şükela:  tümü | bugün
18886 entry daha
  • tldr: hayat kurtaran bir aforizma ogrendim:
    (bkz: don't disagree ask for more data)

    yillardir sacma sapan argumanlara karsi bile cok kolay tartisma kaybettigim olmustur. ozellikle isyerinde boyle seyler olunca baya da koyardi; sonuc olarak akla mantiga sigmayan argumanlari catir catir kaybediyordum.

    son 3-4 aydir, bir suru insanla konusmam ve bir suru insani ikna etmem gerekti is sebeplerinden dolayi. etrafimda ayni hedef icin calisip bana yardimini eksik etmeyen, endustride nerden baksan 15-20 senedir calisan adamlar var. yukaridaki durumlar icin yine yukaridaki aforizmayi onerdi. birden hayatim degisti, bildigin yok boyle bir sey. en tasakli adamindan en dandik adamina kadar catir catir tartisma kazanir oldum.

    ornekle olay soyle oluyor (isimler uydurmadir, metin turkcelestirilmistir):
    - kerem bey xyz'yi yapmak istiyoruz, bu konuda problemlerimiz var.
    - xyz urun ya da calisanlar icin onemli degil; bcd daha onemli. xyz'yi yaparsak bcd'nin performansi duser.
    - bakin banu hanim da bu konuda cok sikayet almis xyz'yi yaparsak bu sikayetler bitecek. di mi banu hanim.
    - hi hi kerem bey
    - biz en basta bu sikayetleri alacagimizi biliyorduk, size de soyledik yine de urunun basarisi icin bcd cok kritik, bcd'den feda yapamayiz.
    (eskiden olsam, benim dedigime cevap vermiyorsunuz, bakin biz bcd icin sirket olarak kicimizi yirtiyoruz, nesini anlamiyorsunuz derdim ve orada olay kopardi)
    - madem oyle bize bolge basina kac sikayet geliyor, bunlar bizim ne kadar vaktimizi aliyor, xyz'yi yaparsak bcd ne kadar yavaslayacak, diger urunlerle karsilastirmasi datalarini getirir misiniz. analiz edip karar verecegiz.
    - pe pe peki kerem bey. (kendi basina is aldigi icin dut yemis bulbule dondu burada)
    - bunlari hemen toplayalim ki onumuzu gorelim sizi de oyalamayalim, bekliyorum sonuclari.
    - tamam ben hazirlarim.

    sonuc olarak, xyz yapilmaz, hatta kendileri yapmayalim bizce de sirkete cok yuk olacak diye teklif ederler. olay su ki, biz xyz'nin didisinin didisi bir olay oldugunu biliyoruz, karsi tarafa da anlatmaya calisiyoruz ama nato kafa nato mermer. sikayet gelince sikayet basi cozum de uretiyoruz. sikayet de milyon yilda bir geliyor.

    soyle gibi dusunun, luks bir araba uretiyorsunuz ve direksiyonu normal direksiyon malzemesinden yapiyorsunuz. halbuki sizin musterileriniz kadife kumas istiyor ustune. ayni zamanda beygir gucu, hizi, guvenligi, teknolojisi en ust seviyede ozellikler istiyorlar. diyelim ki kadife kumas uretimi araba basina 1 gun yavaslatiyor, toplam bir arabanin seri uretimi de 3 gun suruyor. kadife kumas eklemeye karar verirseniz, fabrikada %33 ekstra yer acmaniz gerekiyor ayni zamanda da urunu 1 gun gec teslim ediyorsunuz. isler yavasliyor, zincirleme bir reaksiyonla dunyanin parasini kaybediyorsunuz. o zaman yemisim kadife kumasini diyorsunuz ve isteyen olursa bedavaya kadife kumas monte ettiriyorsunuz bayiliklerde; bunu icin sikayet eden de milyonda bir cikiyor. boylece hem fabrikanin performansindan olmamis oluyorsunuz hem de musteri memnun kaliyor.

    neyse konu dagilmasin, birisiyle anlasamazsaniz, ona daha cok soru sorun. daha detayli bilgi isteyin. bilmedigi bir bilgiyi sordugunuzda karsi taraf otomatik olarak kendini zayif hissediyor. ayni zamanda da kendi dedigini savunmak icin hirs yapip o bilgiyi toplamak istiyor. hem ekstra is almis oluyor kendine, hem de sonuclari bir de kendisi gorup utaniyor.

    tabi bunun etik olmayani, bunu bir de haksiz durumda yapanlar var ve ben daha kaybedenini gormedim. tabi boyle eseklikler de yapmayin.

    hadi bu da size kiyagim olsun.
  • şu üç hadisenin neredeyse 30 gün içinde ardı sıra yaşanması:

    16 şubat 1999 - abdullah öcalan'ın türkiye'ye getirilmesi
    22 mart 1999 - fethullah gülen'in abd'ye gitmesi

    terörist elebaşları arasında bir değiş tokuş yaşanmış resmen. abd'nin işini ne kadar sağlam yaptığının bir delili.

    diyeceksiniz ki üçüncü hadise ne? o da;

    26 mart 1999 - recep tayyip erdoğan'ın cezaevine girmesi
  • ufku iki katına çıkartmayan ama yüzlerde 9 kat tat oluşturan nostaljik çizgi filmlerin fantastik dünyasının yarattığı gülümseme ve mutluluk dolu küçük bir gezintiye çıkmaya ne dersiniz? eğlenceli.

    1. pepero'nun maceraları: güney amerika'da geçen bir çizgi film. altın kuşlu esteban'a benzerdi ama pepero daha eskidir. esteban gibi pepero da altın kenti yani el dorado'yu aramaktaydı. çünkü kabilesi açlıktan kırılıyordu ve pepero'nun onlara yiyecek bulması gerekmekteydi. pepero'nun can yoldaşı chuchu, arkadaşları aztek ve küçük bir kız olan kuena idi.

