şükela:  tümü | bugün
  • rosenrot albumunun mucevherlerinden biri. rammstein'in belki en insancil $arkilarindan olan bu $arki ("bu mu lan insancil?" derseniz oldugu kadar canlar) gece gokyuzunu izlemek isteyen bir adamin kopruye cikmasindan ba$layip, "aaa adam atlayacak lan!" diyen kalabaligin etrafina toplanip kitle isterisi icinde adamin a$agiya inmesini engelleyip sonunda till'in adamin acisina son vermek icin koprunun uzerine cikip adami a$agiya itmesi ile son buluyor. ben seviyorum bu adamlari, ba$ka kimse boyle bir olayi bu kadar dokunakli anlatamazdi herhalde.

    heimlich schiebt sich eine wolke...
  • sözleriyle insanı silkeleyen rammstein şarkısı. nedense köprü, atlamak... yine aklıma dream with thes fishes'ı getirdi. film beni çağırıyor. hep dama çıkan birilerini "atla" diyen insanlar geliyor aklıma. onlara "insan" dememe şaşırıyorum sonra. ben olsam ne derdim, ikna edebilir miydim? yoksa "atla ulan sıkıyorsa" mı derdim? aynı işyerinde çalıştığım birinin intihar etmek için köprüye çıkışını haberlerde izleyişim geliyor sonra aklıma. izlerken öyle komik gelmiyordu bazılarına geldiği gibi... ürpermiştim. sonra aklım yaşamak istemem artık aranızda diyor alttan usul usul... özetle, güzel sözler. dinlemek için: (bkz: http://fizy.com/s/154s66) *

    türkçesi:

    "bir köprünün üzerinde, oldukça yüksek
    bir adam kollarını açmış,
    orada durur ve hala tereddüt eder.
    tam başka bir yerde insanlar sürü halinde ilerler.
    her iki şekilde de bunu kaçırmayacağım.
    yakından görmek istiyorum.
    ilk sıranın içine ulaşırım.
    ve bağırırım.

    adam köprüden inmek ister.
    insanlar hoşlanmamaya başlar.
    kalabalık bir yığın oluştururlar.
    ve aşağı inmesine izin vermek istemezler.
    böylece geri tırmanır.
    ve çete sakinleşmeye başlar.
    sakatatını isterler.
    ve bağırırlar.

    atla,
    beni günahtan kurtar.
    atla,
    beni hayal kırıklığına uğratma.
    benim için atla,
    işığın içine atla.
    atla.

    şimdi adam ağlamaya başlar.
    -bir bulut gizlice ilerler.
    kendine ne yapmalıyım diye sorar,
    -güneşin önü soğur.
    sadece manzarayı görmek istedim,
    -insanlar safları kırar.
    ve akşam havasına bakarlar,
    ve bağırırlar.

    atla

    bağırırlar.
    atla,
    beni günahtan kurtar.
    atla,
    beni hayal kırıklığına uğratma.
    benim için atla,
    işığın içine atla.
    atla.

    bir bulut gizlice ilerler,
    güneşin önü soğur.
    fakat bin tane güneş sadece senin için yanar.
    gizlice köprünün üzerine sürünürüm,
    ve arkasından onu tekmelerim.
    onu bu utançdan kurtarırım.
    ve ona bağırırım.

    atla.

    atla,
    kendini günahtan kurtar.
    atla,
    beni hayal kırıklığına uğratma.
    benim için atla,
    atla.
    beni hayal kırıklığına uğratma."

    *
  • maalesef son yıllarda ilköğretim okullarında okutulan ingilizce ders kitaplarından birisidir. maalesef diyorum çünkü eminim devlet dayatmasıyla okuluna bu kitap gönderilen ve bu kitabı okutmak sorunda kalan tüm ingilizce öğretmenlerinin başı bu kitapla - aslında sadece bu değil, milli eğitim bakanlığı tarafından okutulması öngörülen tüm ingilizce kitaplarıyla- dertte diye düşünüyorum.

    neresinden tutsan insanın elinde kaldığını, neresinden baksan ingilizce eğitimiyle uzaktan yakından hiç bir şekilde ilgisi olmadığını bırakın ingilizce öğretmenini, ingilizce bilen herkes on metre öteden anlayabilir bu kitaba bakınca. ne içerik, ne yöntem açısından dil eğitimi konusunda hiç bir işlevselliği yok. simple past tense anlatılan bir ünitede gerundların infinitivelerin havada uçuştuğu, sekinci sınıf kitabında "wearing the best shoes in your dreams means that...." ya da altıncı(!) sınıf kitabında öğrencilerden "all the things provided and mentioned in the first part of the text" gibi bir cevabın beklendiği soruları gören ve daha doğru düzgün türkçe konuşamayan bir çocuk ne tepki verir, bunun karşısında öğretmen ne yapabilir sorarım bu kitabın yazarlarına.

    bir kere en başta bir dili öğrenmek aynı zamanda başta o kültür olmak üzere farklı kültürlerin de tanıtılması, dolayısıyla dil öğrenicisinin kendisinden farklı yaşamların farkına varıp ufkunun genişlemesidir. fakat bu kitaplara baktığımızda kültürel bilgilerin ne kadar havada kaldığı, aynı şekilde oxford ve cambridge gibi yayınevlerinden çıkan emsallerine baktığımızda ne kadar farklı hayat hikayelerinin, kültürel detayların ve farklı yaşam şekillerinin yer aldığı rahatlıkla görülebilir. tabii ki spring kitabında bunlardan ne kadar az olduğundan bahsetmeye gerek bile yok.

