*

şükela:  tümü | bugün
  • kafanda $ekillenmi$ bilgiyi ba$ka bir beyne ham olarak sokup sonra onun icinde senin kafandaki $ekli almasini saglamak.. bilgi transferi..
  • ''okula ilk başladığımız yıllardan şunları hatırlayorum. öğretmenlerimizden biri :
    – tanrı o kadar büyük, o kadar büyüktür ki, insan göremez.. demişdi.

    başka bir öğretmen de :
    – mikrop o kadar küçük, o kadar küçüktür ki, insan göremez.. demişdi.

    başka öğretmenlerimiz de, iyilik, doğruluk, kahramanlık, yüreklilik, vatan, nüfus... gibi göz ile görülmeyen, el ile tutulmayan kavramlar üzerinde düşünmeye zorlamışlardı.

    sonra, bizlere, görebileceğimiz, tutabileceğimiz, taş, demir, tahta, yaprak, toprak gibi şeyleri gösterip öğrettiler.

    şimdi bakınıyorum da.. görüp öğrendiklerimizden çok görmediklerimiz bizleri bugün de tartışmalara sürükleyor.

    görülmeyenleri öğretmeye çalışırlarken bizleri görülenlerle mi oyaladılar yoksa!
    yoksa görülenleri öğretmek isterlerken görülmeyeceklerle mi oyaladılar bizi?''

    özdemir asaf
    yuvarlağın köşeleri
  • öğrenme gerçekleşmiyorsa ya da öğrenen kimse yoksa bomboş bir eylemdir. gerçek eylem öğrenmektir.
  • ezberletmek olarak algılanmasındansa nesnesi düşünmek olursa bir yararı olacak eylem.
  • öğretmek, iki defa öğrenmek demektir. j joured
  • yüzyıllar önce, dünyanın ücra köşelerinden birinde bulunan bir adaya ateş, geç de olsa gitmişti. bu adada dört ayrı kabile bulunuyor, adanın dört köşesinde birbirlerinden kopuk yaşamlarını sürdürüyorlardı.

    adaya yakın bir kara parçasında öğrencileriyle birlikte yaşayan bir bilge bu adaya gezi düzenlemeye karar verdi. bir gemiye bindiler, zor bir yolculuktan sonra adaya ayak bastılar. birinci kabileye ulaştılar.

    * bu kabilede ateşi sadece rahipler kullanabiliyordu. bunun kendilerine verilmiş bir kutsal armağan olduğuna diğerlerini inandırmışlardı. sadece rahipler ısınıyor ve sıcak yemek yiyordu, diğerleri donuyor ve çiğ et yiyordu. bilgenin öğrencilerinden biri "ben burada kalacağım ve bütün insanların ateşten faydalanmalarını sağlayacağını" dedi. bilge ve diğer öğrencileri onu orada bırakıp yollarına devam ettiler, ikinci kabileye geldiler.

    * bu kabiledeki insanlar ateşin ilahi bir güç olduğuna inanmışlardı ve ateş yakmaya yarayan bütün araçlara tapıyorlardı. ama ateş yakan yoktu. bir öğrenci "ben de burada kalıp bunlara ateş yakmayı öğreteceğim" dedi, orada kaldı, diğerleri yola devam edip üçüncü kabilenin yaşadığı yere geldi.

    * bu kabilede, bir zamanlar ateşi adaya getiren adamın totemleri yapılmış ve her yere yerleştirilmişti. halk ona tapıyordu. birkaç kuşak öncesi ateşi görmüş, getiren adamın tanrı olduğuna karar verilmiş ve bu inanç yerleşmişti. ama sonra kimse ateş yakmaya teşebbüs etmemişti. öğrencilerden biri de ben burada kalacağım dedi, diğerleri dördüncü kabilenin köyüne yöneldi.

    * dördüncü kabile de ateş yakmıyor ama ateş hakkında yayılmış abartılı söylentilere inanıyordu. ateşin kendisi bir tür tanrı yerine konulmuştu. ateş yakmayı kimse bilmiyor ama hep ateşin gücü hakkında hikâyeler anlatılıyordu. başka bir öğrenci de bu köyde kalmak istedi.

    bilge ve öğrencileri adayı biraz daha dolaşıp dört köyde kalan öğrencileri almak için tekrar aynı yolu izleyerek geri döndüler.

    birinci köydeki öğrenci konuşmaya başlar başlamaz rahiplerce suçlanmış, bir yabancıya inanacağına kendi rahiplerine inanan halk da öğrenciyi yakalayıp yakmıştı.

    ikinci köydeki öğrenci, halkın tapındığı aletleri kullanarak ateş yakar yakmaz halk korkmuş, tapındıkları nesnelerin böyle kullanılmasına infial göstermiş ve öğrenciyi öldürmüşlerdi.

    üçüncü köydeki öğrenci, bir insanın totemine tapmanın yanlışlığını belirterek söze başlayınca hemen öldürülmüştü.

    dördüncü köydeki öğrenci de ateşin gerçekte ne olduğunu anlatmaya başladığı anda öldürülmüştü.

    bilge ve kalan öğrenciler gemiye döndüler, denize açıldılar. bilge bu ada gezisinin sonucunu şöyle özetledi:

    "öğretmek bilmekten çok daha zordur. bilmek istemeyenlere, bilgiye direnenlere bir şey öğretmek de en zorudur. cahiller bildiklerine inanırlar ve yeni bilgilere direnirler. ama aynı zamanda bir huzursuzluk içindedirler, bu yüzden de gerçekten bilen insanlardan nefret ederler; onları yakarlar, öldürürler..."

    ----
    önceden edit: forward mailden geldi bu yazı, el emeği göz nuru değildir.
    ayrıca (bkz: forward mailden entry yaratma sanati)
  • öğrenmekten çok daha fazla maharet isteyen eylem. öyle kimseler vardır, çok iyi bildikleri bir konuyu bir türlü toparlayıp da anlatamaz, öyle kimseler de vardır ki, öğrenmek istemeyen adamın bile kafasına çakarlar.
  • gerçek bir beceridir, sabır ister sabır.
  • üstün bir yetenek gerektirir.

    anlamak isteyene öğretmek nispeten kolayken, anlamamak için özellikle direnen ve ne yapmak istediğini bilmeyen*bir bünyeye zorla bir şeyi öğretmek, sabırdan, yetenekten öte öğretmeyi sevmeyi gerektirir. bu yüzdendir ki ülkemizde gerçek öğretmenlerin sayısı azdır. bazı insanlar öğretmenlerine bayılırken, bazılarının öğretmenlerinden nefret etmesi de bundan kaynaklanır.
  • müthiş bir sabır gerektirir. bir konu hakkındaki tüm detaylara hakim olan kişi tarafından o konu hakkında en ufak bir fikri olmayan karşı tarafa uygulanma süreci çok meşakkatli geçebilir. her bünyenin algı derinliği birbirinden farklı olduğu için, aynı şeyi x kişisine ilk söyleyişte kavrattırırken bir başka y kişisine en az on kez söylemek zorunda bıraktırabilir. bu yüzden tolerans eşiği yüksek kişilerce uygulanırsa daha olumlu sonuçlar verebilir.