    2. wuzzles: işte efsanevi ''cumartesi'den cumartesi'ye'' kuşağında yayınlanan sevdiğimiz bir çizgi dizi de wuzzles idi. wuzzles genetik mutasyona uğramış bir grup hayvancığın maceralarını anlatırdı. sizi temin ederim o zaman ne gen, ne de mutasyon kelimelerini bilirdik. fakat hayvancıklar çok matraktı. mesela yarısı fil yarısı kanguru , yarısı hipopotam yarısı tavşan, yarı panda yarı kunduz... bu böyle giderdi. jenerik şarkısı çok eğlenceliydi. ama kısa ömürlü bir dizi olmuştu.

    3. robostory: "rellelle rellelle teneke teneke trenler" diye şarkı söyleyen acayip robotları hatırlıyor musunuz? işte o çizgi film bu idi. bu dizinin kahramanı turuncu saçlı bir küçük kızdı. bu kız köpeğiyle beraber acayip bir gezegene düşüyordu. burası robotların yaşadığı bir gezegendi ve rengarenk iyi robotlar, kapkara kötü robotların tuzaklarından kurtulmaya çalışırken bize de o acayip şarkıyı söyleyerek coşmak kalırdı: ''rellelle rellelle teneke teneke trenler!''*

    4. sportmen billy: spor hakkında bir çizgi filmdi. billy başka bir gezegenden gelmiş kahramanımızdı. hayatta tek derdi zeki, çevik ve ahlaklı bir sporcu olmak ve dünyada sporu korumaktı. tabii düşmanı da vardı, he-man'deki kötü lin'e benzeyen vanda! billy'nin yardımcıları da sportmen küçük bir kızla, bir köpekti. bunların ne zaman başı derde girse billy o çirkin spor çantasını çıkartır içinden illa tam işine yarayacak bir spor malzemesi bulurdu. o çantanın içinden komple spor salonu çıkartırdı bill sanki!*

    5. ulysses 31: 31. yüzyılda geçen, mitolojik çağların kahramanlarının, uzay maceralarını anlatan bir çizgi filmdi. uzaylılar odisseus uzay gemisinin kaptanı ulysses'in oğlu telemakos'u kaçırıyor, kaptan da kikloklar'ı kesip oğlanı kurtarıyordu, yanında bonus olarak bir de uzaylı kız geliyordu. fakat kikloklar'ı kestiği için tanrıların kralı zeus, odisseus'u cezalandırıp dış uzaya atmıştı. dizinin kalanında kahramanlarımızın dünyanın yolunu bulma çabalarını izlemiştik. ama dünyaya gidebilmek için önce hades krallığını bulmaları gerekiyordu.

    6. molterissimo: üç silahşörler ve kardinal rişliyö döneminde geçen bir fransız çizgi filmiydi. kahramanımız küçük akrobat quentin, meşhur moliere'in sevgisini kazanıp gezici kumpanyasına girmiş ve tiyatrocularla seyahat etmeye başlamıştı. tabii her gittikleri yerde maceralara bulaşırlar, gerektiğinde kılıçlarını çekip coşarak olaya girmeyi ihmal etmezlerdi. her fransız çizgi filmi gibi bunun da çok güzel bir şarkısı vardı.

    7. düğme burun: çok sevilen, neşeli, uçuk kaçık bir çizgi filmdi. düğme burun'un babası ''çilek araştırma merkezi'' başkanıydı. düğme burun bir gün babasının yerine çileklerle uğraşırken , çilek almaya gelen bir uzaylının gemisine atlayıp ''meyve gezegeni''ne gitmişti. burada kendisini esir almaya çalışan gezegen halkından kızımızı ''ekmek kadayıfı'' amcası kurtarmıştı. düğme burun, yaz tatilini bu tatlı amcayla geçirmeye karar veriyor ve meyve gezegeninde maceradan maceraya koşuyor, coşuyordu.

    8. muz adam: kahramanımız eric, kendi halinde bir öğrenci idi. ama her ne zaman ki bir tane muz yiyor, birden inanılmaz şekilde ''muz adam''a dönüşüyordu. sahip olduğu az biraz beyin varsa, o da bu işlem esnasında kayboluyordu! yine de dünyayı kurtarmayı başarıyordu her seferinde. fiona diye bir kıza aşık olmayı da ihmal etmedi tabii bu arada. çok eğlenceli bir çizgi diziydi.

    9. sihirli kurdele: doksanların hemen başında yayınlanmış ve çok sevilmiş bir çizgi filmdi. himeko biraz erkek fatma tadında küçük bir kızdı, çok hoş küçük bir hanımefendi olan ablasını kıskanırdı. bir gün bunu bir peri ziyaret etmişti (ama peri kızı aynen himeko'nun ikizi gibiydi) ve bizimkine kırmızı bir kurdele vermişti. bu kurdele ile kızımız istediği kişinin yerine geçebiliyordu. tabii kaçınılmaz olarak sakar himeko, sayısız maceralar yaşıyordu bu arada.

    10. kont duckula: ismi bile komik bu vampir ördek çok sevimli bir yaratıktı. kont duckula aslında yüzyıllardır reenkarne olan ve aktif olarak vampirlik yapan tarihi bir kişilikti ama son seferde bir hata olmuş, reenkarnasyon için gerekli kan bulunamayıp, domates salçası kullanılınca bizim vejeteryan vampir ortaya çıkıvermişti. milletin boynunu ısırmak yerine şöyle sulu sulu bir havuç kemirmeye bayılıyordu! bunun bir de evlere şenlik igor isimli uşağı ile balina gibi bir dadısı da vardı*.

    11. küçük lulu: lüleli saçları, hiç değişmeyen kırmızı elbisesi, bir de eteğinin altından görünen fırfırlı, paçalı pazen donu vardı. sürekli yaramazlık yapar, şişko bir oğlanla uğraşırdı. çocukluğumuzun çizgi filmlerinden biriydi yaramaz küçük lulu.