    insanların mühendis, avukat vs. olabildiği dört- beş yıl gibi uzun bir sürede ingilizceyi öğrenememesinin sebebi gayet açıktır. bu ve bunun gibi kitapların olduğu ve işin kötüsü bir dil öğrenmek için en güzel yaşlardan biri olan ilköğretimde ingilizcenin bunlar kullanılarak öğretilmesinin dayatıldığı bir ülkede “kaç yıl ingilizce gördüm hala konuşamıyorum ve anlayamıyorum” sorusunun cevabını bulmak çok da zor olmasa gerek açıkçası.
    kısacası my english, spot on gibi kitaplar gibi spring serisini de tamamen bazı yayınlara para kazandırmak amacıyla verilmiş kitaplar olarak görüyorum ve en yakın zamanda değiştirilmesini umuyorum.
  • atla! beni günahtan kurtar
    atla! beni hayal kırıklığına uğratma
    benim için atla, ışığın içine atla
    atla!

    hastalıklı bir rammstein şarkısı. bi' de arkada mmm'layan geri vokaller falan, güzel yani.
  • mükemmel melodisiyle arka arkaya saatlerce dinlenesi rammstein şarkısı. köprüden aşağı itilen bir adamın hikayesini anlatmakta ve rammstein orijinalliğini bir kez daha gözler önüne sererek insanı hayranlığa düşürmektedir.
  • bu şarkının ne anlattığı açık değil aslında... tıpkı stein um stein'da bir ayrılığın mı yahut bir ölümün mü anlatıldığının net olmaması gibi... ya da dalai lama'da çocuğun nefesinin gerçekten fiziksel bir boğma ile kesildiğinin belirsiz olması gibi...

    köprü falan yok kanımca... köprüye çıkan bir adam da yok... baştan aşağıya metaforlardan oluşan bir şiir lindemann'ın yazdığı... toplumun bireyin üzerine nasıl gittiğin anlatıldığını görüyorum ben okuyunca... nasıl rahatsız, sakat insanlar olduğumuzu... hepimizin, koyun sürüsünün... rahat, ayaklarını uzatmış, düzene karşı gelen, hayatın keyfine varmaya çalışan insanı nasıl düzene dahil etmeye çalıştığımızı, sinire ve strese nasıl çektiğimizi, bu kaosa dahil olmazsa da nasıl sindirilmeye çalıştığımızı anlatıyor...

    ve bunu öyle bir anlatıyor ki, aslında tepeye çıkan adamı kurtarmaya çalışma eğiliminde olması gereken koyun sürüsü adamın aşağı atlamasını istiyor... adeta bir möbius şeridi gibi... gerçekte koyun sürüsünden farkı olmayan, ancak sadece ve sadece düzene karşı olan insanları kendilerine benzetmek için düzene karşı davranan insanlar... din uğruna insan katledenler gibi...

    olağanüstü bir şiir...

    düz mantıkla yaklaşılsa bile çok hoş bir fantazi bu esasında... kendini öldürme konusunda tereddütleri olduğu halde dama ya da köprüye çıkan birine "atla ulan, benim için atla, haydi atla" diye bağırabilmeyi bazen öyle çok istiyor ki insan...
  • güzel bir şarkı, aynı zamanda rammstein in adice bir hikayeye işaret ettiği şarkı. zevkine bir köprüye çıkmış bir adam düşünün, sanki birşey varmış gibi etrafta toplanmış insanların arasında bir kahraman(!) öne fırlayıp, "abi atla", "benim için atla be", "abi hani söz vermiştin yüzümü kara çıkartma be" diye diye topluluğu gaza getirip adamı köprüden kısa yoldan aşağı çekmeye çalışmaktadır. fakat ne varki adamın böyle bir niyeti olmadığı anlayıp kahramanımız baktı olacak gibi değil adam gaza gelmemekte, gizlice çıkıp adamı "kendince" kurtarmaktadır. sonra da gelip bize sanki iyi birşey yapmış gibi anlatmaktadır.
    (bkz: aferin çok iyi düşünmüşsün)
  • 1971 yilinda kendi isimlerinde bir album cikarmis olan ingiliz progressive rock grubu.
  • filmi neredeyse hiç araştırmadan bir beklenti olmadan izledim, korku, gerilim olarak beklenti içerisinde olsaydım belki hayal kırıklığı olabilirdi, ancak bazı eksikleri olsa da değişik bir türde aşk filmi olmuş, beğendim açıkca.

    --- spoiler ---

    pompei'nin sondaki bağlantısı ilginç olmuş, ayrıca sonda hiç ulaşamadığımız o ulvi aşka da bir gönderme var
    --- spoiler ---

    korku filmi türünde bakmayıp biraz daha farklı bir gözle bakarsanız bence harika bir film, arşivime ekleyeceğim kesin..
  • son yarım saatteki napoli yolculuğu bu kadar sündürülmese, dönüşümlü kısımlar bu kadar absürt bir grotesklikte verilmese, hikaye o gereksiz cıvıklıklara girmeden daha ciddi bir tonda işlense ve daha görkemli bir final yapılsa belki 8/10 olabilecek bir filmken şu haliyle olsa olsa 6/10 bandında gezinir. bunda potansiyel sahibi olduğu belli olan bir yönetmenin yer yer göze çarpan amatörlüklerinin de etkisi yok değil tabii.

    ayrıca şu filmi korku filmi gözüyle izleyip değerlendirmek denyoluktan başka bir şey değil. only lovers left alive'ı falan da mı bu gözle izlediniz olum siz? izlerken kafanız falan mı duruyor noluyor? adamlar %3'ünde korku öğesi var diye bildiğin düz aşk filminin başına korku izleyeceğim diye oturmuş, daha da vahimi izledikten sonra bile bunun bir korku filmi olduğuna dair inancını kaybetmemiş.