagirilmak istiyordu. beraberinde getirdigi esyalari kanvas bezden yapilma parasut torbasi icinde 45 kalibre bir tabanca, 45 kalibre yari otomatik thomson makineli tufek ve birkac yuz adet mermiden ibaretti. bizimle oldugu surece torbasini daima ranzasinin altinda muhafaza etti.

    vic’in anlattigina gore, amerika’da ucus egitimi aldiktan sonra turkiye’de b-26’larda ucmustu. miho’ya gelisinden alti ay evvel kore’deki piyade birligine katilmis ve cephede carpisma hattinda bilgilere ilk elden ulasma imkanina sahip olmustu. anlasildigina gore birligine ileri hava kontrolorlugu ve tercumanlik yapmasi amaciyla gonderilmisti.

    netice olarak biz fazladan bir pilota sahip olmustuk. bizim bekledigimiz bir pilot olmasa bile, vic bizim uzak doguya geldigimizden bu yana etrafimizda gordugumuz tek yeni yuzdu. vic’in kabiliyetinin ne oldugunu ogrenmek zamaniydi. b-26’larda ucus kontrollerine baslamadan once yapmamiz gereken bazi seyler vardi. 40 nolu emir geregi bizlere verilen hava kuvvetleri ikmal birliginden tum malzemeleri (ucus tulumu, ic camasiri, corap vs.) vic icin de aldik. vic’in tek ihtiyaci a sinifi bir uniformaydi. birde cavus hastings’in bahsettigi, toplanan 300 dolar meselesini cozmeliydik.

    vic’i taniyan herkesin soyledigine gore vic, birakin toplanan 300 dolari almayi hicbir sekilde bir dolar dahi almayacak kadar cok gururluydu. vic’e yardim isini organize eden dick leebrick’ti. o sadece iyi bir organizator degil, ayni zamanda cok dusunceli davranan bir kisiydi. paralari topladiktan sonra, dick sahte bir maas bordrosu hazirlayip, turk devleti’nin gonderdigi maas oldugunu soyleyerek vic’e imzalatti. guya tokyo’daki turk elciligi aylik 12 dolarlik maasin yaninda giysi vs. ihtiyaclari icin 300 dolarlik bir tahsisat gondermisti.

    ustegmen erdonmez, boyu ortalamadan biraz kisa, ama kuvvetli bir yapiya sahipti. vucudunun ust kismi oldukca kasliydi. olimpiyat madalyali bir sampiyon guresci edasini tasiyordu. butun bunlar o’nun mavi uniforma icine girmesini zorlastiriyordu. dick leebrick hemen bir cozum buldu. vic icin para toplama ve maas bordrosu duzenlemenin yaninda, tokyo’ya gidip kendine uygun mavi uniforma almasi ve ihtiyaclarini karsilamasi icin seyahat emri ayarlandi. geri dondugunde vic mavi uniformayi giyiyordu, elbise uzerine mukemmel oturmustu. hic kimse hava kuvvetlerinin mavi elbisesini bu kadar gururla giymemisti ve omuzlarindaki yildizlar isil isil parliyordu.

    vic’in daha once b-26’larda harbe hazir bir ucucu oldugunu gosteren hicbir ucus kaydi olmadigindan, ust makamlarin da izniyle, dikkatli bir sekilde hareket etmeye karar verdik. bu sampiyon gurescinin agresif bir pilot olmasini umuyorduk ve bizi hayal kirikligina ugratmadi. o’nu bir dizi testlerden gecirdik; stall ve tek motorlu egzersizler, bir dizi inis kalkis calismalari, touch-and-go, maksimum guc ile kalkis gibi. sonra onu atis egitim sahamiza ucurduk.

    harekat subayi yardimcilarindan russ barnes, vic’in atis sahasindaki performansini olcmek icin gorevlendirilmisti. barnes, bilgisi ve pilot secme yetenegi ile herkesin saygi duydugu bir pilottu, ancak uzun raporlar yazmazdi. barnes sinava tabi tuttugu pilotlari kisaca “ucar” veya “ucakta isi yoktur” seklinde degerlendirirdi. vic ile ucusundan sonra konusmamiz su sekilde oldu:

    - nasil gidiyor russ?
    - o iyi bir pilot
    - nasil yani? ne yapti ucusta?
    - ucusunu izledim.
    - nasil?
    - bilmiyorum ama ben bu vic'in ucusuna hayran kaldim.