    12. emilie: işte ''uykudan önce'' programında yayınlanıp, hepimizi uyutan çizgi filmlerden biri de bu küçük kızın maceralarını anlatan az gelişmiş çizgiydi. bunun bir de şarkısı vardı ki, o zamanlarda istisnasız tüm küçük kızlar ezbere bilirdi :

    benim adim emily
    kardeşlerim steven ve pat
    bir de minik kirpimiz var (kirpinin adı hanfri)
    çok severler hepsi beni
    görünce hemen tanırlar
    kırmızı başlıklı elbisemle
    kalemlerim var.

    13. jumaru: yine trt tarafından yayınlanmış, herkesi etkilemiş bir çizgi film idi. bu çizgi filmde çocuklar, pinpon masası gibi bir masa üzerinde, ufacık robotları dövüştürürlerdi, hem de bunlar laptopla yönetirlerdi. seksenlerde laptop görülmüş duyulmuş şey değildi bizim memlekette. kahramanımız sanşiro'nun robotunun adı jumaru'ydu. jumaru oyunun başlarında dayak yese de, sonunda toparlanır, herkesi döverdi. jumaru kırılıp bozuldukça, sanşiro ile beraber ekran başında biz de ağlardık. o günlerde pek çok çocuk evde jumaru imal etmeye kalkıp koltukları yakmış, annesinden dayak yemiştir olaslıkla*.

    14. nadia, mavi suyun esrarı: trt'de yayınlanmış ve çok sevilmiş çizgi filmlerden biriydi. nadia 14 yaşında sirkte çalışan yetim bir kızdı. boynunda işte bu meşhur mavi su denen kolyesi vardı. birgün hırsızlar buna saldırıp kolyesini çalmaya kalkışmışlar, nadia'yı jean adında çok akıllı bir çocuk kurtarmıştı. ikilimiz hırsızları takip ederek okyanusa ulaşmışlar veee inanılır gibi değil ama çocukluğumuzun unutulmaz denizcisi, ''denizler altında 20000 fersah''ın kahramanı, nautilius'un kaptanı kaptan nemo ile tanışmışlardı. kaptan nemo, çocukları hırsızların başı olan şeytani gargoyle'dan kurtarmaya kara vermişti, çünkü gargoyle mavi suyu kullanarak, efsanevi atlantis kentini yeniden kuracak ve dünyaya hakim olacaktı.

    15. sylvanian aileleri: haftada bir gün akşamüzeri trt'de izlediğimiz öğüt verici, ''birbirimizi sevelim''temalı çizgi filmlerden biri de bu sylvanianlar'dı. bunlar büyülü bir ormanda yaşayan minicik ayıcık, tavşancık vb hayvanatlardı. her bölümün başında bizim dünyadan çok dertli bir velet ağlayarak uykuya dalar, sonra hooop sihirli ormancının yanında uyanırdı. ormancı buna aynen alice gibi acayip bir şerbet içirir, bizimki bir anda cüceye döner, sylvanianlar'la aynı boya (bkz: serçe parmak boy) inip, kocaman bir ağacın dibindeki minicik kapıdan geçerek bunların yanına koşardı. sylvanianlar bu çocuğun derdine derman olurlardı. tabii burada kötü tipler de yaşardı, tipsiz bir yarasa ile gerizekalı bir timsah, sylvanianlar'a gıcık olup bunları ormandan atmaya çalışsa da beceremezlerdi. her bölümün sonunda çocuk kahraman dersini almış şekilde kös kös evine dönerdi*.

    16. belle ve sebastian: sebastian, pireneler'de yaşayan kimsesiz bir oğlandı. annesi doğumdan sonra dağlarda gezmeye gitmiş ama bir türlü geri dönmemişti. yaşlı bir dayıyla yaşayan sebastian bir gün belle isimli kocaman bir köpek bulmuştu, bunu köylüler canavar sanıyor, adam öldürmekle suçluyorlardı. sebastian, belle'i alıp dağlara kaçmış, annesini aramaya başlamıştı. işte biz de bu köpek ve çocuğun dağlardaki maceralarını izlemiştik.

    17. tenten: çizgi romanlardan doğmuş belçikalı bir gazeteci oğlandı. adam mı çocuk mu belli değildi, yaptığı işlere bakarsan koca adam; yumurta suratına, tepesindeki bir lüle saça bakarsan genç bir oğlandı. fındık diye cins bir köpeği vardı. maceralarında yakın dostu çılgın kaptan hadok ve deli mucit profesör turnasol, tenten'e eşlik ederlerdi. ne zaman tenten suçlu duruma düşse ikiz dedektifler dupont & dupont çıkagelirdi. tenten, maceralarında bütün dünyayı dolaşmış, bir keresinde aya bile çıkmıştı. hatta bir macerada himalayalar'a gidip, kar adamı yeti'yi görmüşlüğü bile olmuştu.

    18. asterix: yıllarca hem çizgi romanlarını okuyup, hem de çizgi filmini izlediğimiz en sevilen kahramanlardan biri de cesur galyalı asteriks'ti. bunlar roma işgali altında inleyen fransa'da bir türlü ele geçirilememiş minik bir galya köyünde yaşıyorlardı. asteriks'in can dostu, sırtında kocaman taşları taşıyabilen, üçyüz kiloluk hopdediks'ti. hopdediks'in minicik idefiks diye bir köpeği vardı, bu köpecik çok doğaseverdi. ne zaman bir ağaç kesilse ağlardı. her kavgada romalıları dağıtan elemanların sırrı, köy büyücüsü hokus pokus'un pişirdiği "deve gücü tazı hızı şerbeti" idi. ne zaman savaş çıksa bizimkiler bu şerbetten içer ve romalıların ağızlarını burunlarını kırarlardı. ama hopdediks küçükken şerbet kazanına düştüğü için onun içmesine izin vermezlerdi. köyün şefi toptoriks, romalıları kocaman balıklarla döven balıkçı palamutiks, güzel kızı da dilberiks idi. bir de sesi çok çirkin bir şair vardı. he maceranın sonunda köyün meydanına şölen sofrası kurulur, yaban domuzu kızartması yenir, ama şair şarkı söylemesin diye bir ağaca asılırdıswh.

