şükela:  tümü | bugün
  • ayrılmaz ikili.

    yani o kadar ki çay içmeyen bir türk düşünülemiyor. istemediğinizi belirttiğiniz halde her yerde önünüze bir çay koyulur, adettendir. gelen misafire, müşteriye vs. en azından bir çay ikram edilmelidir.

    ve çay sevmeyen türk diye bişi zaten söz konusu olamaz birçoklarına göre.
  • "çinli ve pirinç", "hintli ve köri", "japon turist ve fotoğraf makinası", "et ve tırnak" gibi bir şeydir.
  • türk insanının bulunduğu ortama uyum sağlama yetisinin görülebilir örneğidir.

    çay tarımının 1940'ların ortasından sonra türkiye'de yaygınlaşması ile dünyanın en çok çay tüketen halkı* haline gelmiş olmamız arasında çok fazla zaman geçmemiş.

    benzeri bir durum için (bkz: domates) (bkz: biber). özellikle güney ve doğu yörelerimiz bu iki şey olmadan sofra tam demiyor. bunların ikisinin de ülkemize gelmesi için amerika'nın keşfedilmesini bekledik. muhteşem yüzyıl'ın bir bölümünde domates kebap gördüyseniz, tarihi filmde kol saatli cüneyt arkın görmüş gibi dalga geçebilirsiniz.
  • bir türk olarak ben ve [(bkz: #31374682) ]
  • buram buram samimiyetsizlik kokan ilişkidir.

    çay sevmeyen türk mü olurmuş bıdı bıdı diye öterler, çay içmeden duramam derler, her gün 20 bardak çayı en az 2 şekerle höpürtedeterek içerler, çayın türk kültüründeki önemiyle ilgili methiyeler düzerler.

    lan yavşak 100 yıl önce bu topraklarda çay mı vardı diye sorduğunda ise şok olmuş bir şekilde suratına mal mal bakarlar. atalarına ve tarihlerine sahip çıkmayı kendine görev edinmiş bu mallar sanırlar ki dedelerinin dedeleri de sabah kahvaltı yaparken domates yer, çay içerdi.
  • saldfklsadşfşklasd (bkz: çay içerek aptal kalmak)
  • dünya'nın pek çok yerinde de bu olay kahvedir. kahve ile yatıp kahve ile kalkarlar. bizde çay muhabbet ederken, karşılıklı otururken ağız boş durmasın diye alet edilen bir içecek sanki. kahve yalnız, çay birlikte içilir türünden sözler de vardır hatta. kimi zaman bir bahane ya da davet aracı olur; buyur çayımızı iç denir. tek başına kahve içerken bu olmasa da çay demleyip içmek bir boşluğu anımsatabilir.

    zamanında çay değil de boş arazilerde yetişen bir otu bu sohbet kültürüne entegre etseymişiz yine hal böyle olurmuş sanki. çay bir amaç değil araç şu noktada. ağzımız, elimiz boş durmasın. hani bir şeyleri beklerken el bir tarafa sığmıyordu ad tuş kilidini açıp kapatma muhabbeti vardı ya? hatırlayalım bir onu kastettiğim şey anlaşılır.

    yine çaya düşkün olan bir millet olan japonlar bile (gerçi onların çay dedikleri türkiye'de ebemgümeci olarak bilinen bir yabani ot) geldiklerinde neden her gidilen yerde ya da her akşam, her kahvaltıda çay içtiğimizi soruyordu. sonuçta bir hafta sonra o da müptelası olup çay yapalım mı diye sorar olmuştu, giderken koca paket çay götürmüştü.
  • demokratik bi içecektir. türkiye'deki en zengini de en fakiri de bir şekilde içer...

    alıntı
  • yıllar önce bulmaca çözmekte olan teyzemin ''hayati sıvı'' sorusuna verdiği yanıt. bunu gören, yıllar boyunca tüm yeğenlere nasıl bir neslin ahvadı olduğunu anlatmayı kendine görev bilecek olan diğer teyzelerimin ''kan o kan'' şeklindeki ısrarına, ''niye? çay olmadan yaşanır mı ki?'' demişliği de vardır teyzemin.
  • uruguay insanı ve mate kadar değildir. adamlar resmen sürekli yanında taşıyor.
    otobüste, vapurda, maç izlerken, yürüyüş yaparken, işe-misafirliğe giderken sürekli ellerinde mateleri.