    daha sonra da vic hakkindaki dusuncelerini ogrenmek icin seyrusefer subayi olarak ayni ucusta bulunan bob stonner’a sordum. bob’un degerlendirmesi soyleydi:

    “vic’i cok iyi tanimiyorum ama, sana sunu soyleyebilirim: o, bizim dusmanlarimiza sahsi kini olan cok kararli bir savasci. saldirilarina hedefini tamamen tahrip edene kadar devam ediyor. o’nun sakin hali bu durumunu gormemizi engelliyor. ben kariyerim boyunca bircok pilotla uctum ve gogsunde boylesine ates tasiyani hic gormedim. o ucagina sanki huysuz bir ata biner gibi biniyor ama dizginler hep elinde. bu kadar yil sonra, hala onun kendine olan mutlak guvenini hatirlayabiliyorum.”

    harekat subayi olarak, vic’i hedef bolgesine goturup ilk olarak harekat usullerini gosterip sonra da yanina oturup ne yapacagini izlemek benim gorevimdi. kendimi de kontrol etmek bakimindan, vic baska pilotlarla da uctu. ben onun bizim radyo konusma usullerimizi ve dusman bolgesi uzerindeyken uyguladigimiz harekat usullerini anladigindan emin olana kadar isi agirdan aldim. ilk olarak kol ucusu ile ilgilendim.

    genellikle kol ucusu baslarinda yukselirken ve japon denizinde bulutlar uzerinden gecerken bir bucuk saat boyunca yapmamiz gereken cok az sey vardi. bu noktada her zaman yaptigimiz kuyruk sallama isaretini yaptim. bu, kol ucusu yerinden acilip, koldakilere biraz rahatlama ve cevreyi izleme imkani verecekti. bu sinyale turk guresci haric herkes uydu. biraz one egilerek, erdonmez’in cenesini ve isildayan gozlerini gorebiliyordum; yuzunde gulumseme vardi, evet gulumsuyordu! kim bilir kac cin’li yada kuzey kore’li asker sungunun yanlis tarafinda onun yuzundeki bu gulusu gormustu? her sartta ne olursa olsun turk askerinin inatciligini gosteriyordu; geri adim yok, geri cekilme yok.

    birkac kere “uzaklas” isareti vermeme ragmen bu turk uzaklasmiyordu. muhabere subayim da bunu fark etmis ve dahili hatta “yuzbasi, koldakinin kanatlari benim gozume girecek neredeyse” diye beni uyarmisti. harekat bolgesine kadar 5saat suren ucus boyunca, sanki sinek kagidina yapismis sinek gibi koldaki yerinden hic sapmadi. buna usteki komutanim bile inanamadi.

    bu arada joe farber’den de bahsetmeliyim. italyan asillilar arasinda joe’nun yuzunden gulumseme hic eksik olmazdi; japonca’yi italyan aksaniyla ve malum italyan mimik ve el kol hareketleri yaparak konusurdu. filoda dortlu koromuzda bas sesiyle sarki soyler ve daha onemlisi armonika calardi. filomuzda seyrusefer subayi olarak gorev yapardi ve bombardimanlara katilirdi.

    bir gunesli ogleden sonra kuzey kore’den gorev donusu inchon’da deniz kuvvetleri gemilerinin uzerinden gecerken, armonikasiyla dahili hatta melodiler caliyordu. denizcilere ozgun bir parca calmasini soyledim ve onu acil durum kanalina aldim. bu kurallara elbette aykiriydi. ancak, kimse sikayet etmedigine gore denizciler de bunu sevmislerdi. joe’nun bir sonraki parcasi “california, here i come!” idi. buralarda herkes bizlerin “kaliforniya’li” oldugunu biliyordu.

    miho kuleyi arayip bati-dogu alcak gecisi icin izin istedim. pist uzerine yaklasma sirasinda ucaklar iyice birbirine yanasti. buyuk bir motor gurultusu ile oldukca alcaktan gecerken telsizde armonikadan yayilan “california, here i come” sarkisinin melodileri geliyordu. bu ucustan sonra bu sarki bizim filonun sarkisi oldu.

    joe farbe’nin seyrusefer ve bombardimanci olarak gorevinde cok iyi oldugunu herkes bilirdi. ancak norden bombardiman nisan aletini kullanmadaki yetenegi rakipsizdi. onun bu yetenegine ilk elden sahit oldum. joe, havadan bombardiman sirasinda norden nisan aletinin uzerine egilmisken 8000 fit irtifadan 100 fitlik kopruleri dahi iskalamamizin imkansiz oldugunu gorduk. basarilarimiz general sweetser’in dikkatini cekti, bizim birlikte ucmamizi ve birlikte kalmamizi istedi. boylece joe farber oda arkadasim oldu.
    vic’in hikayesini anlatirken joe farbe’den bahsetmem alakasiz gorulebilir. ancak bu iki kisiyi de taniyanlar ilgiyi kolaylikla kuracaklardir.