    19. uçan fil dumbo: çocukluğumuzda bizi ağlatan acıklı disney çizgi filmlerinden biri de, bu yelken kulaklı ufaklıktı. dumbo bir sirkte doğmuştu. annesinin bunu hortumunda salladığı sahneye en taş kalpliler bile dayanamazdı. kulakları yüzünden herkes dumbo'yla dalga geçerdi. annesi de onu korumaya çalıştığı için hapse, yani sirkteki kafeslerden birine atılmıştı. fakat bir gün sirkteki kırmızı üniformalı minik fare buna bir ot vermiş ve dumbo kulaklarını flap flap çarparak uçmaya başlamıştı. uçarken o yeşil otu hortumun ucuyla tutardı. sonuçta dumbo meşhur olup para kazanmaya başlamış ve annesini de kurtarmıştı. happy end *

    20. bay meraklı: rahmetli cenk koray'ın sunduğu tatil programı ''stüdyo pazar'' içinde aralara serpiştirilmiş bir çizgi karakterdi. ekranda ince bir çizgi görünür, sonra ortaya çıkan bir el bizimkini çiziverirdi. bay meraklı ''lala lala laaa laa'' diye şarkı söyleyerek yürürken onu heyecanlandıran bir şey görür, '' badabirirgurukiri baaa'' diye anlaşılmaz bir dille çizerle kavga eder, sonunda ''ppppppuaahahahahaa'' diye kahkahayı basardı. ailede herkesin sevdiği unutulmaz bir karakterdi.

    21. kahramanlar yarışıyor-laff-a-lympıcs olimpiyatları: görülmüş en az katılımlı olimpiyat oyunu bu laffalimpik idi, sadece 3 takım yarışırdı: scoobyler, yogiler ve de gerçek kötüler. bütün karakterler diğer çizgi serilerden toparlama tanıdık tiplerdi. gerçek kötüler hep hile yapar, yaptıkları hile en sonunda ağır çekim gösterilirdi. ama hiçbir zaman kazanamazlardı. çünkü hep scoobyler kazanırdı. sadece bir kez yogiler kazanmıştı. şok*.

    22. sokak kurbişleri: ''comic strip'' kuşağındaki çizgi filmlerden biriydi. bunlar mütemadiyen iş arayan, sürekli pizza yiyen ve tuhaf tuhaf rap yapan birtakım kurbağalardı.

    23. tao tao: trt'de yayınlanmış mutluluk dolu çizgi filmlerden biri de bu pandacığın maceralarını anlatan tao tao idi. tao, çin'de yaşayan bir yavru pandaydı, arkadaşlarıyla bütün gün ormanda koşar oynardı. bunlar yoruldukça tao'nun annesine gider, ondan bir öykü anlatmasını isterlerdi. anne panda da aynen adile teyze gibi, onları hiç kırmaz, her zaman bir hikaye anlatırdı. işte biz de her bölümde bu ana pandanın anlattığı hayvan öykülerinden birini izlerdik.

    24. uzay şövalyeleri: (saber rıder and the star sherıffs) 21.yüzyılın sonlarında insanlığın tüm kainata yayılacağını varsayarak yapılmış uzayda geçen çizgi filmlerden biri de ''saber rider'' idi. kahramanımız siyahlı beyazlı üniforması ve robot atıyla, iskoçyalı bir sövalye idi. ekibindeki şeriflerden biri olan şumi her yarışı kazanan bir şoför, ötekisi de attığını vuran bir kovboydu. bir de april diye baştan ayağa kırmızılar giyen, upuzun sarı saçlı bir kız vardı ekipte. bunların gemisi robota dönüşüyor, kahramanlarımız gezegenleri kötülere karşı koruyorlardı.

    25. captain future: bir bilim adamı karısını ve ortağını alıp ay'da gizli bir üsse yerleşiyordu. ortağının bedeni iflas etmiş olduğundan, bilim adamı adamın beynini bir kasaya yerleştirmişti. bizimki bundan sonra hayatına beyin olarak devam etmişti. bilim adamı ve beyin beraber bir robot ve android icat etmişlerdi (c3p0'nun dedesi) gelgelelim kötü adamlar bilim adamıyla karısını öldürmüş, ve bunların çocuğunu bu beyin, robot ve android büyütmüştü, işte captain future bu çocuktu. captain future zeki, çevik ve ahlaklı bir bilim adamı ve sportmen kişilik olarak büyümüştü. ve bilimsel yeteneklerini insanların hizmetine sunmuştu.

    26. sinbad: binbir gece masalları'ndan uyarlanmış eski bir çizgi film. sarı şalvarlı minik sinbad'ın maceraları anlatılırdı. omzunda kuşuyla denizlerde dolaşır, çeşitli maceralar yaşardı. alaaddin'in uçan halısı da bu çizgide görünmüştür.

    27. richie rich: star'da yayınlanırdı. bu çocuk artık zenginliğin dibine vurmuş, bir eli balda ötekisi çikolatada, dolar isimli kuçusu ve arkadaşlarıyla maceralar yaşardı. hayal bile edilemeyecek her şeye sahipti. tipik ingiliz uşakları tadında bir de uşağı vardı. yıllar sonra yapılan richie filminde ise macaulay culkin oynamıştı.

    28. mock ve sweet: ''çuç çu ri çuç çuu dorrik dorrik moguu moguu...'' herhalde gelmiş geçmiş en sevimli, en şeker çizgi tipler, bu köstebek kardeşler mock ve sweet idi. hele o mock'un pilot şapkası ile gözlükleri çok bitirimdi. bu tıfıllar acep yukarıda neler oluyor diye meraka düşüp, kaz kaz kaz kazarak yeryüzüne çıkıyor, kötülerle mücadele edip iyilere yardımcı oluyorlardı, ama bu çizgi filmin asıl unutulmaz özelliği, istisnasız o zamanın tüm çocuklarının ezbere bildiği dorrik dorrik mogi mogi şarkısıydı*.

    29. marco: acıklı bir çizgi filmdi marco. ailesiyle italya'da yaşardı, babası da doktordu, ama fakirlere parasız baktığından borçlar almış yürümüş, marco'nun annesi de arjantin'e çalışmaya gitmişti. gel zaman git zaman anneden ses çıkmaz olunca marco kalkıp arjantin'e gitmiş, annesini aramaya koyulmuştu. zaten asıl ağlatıcı sahneler bundan sonra başlamıştı. her bölümde tam o geldiğinde annesi gitmiş olur, izleyenlerin gözlerinden yaşlar boşalırdı. neyse ki mutlu sonla biterek bunalttığı yüreklere biraz su serpmişti*.

    30. flanderlerin köpeği: hollanda'da geçer ve nello isimli fakir bir oğlanın hikayesini anlatırdı. nello'nun alois adında babası zengin bir kız arkadaşı vardı. bu kız otantik sabolar, uçları kıvrılan bir de şapka giyerdi. nello birgün patraş diye bir köpek buluyor ve köpekle çocuk can ciğer arkadaş oluyorlardı. çizgi filmin sonunda patraş ölünce, kimse gözyaşlarını tutamamıştı.

    31. remi: köyde kendi halinde yaşarken, anne-babası sandığı insanların gerçek ailesi olmadığını öğrenmiş ve canavar üvey baba tarafından vitalis diye yaşlı bir adama satılmıştı. vitalis'in köpekler ve maymunları baş rolde oynattığı bir gezici tiyatrosu vardı. pek çok zorluktan sonra nihayet annesine kavuşmuştu.

    32. darkwin duck: karakanat darkwing duck çok eğlenceli bir disney çizgi filmiydi. çılgın pilot'la maceralar yaşar, sevimli ve de akıllı kızı gasoline ile uğraşırdı. en güzel yanı, kötülerle karşı karşıya geldiğinde sarfettiği "ben gecenin içinde kanat çırpan terör", "ben begonyalarda iz bırakan sümüklüböcek", "ben saçlarına yapışan sakız" gibi repliklerdi. en sevdiği renk mor olan karizmatik bir ördekti.

    33. kum kum: en eski çizgi filmlerden. kum kumtaş devrinde yaşayan bir gurup çocuğun maceralarını anlatırdı.bunlar dağ başında yaşar, başlarını düzenli olarak belaya sokarlardı. hatta yayınlandığı dönemde, istanbul'da kumkum çocuk mağazası bile açılmış*.

    34. muppet bebekleri: herkesin bayıldığı çılgın muppet show karakterlerinin bebekliklerini anlatan bir çizgi diziydi. kermit ve piggy'nin ufaklık halleri ne kadar şeker olursa olsun, o gecelik entarisi ve fırfırlı bonesiyle animal hepsinin feriştahı idi. şirinlik muskası olmakta onun eline hiçbiri su dökemezdi. bu muppet veletleri mütemadiyen yaramazlık eder, olmadık olaylara bulaşır, sonunda tabii işin içinden sıyrılırlardı.

    35. monçiçiler: bunlar minicik, yüzleri hariç her yerleri tüylerle kaplı maymundan bozma şirin yaratıklardi. bulutların üstünde monçiçiya diye bir ülkede yaşıyorlardı. tüm derdi yaşadıkları ağaçların dallarına kuyruklarıyla tutunup daldan dala atlamaktı. her zaman mutluydular, . bunların da şirinler gibi dedesi, güzeli, muciti vb. vardı, ama şirinler'den daha eski bir çizgi filmdir.

    36. akıllı bıdık: küçük, mavi ve de son derece zeki köpek bobi'nin maceralarını izlerdik. hatta bu çizgi filmden sonra bilmiş çocuklara ya da okuldaki kısa boylu ama cin gibi tiplere ''akıllı bıdık'' demek moda olmuştu. trt'nin mükemmel seslendirmesinin de hakkını vermek gerek. taş devri ve ayı yogi gibi akıllı bıdık da bir seslendirme harikasıydı.

    37. atom karınca: süper güçlü bir karıncaydı, kafasındaki antenler cızzztt bızztt yapar, bizimki süpermengibi uçar, kahramanlıklar yapardı. ''atom karınca geliyooor" *

    38. değerli: yaramaz köpek değerli'nin en önemli özelliği çaktırmadan "kih kih kih" diye gülmesiydi. , sahibi olan yaşlı teyze, yaptığı yaramazlıkların farkında olmadığından "aferim canım benim" diye değerli'yi pohpohlardı.

    39. arı maya: pösteki gibi yekpare bir saçı, çizgili donu vardı, çiçekten çiçeğe uçardı. sevgi ve de mutluluk böcüğüydü kendisi. ama çizgi filmi çok acıklıydı, bir nesli hüngür hüngür ağlatmıştır. minik maya annesini kaybeder bizim gözyaşlarımız sel olur akardı, aaah ah!

    40. tontonlar: ''hop hop hop, değiş tontondiyerek biçimden biçime giren, form değiştiren, hamur gibi yaratıklardır.

    41. musti: çarpık ağızlı ve de gömlekli bir kedi yavrusunun maceralarını anlatan çizgi dizi.

    42. jumbo jet set: "uykudan önce" programında yayınlanan çizgilerden biriydi ve ''jumbo'' isimli çok şeker bir yavru uçağın maceralarını anlatırdı.