    ustegmen muzaffer erdonmez’in ucus sirasinda ve genel tavirlarinda gorulen atak davranislari, kesinlikle onun spordaki hareketlerine de yansimisti. bir olimpiyat gurescisi icin atilgan olmanin onemli oldugunu biliyorduk, ancak bu tutum vic’in tum aktivitelerinde kendini gosteriyordu.

    vic’in nisanciligi hakkinda soylediklerini dinleyen filonun en iyi uc nisancisi onu ordek vurma yarismasina davet ettiler. tabi ki bahisler basladi. vic’in parasal durumunu bildiklerinden onun icin en degerli olan 45 kalibre mermilerinin uzerine bahse girdiler. baslangicta miktarlar makul duzeydeyken sonlara dogru cilginca yukseldi.

    dort yarismaci bir ordek surusune rastladilar. bir an bu guzelligi seyretmek icin duraksadilar. iste tam bu sirada herkes vic’in tufeginden cikan iki el silah sesi ile irkildi. kimse buna hazir degildi. soktan kurtulan bill tonne ilk konusan oldu.

    - allah askina vic! ne yaptin? senin bu yaptigin hic de sportmence degil!
    - sportmenlik mi? bos ver onu. ben oldurmek icin ates ederim.

    saskinlik icinde kalan uc kisi bahis parasini vic’e odediler. o gun baska da atis olmadi ama spor yada her ne icinse bes tane olu ordek suyun ustunde yuzuyordu. bu vic’i filoda “as” duruma getirmisti ve guzel bir yemekle kutlanmasi gerekiyordu

    “oldurmek icin ates etmek”. aslinda savasin temeli de buydu elbette. “sen onlara ates etmezsen onlar sana ates ederler.” bu vecizeyi insanlar savasarak, yasayarak ogrendiler. ayni durumun en ilkel silahlardan gunumuzun ileri teknoloji yildiz savaslarina kadar gecerli oldugunu soyleyebiliriz.

    bununla beraber ustegmen erdonmez’in dusmana ates edis tarzi filomuzda yerlesmis bir usul degildi. belkide aramizdaki fark, vic’in atalarinin yuzyillardir savasci bir ruha sahip olmalarindan geliyordu.

    vic’in savastaki dusunce tarzini uctugu b-26’yi ucusundan sonra kontrol edince anlamistim. kore’deki demiryollarini kullanilamaz ve kisa surede tamir edilemez hale getirmek icin 8 bin fitten suzulerek dalip 3000 fitten bombaliyorduk. mesafemiz hafif silahlarin menzili disindaydi. gayet etkili ve guvenli bir harekat usuluydu.

    bir gun vic b-26’sinin burnunda cok sayida 20 mm.lik mermi hasariyla dondu. buna ragmen ucagi baska hicbir hasar vermeden cok iyi bir sekilde indirdi. o aksam oda arkadasi bill tonne vurulduklari gorevde neler oldugunu sordu. vic, “pic kurularinin bana ates ettiklerini gordum. ben de onlari haklayana kadar uzerlerine daldim.” dedi. bill, vic’e cilgin oldugunu soyledi ama bu onu hic etkilemedi.

    bu olaydan iki hafta kadar sonra ustegmen erdonmez buna benzer bir gorevde dustu. son goruldugunde, hedef bolgesi uzerinde arkasinda bir alev izi birakarak ters ucuyordu. kaza mahalli uzerinde yapilan ucuslarda kurtulan olmadigi anlasildi. kazada kaybettigimiz diger kisiler silahci astsubay robert l. allred ve armonika calan bas sesli seyrusefer subayi yuzbasi joseph l. farber’di.

    kaza haberi 729uncu filo hangarina ulastiginda ortaligi bir sessizlik kapladi. “artik armonika sesi yok” sesleri duyuldu. baska bir konusma olmadi. sadece sessizlik.

    ustegmen muzaffer erdonmez birlesmis millet’lerin guney kore, pusan’daki anit mezarliginda yatmaktadir. savasa katilan ve cin ve kuzey korelilerle carpisan on alti ulkenin bayraklari sehitlikte dalgalanmaktadir. ustegmen muzeffer erdonmez 28 yasindaydi. fotograflari hava kuvvetlerinde her tarafina asildi. milli kahraman ilan edildi.