    43. kalimero: kafasında yarım kabuğuyla dolaşan ve her macerasında "ama haksızlık bu, öyle değil mi?" diyen minik civciv kalimero herkesin sevgilisiydi. çok şirindi, az buçuk da saftirik*. pıt pıt dolaşır, başına bin türlü bela açar, kabak başına patlayınca da "ama haksızlık bu öyle dii miiii" diye sızlanırdı.

    44. ayı yogi: kafayı piknikle, sandviçle bozmuş; ormana gelen piknikçilerin sepetlerini yürütmeye çalışırken maceradan maceraya koşan şaşkın, bir o kadar da sevimli bir ayıcık. sürekli efeemm diye konuşur, başına bin türlü iş açar, korucu dayı bunları basınca panik içinde sağa sola koşuştururdu. az buçuk saftı. yanındaki küçük bobo ise zeki. hatta ayı yogi kavanozda bal bile sürülmüştü piyasaya, hala var mı?*

    45. alis harikalar diyarında: klasik öykünün güzel bir uyarlamasıydı. tavşanın peşinden koşan alis acayip bir memlekete geliyor, türlü türlü maceralar yaşıyordu. fazlasıyla renkli ve eğlenceli bir çizgi diziydi.

    46. pollyanna: bildiğimiz klasik romanın, melodram öğesi eklenerek uzatılmış güzel bir çizgi versiyonuydu.

    47. şeker pembe: trt'nin ''cumartesi'den cumartesi'ye'' isimli kuşağında yayınlanırdı. bunlar bir adada yaşardı, küçük bir oğlan, bir de bu oğlanın e'leri eze eze "şekerpembee, şekerpembee" diye seslendiği pespembe bir deniz dinozorunun maceralarını anlatırdı. bunlara akıl veren gözlüklü, bilge bir yunus da vardı, o da bir mağarada yaşıyordu, dinozor yüze yüze tam mağaraya gider, oğlan arkasından "şekerpeembee" diye bağırmaya başlardı.

    48. şnorkeller: deniz altında yaşayan bir grup yaratığın maceralarını anlatırdı. cumartesileri trt'de yayınlanırdı. her bölümün başında önce bu şnorkelleri keşfeden, kaybolmuş bir kaptanın hikayesi anlatılır, sonra kamera yavaş yavaş alçalır, suyun derinliklerindeki kahramanlarımızın maceraları başlardı. bir tane ahtapot davul çalardı.

    49. küçük prenses sara: trt'nin cumartesi kuşağında yayınladığı, çok meşhur bir çocuk klasiğinin çizgi dizi versiyonuydu. hindistan'da büyüyen sara'yı, babası londra'da bir kız okuluna yazdırmış, sonra iflas ederek ölünce sara da okulda hizmetçi olmuştu. alıntı
  • u2 grubu walk on şarkısını myanmar in devlet başkanı olan san suu isimli kadın için bestelemişlerdir. yani ona şarkı aracılığıyla walk on/ devam et diyorlar.
  • kanarya adaları'nın isminin kanaryalar ile bir ilgisi yok. romalılar "insula canaria" adını vermişler adalara. bu da köpek adaları ya da köpeklerin adası anlamına geliyor: canarius (“canine”), from canis (“dog”). kanişi hatırlayın. diğer yandan insula ada demek, ingilizcede peninsula diye bir kelime de var bilindiği üzere yarımada anlamında. insülin de insula kelimesinden geliyor. neden? çünkü insülin pankreasta adacıklar şeklindeki hücrelerde sentezleniyor.
  • şu üç hadisenin ard arda yaşanması adlı entry'e atfen, şu olayların zincirleme bodoslama yaşanması !!!

    24 ocak 1993- gazeteci-yazar uğur mumcu evinin önünde, arabasına yerleştirilen c-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu suikaste kurban giderek yaşamını yitirdi.
    28 ocak 1993 - işadamı jak kamhi'ye suikast düzenlendi. kamhi, yara almadan kurtuldu.
    5 şubat 1993 - anap istanbul milletvekili ve eski devlet ve maliye gümrük bakanlarından adnan kahveci ve eşi, bolu-gerede yakınlarında geçirdikleri trafik kazası sonucu öldüler. kahveci çiftinin kazada yaralanan kızları aslıhan 15 şubat günü yaşamını yitirdi.
    7 şubat 1993 - anap bursa milletvekili mümin gençoğlu, trafik kazasında öldü.
    17 şubat 1993 - uçağı ankara üzerinde düşen jandarna genel komutanı eşref bitlis yaşamını kaybetti
    17 nisan 1993 - türkiye'nin 8. cumhurbaşkanı turgut özal kalp yetmezliği nedeniyle öldü.
    25 mayıs 1993 - yaklaşık 150 pkk'lı bingöl-elâzığ karayolunu kesti. 33 eri kurşuna dizildi.
    2 temmuz 1993- sivas katliamı

    ve devamında sayısız faili meçhuller !!!
  • monty hall paradoksu'nun açıklaması: tercihinizi değiştirmek neden avantajlıdır?

    belki şu meşhur soruyu duymuşsunuzdur: diyelim ki bir yarışma programındasınız ve karşınızda 3 tane kapı var (üzerlerinde de 1, 2 ve 3 diye numaralar bulunuyor). bu kapılardan bir tanesinin arkasında son model bir lamborghini, diğer ikisinin arkasında ise birer tane keçi var. tek bir kapı seçme şansınız var ve içinizden geçen kapıyı, örneğin 2 numaralı kapıyı seçtiniz. bu, tıpkı türkiye'deki "var mısın, yok musun?" yarışmasında kendi kutunuzu seçmek gibi. o kutuda (veya kapıda) gerçekten büyük ödül olabilir ama olmayabilir de...