    kaynak: wally mc dannel, fly till you die, 452nd bomb wing (light), turner publishing co, paducah, ky 1994, isbn 1-56311-112-8
    ceviren: bulent yilmazer
  • harekat sirasinda kaybolduguna dair 28 nisan 1951 tarihli, 452 bombardiman filosu karargahinin raporu asagidaki gibidir:

    452. bombardiman wing (hafif) karargahi
    apo 950, c/o postmaster
    san francisco, california

    28 nisan 1951

    turk irtibat grubu
    apo 500 tokyo, japonya

    sayin baylar,

    bu mektup kidemli ustegmen muzaffer erdonmez’in harekat esnasinda kayip oldugunu bildiren resmi tebligati itmam etmek uzere yazilmistir. bu heyecan ve teessur aninda size ve sizin vasitanizla kidemli ustegmen. muzaffer erdonmez’in kaybi dolaysi ile muzaffer erdonmez’i sevenlere en derin taziyelerimizi sunmak isterim.

    ustgm. erdonmez 21 nisan 1951 de kuzey kore’de savas vazifesini alan 6 li b-26 hafif bombardiman tayyare kolunda bir b -26 tayyaresinin pilotu idi. hedef wonch, ang-ni civarindaki demiryolu idi. filo ilk taarruzu hic bir kaza olmaksizin yapmis, fakat, ikinci hucum esnasinda, utgm. erdonmez tarafindan pilote edilen tayyarenin bir motorunda yangin ciktigi halde tirmandigi takriben 4 mil uzaktan goruldu. takriben 3500 ft. ten tahminen 800 ft. e kadar yatarak inmis ve bu irtifada sola virile girerek dusmege devam etmis ve cok kisa bir muddet icinde cakilmistir. yanmakta olan enkaz uzerinde yapilan muteaddit ucuslarda hayat eserine tesaduf edilmemistir. tayyarenin ates aldiginin ilk gorulmesinden sonra murettebatin tayyareyi terk edip etmedigi bilinmemekte ise de hic bir parasutun acildigi gorulmemistir. filonun mutebaki tayyareleri tarafindan dusmanin yerden ates acmasi gorulmemistir. cakilma yeri kuzey kore’de, wonch, ang-ni sehrinin takriben 3 mil kuzeydogusundadir.

    muzaffer erdonmez, subat ayinda, komutanliga iltihak ettiginden beri amerikali arkadaslarinin en yuksek saygilarini kazanmaga muvaffak oldu. o sadece herkesin sevgisini en cok kazanan bir subay olmakla kalmamis ayni zamanda 729. bombardiman skadronu (hafif) nun en iyi pilotu olmustur. onun gozunu budaktan sakinmayan cesareti ve bir savas pilotu olarak, memleketi ile, chosin barajindan turk kahramanlarinin yarattiklari efsaneyi kahramanliklar ile birlikte hurriyet sever milletlerin kalplerinde yer almaya layik kilmistir. o her bakimdan, komunist esareti altinda olu gibi yasamak ve sevdiklerini de ayni akibetten kurtarmak azmi ile omuz omuza carpisan milletlerarasinda yer alan yigit turk milletinin yetistirdigi bir kimse olarak kendisini gostermistir.

    bu heyecan ve teessur aninda ustegmen erdonmez icin taziyelerimizi hukumetinize, akrabalarina ve dostlarina bildirmenizi rica ederiz. eger benim veya personelimden herhangi birinin yardimina ihtiyac gosteren bir sey varsa bize yazmaktan cekinmeyiniz.

    saygilarimla
    komutan
    amerikan tugg. luther w. sweester jr.

    kaynak: ufuklarin otesindekiler. hv.k.k. mer.d.bsk., hava harp tarihi yayinlarindan no: 8; hava kuvvetleri basimevi, eskisehir
  • kore savaşında muharebe uçuşunda, düşman tarafından uçağı düşürülerek ölen tek amerikalı olmayan müttefik pilotudur. dolayısıyla türk hava kuvvetleri de amerikan hava kuvvetleri dışında kore savaşında pilot kaybetmiş tek hava kuvvetidir.
  • muzaffer erdönmez'in gıyaben bahsedildiği fly till you die adlı kitabı sırf bu yüzden 1 haftadır temin etmeye çalışıyorum. namussuz'un ebook hali de yok. amerikadaki yayınevine ulaşmaya kadar gidecek bu.