    diyelim ki siz 3 kapıdan 2 numaralı olanı seçtiniz. sinsi sunucu, heyecanı arttırmak için sizin seçmediğiniz kapılardan bir tanesini, diyelim ki 3 numaralı kapıyı açtı. ve tabii ki arkasında büyük ödül değil, keçi vardı. dolayısıyla şu anda büyük ödül ya sizin kapınızda, ya da sunucunun açmamış olduğu diğer kapıda. işi daha da kızıştırmak için sunucu size şunu soruyor: "başta seçtiğiniz kapıyla mı devam etmek istiyorsunuz, yoksa diğer kapıyı mı seçmek istersiniz?" yani zaten seçtiğiniz 2 numaralı kapıyla mı yola devam edeceksiniz ve arkasında ne varsa onu mu alacaksınız, yoksa bu örnekte henüz açılmamış olan 1 numaralı kapıya mı geçmeyi tercih edeceksiniz?
    normalde, içi boş heyecan fırtınaları ve "kutusunda büyük hissetme" geyikleri bir kenara bırakıldığında, yarışmanın özü bakımından tercihin hiçbir önemi olmaması gerekir, öyle değil mi? başlangıçta %33 (3'te 1) şansınız vardı, 1 kapı açılınca şansınız %50'ye (2'de 1) yükseldi; ancak sonuçta kararınızı değiştirmenizin herhangi bir önemi olmamalı, öyle değil mi? matematik "öyle değil!" diyor ve ekliyor: "eğer size sunulan fırsatı seçerseniz ve seçtiğinizin haricindeki kapıyı tercih ederseniz, şansınız tam 2 kat artar!" diyor. ama nasıl olur?

    bu problem, türkiye'deki "var mısın yok musun" programının atası olan, abd'li monty hall tarafından 1960-1970'li yıllarda sunulan "let's make a deal" (bir anlaşma yapalım) yarışmasından ötürü bu isimle anılmaktadır. o zamanlar yarışmanın formatı birazcık daha farklıydı; ancak mantık birebir aynıydı.

    21 temmuz 1991 günü new york times gazetesinde john tierney tarafından yazılan bir yazıda ilk defa, bu yarışmada size sunulan fırsatı alıp kararınızı değiştirmenin şansınızı arttıracağı iddia edildi. eylül 1991'de ise gazetenin yazarlarından biri olan marilyn vos savant'ın pazar köşesine ilk defa bu konuyu açık olarak ortaya koyan bir soru gönderildi ve soru yazar tarafından paylaşılınca, abd çapında 10.000'den fazla cevap alarak popülerlik kazandı. cevap gönderenlerin ezici bir çoğunluğu, kararı değiştirmenin herhangi bir katkı sağlamayacağını ve şansın aynı olduğunda hemfikirdi. zaten sağduyunun söylediği de budur.
    ancak sorunun bir paradoks olması, sorunun soruluş biçiminden kaynaklanmaktadır. tüm matematik hesaplarını değiştiren unsur, sunucunun kapının arkasında ne olup ne olmadığını bilmesidir! eğer ki sunucu da hangi kapının arkasında ne olduğunu bilmiyorsa ve sırf heyecan yaratmak için rastgele bir kapıyı açıyorsa ve şans eseri keçi olan bir kapı açılıyorsa, elbette kararınızı değiştirmenin matematiksel olarak hiçbir etkisi olmayacaktır. şansınız aynıdır. ancak böyle bir yarışmada, 3 tane kapı varken, sunucunun "kör bir şans" ile keçi olanı açma ihtimali ve yanlışlıkla arabayı gösterme ihtimali yok denecek kadar azdır. yani sunucunun kapıların arkasında ne olduğunu bildiğini varsaymak son derece güvenli bir varsayımdır. bu durumda, yani sunucunun kapıların arkasında olanları birebir biliyor olması durumunda, işler tamamen değişmektedir. böyle bir durumda kararı değiştirmek, şansınızı arttıracaktır!

    neden mi? aslında soruyu birçok farklı şekilde analiz ederek neden şansımızın arttığını görebiliriz. ancak her cevap eşit derecede kolay anlaşılır değil. en basit anlama yolu, 1990 yılında yazdığı makalesinde cecil adams'ın izah ettiği gibi, aslında kapıyı değiştirme sorusunun şu anlama geliyor olması: "başta seçtiğin tek kapıyla mı devam etmek istiyorsun, yoksa diğer 2 kapıyı mı almak istersin?" çünkü sunucu, keçinin yerini %100 bilmektedir ve araba olan kapıyı açma şansı yoktur. sunucu (ve herkes), aynı zamanda sizin seçtiğiniz kapıyı da bilmektedir. dolayısıyla sunucunun bildiği bir kapıyı açmasından sonra size tercih hakkı tanıması, şansınızı arttırmanız için bir fırsattır. eğer başta seçtiğiniz kapıda kalacak olursanız, %33'lük ihtimalinizi sürdürüyorsunuz demektir, çünkü analize yeni bilgi henüz dahil olmadığında (keçili bir kapı açılmadığında) yaptığınız tercihi devam ettirmektesinizdir. ancak kapı açıldıktan sonra tercihinizi değiştirirseniz, sunucunun seçmediği kapıyı seçecek olduğunuz için şansınız artmaktadır. şöyle de düşünebilirsiniz: sunucu, arabanın olduğu yeri bilen kişi olarak, neden 1 numaralı kapıyı değil de, 3 numaralı kapıyı açmıştır? bu kuşkunun doğması, matematiksel bir anlama sahiptir.

    bunu keith devlin de 2003 yılındaki makalesinde çok güzel bir şekilde izah etmektedir. sunucunun kapılardan birini açıp keçiyi göstermesinin şu anlama geldiğini söylemektedir:

    "seçmemiş olduğun 2 adet kapı var. bunlardan birisinin arkasında büyük ödülün olmama ihtimali %66 (3'te 2). bende olan bilgiyi kullanarak sana yardım edeceğim ve o kapılardan 1 tanesinin istediğin ödüle sahip olmadığını sana göstereceğim. başta tercih ettiğin kapının kazanma ihtimali %33'tü. hala da öyle, çünkü senin kapına müdahale etmedim. ancak diğer 2 kapıdan 1 tanesini eleyerek, diğerinde ödül olma şansını %66'ya (3'te 2) çıkarmış oldum. dolayısıyla elindeki kapıda kalacak olursan, %33 şans ile kazanacaksın. eğer kapını değiştirirsen, şansın %66'ya çıkacak. çünkü ben kapıların arkasında ne olduğunu biliyorum ve kapı tercihini değiştirmekle, bir nevi, kendi tahmininle benim bilgimi takas etmiş oluyorsun."
    konuyu anlamanın bir diğer kolay yolu da, 3 kapı yerine 1.000.000 kapı olduğunu düşünmektir. 999.999'unun arkasında keçi ve 1 tanesinin arkasında büyük ödül var olduğunu düşünelim. yarışmacı kapılardan birini seçerek tercihini yaptıktan sonra, geriye 999.999 kapı kalır. sunucu, heyecanı arttırmak için bu kapılardan 999.998'ini açar ve geriye yarışmacının zaten seçmiş olduğu haricinde sadece 1 tane bırakır. burada sorulması gereken şudur: yarışmacının kapılar açılmadan önce, 1 milyonda 1 olan ihtimali tutturmuş olması mümkün müdür? sunucu tüm kapıları eledikten sonra tercihinizi değiştirmek istediğinizi sorması, bir nevi "kendi 1 milyonda 1 olan şansına mı güveneceksin, yoksa benim tüm kapıları elemiş olmamdan ötürü hangisinin arkasında keçi olduğunu bildiğimi görerek, geride bıraktığımı mı tercih edeceksin?" tabii ki mantıklı olan, tercihi değiştirmek ve sunucuya güvenmektir.

    evrim ağacı olarak bizim anlatmak için kullandığımız, kendimizin geliştirdiği anlatım biçimi ise şudur: diyelim ki sunucu, soruyu sormadan önce kapılardan birini açsın. sonuçta sizin 1 kapıyı seçip de sonra sunucu tarafından diğer bir kapının açılmasıyla, sunucunun kapıyı açıp da sonradan sizin bir kapıyı seçmeniz arasında hiçbir fark yoktur (eğer ki sunucu hangi kapının ardında ne olduğunu biliyorsa). 3 kapıdan 1 tanesini açacak olan sunucu, yarışmayı sürdürmek adına mutlaka arkasında keçi olanı açacaktır. dolayısıyla geriye kalan iki kapıdan birini seçmeniz gerekecektir. bu da, olasılığınızın %50 olması anlamına gelir (2 kapıdan 1'inde büyük ödül vardır). dolayısıyla sunucu kapıyı sonradan açıyor olsa da, şansın baştaki %33'ten %50'ye çıkmaktadır.
    tabii burada sıklıkla atlanan ve anlaşılmasını zorlaştıran bir mevzu, sanki tercih değiştirmenin %100 kazanma anlamına geldiğini düşünmeye başlamaktır. paradoks üzerine çok fazla kafa yorunca, bu olasılık gözden kaçmaktadır. elbette tercihi değiştirmek sizi kesin olarak kazandırmayacaktır. çünkü belki ilk seçtiğiniz kapı doğrudur ve sunucu belki de zihninizle oynuyordur. ancak burada tüm olayın olasılıklarından bahsetmekteyiz. dolayısıyla tüm olasılıklar değerlendirilmelidir. elbette kazanma şansını %100'e çıkarmanın bir yolu yoktur. dikkat edilecek olursa, tercihi değiştirme sonrasında kazanma ihtimali %33'ten %66'ya çıkmaktadır. %100'e değil. yani geriye kalan %33'lük olasılık, başta doğru kapıyı seçmiş olma olasılığınızdır. ancak %33'lük başlangıçta doğru seçimi yaptığınız olasılığına mı tutunacaksınız, yoksa %66'lık diğer kapıya geçme halinde kazanma olasılığına mı?
    gerçekten de, hem insanlar üzerinde yapılan, hem bilgisayar simülasyonlarıyla yapılan analizler, aynı sonucu vermektedir. san diego'da bulunan kaliforniya üniversitesi'nin 788 kişi üzerinde yaptığı araştırmada, kararını değiştirenlerin %68.5'i kazanırken, kararını değiştirmeyenlerin sadece %34.3'ü kazanabilmiştir. gerçekten de şans, 2 kat artmaktadır!
    size fırsat tanındığında, eğer ki sunucu kapıların arkasındakileri biliyorsa, tercihinizi değiştirmek kazanma şansınızı 2 kat arttırmaktadır! eğer sunucu bilmiyorsa, tercih değiştirmenin herhangi bir faydası ya da zararı olmaz. sadece "kutumda büyük hissediyorum" zırvalarına biraz daha meydan tanımış olur, o kadar.

    eğer ingilizce biliyorsanız, buraya tıklayarak bu oyunu kendiniz de oynayarak olasılıkları görebilirsiniz.

    lets make a deal

    wikipedia

    oynayarak öğrenmek isteyenler

    evrim ağacı
  • ayni seviyedeki kadin phd candidatelerin erkek meslektaslariyla karsilasitirildiklarinda (ayni fakulte, ayni lab, ayni pozisyon, ayni hede ayni hodo vs.) kadinlarin erkeklere gore daha az makale yayinladiklarini tespit etmisler. ufku iki katina katlamaktan ziyade uzdu beni.

    hadi erkek dominant bolumlerde (fizik ya da muhendislik gibi) erkek nufus fazla da o yuzden, esit sayilabilecek doga bilimleri ve biyolojik bilimlerde, hatta sosyal bilimler ve egitim bilimlerinde kadin nufusu daha fazla olmasina ragmen erkekler daha fala yayin yapmis. hos bir durum degil bence.

    meraklisina kaynak: http://journals.sagepub.com/….3102/0013189x17738746
123 entry daha