şükela:  tümü | bugün
  • cenazemde charles aznavour'un sesinden çalmasını istediğim yegane şarkı..

    türkçe çevirisi:

    dün, ben gençken,
    hayat, dilimin üstünde yağmur tadındaydı.
    sanki aptal bir oyunmuş gibi hafife alırdım hayatı,
    akşam esintisinin, mum aleviyle oynaşması gibi.
    bin türlü hayalim oldu, şatafatlı planlar yaptım,
    hep son zayıf ve kırılgan zemin üzerine.
    gecelerde yaşadım, sakındım kendimi günün çıplak parıltısından.
    daha yeni farkettim, yılların nasıl da kaçıp gittiğini.

    dün, ben gençken,
    birçok şarkı vardı dinlemeyi beklediğim,
    birçok çılgın keyif vardı, satın almam için dükkan bekleyen,
    ve birçok acı vardı, göz kamaştıran gözlerimin görmeyi reddettiği,
    o zamanlar hızlı yaşadım ve gençlik nihayet kaçarcasına gitti.
    hayatın ne anlama geldiğini düşünmeyi bırakmadım.
    hatırlayabildiğim her muhabbet (ilişki),
    beni kendine bağlamaktan başka hiçbir şey yapmadı.

    dün ay maviydi,
    her çılgın gün yapacak yeni şeyler getiriyordu,
    sanki sihirli bir asa vardı o büyülenmiş yaşımda.
    asla görmedim ötelerde, ne ıssızlık, ne boşluk.
    kibirle, gösterişli bir şekilde oynadım "aşk oyununu",
    her cananı alelacele yaktım, öyle ki - alelacele can verdi.
    dost bildiklerim kayıp gittiler,
    oyunun son sahnesinde bir ben kaldım.

    dün, ben gençken,
    birçok şarkı vardı dinlemeye heveslendiğim,
    birçok çılgın keyif vardı, satın almam için dükkan bekleyen,
    ve birçok acı vardı, gözkamaştıran gözlerimin görmeyi reddettiği,
    içimde söylenmeyecek birçok şarkı var,
    zira dilimde gözyaşının acı tadını hissediyorum,
    ve benim, gençliğim için dünle hesaplaşma vaktim geldi.
  • roy clark şarkısı. üzücü tim'i üzen tarafı ise, once in a summer filminin sonunda çalmasıdır. sözleri tam olarak şu şekil arzı endam ediyor;

    seems the love i've known always been
    the most destructive kind
    yes, that's why now i feel so old
    before my time

    yesterday when i was young
    the taste of life was sweet as rain upon my tongue.
    i teased at life as if it were a foolish game,
    the way the evening breeze may tease a candle fl ame.
    the thousand dreams i dreamed, the splendid things i planned
    i always built alas on weak and shifting sand.
    i lived by night and shunned the naked light of the day
    and only now i see how the years ran away.

    yesterday when i was young
    so many drinking songs were waiting to be sung,
    so many wayward pleasures lay in store for me
    and so much pain my dazzled eyes refused to see.
    i ran so fast that time and youth at last ran out,
    i never stopped to think what life was all about
    and every conversation i can now recall
    concerned itself with me and nothing else at all.

    yesterday the moon was blue
    and every crazy day brought something new to do.
    i used my magic age as if it were a wand
    and never saw the waste and emptiness beyond.
    the g ame of love i played with arrogance and pride
    and every flame i lit too quickly quickly died.
    the friedns i made all seemed somehow to drift away
    and only i am left on stage to end the play.
    there are so many songs in me that won't be sung,
    i feel the bitter taste of tears upon my tongue.
    the time has come for me to pay for yesterday when i was young.
  • somehow, it seems the love i knew was always the most destructive kind

    yesterday when i was young
    the taste of life was sweet
    as rain upon my tongue
    i teased at life as if it were a foolish game
    the way the evening breeze
    may tease the candle flame

    the thousand dreams i dreamed
    the splendid things i planned
    i always built to last on weak and shifting sand
    i lived by night and shunned the naked light of day
    and only now i see how the time ran away

    yesterday when i was young
    so many lovely songs were waiting to be sung
    so many wild pleasures lay in store for me
    and so much pain my eyes refused to see
    i ran so fast that time and youth at last ran out
    i never stopped to think what life was all about
    and every conversation that i can now recall
    concerned itself with me and nothing else at all

    the game of love i played with arrogance and pride
    and every flame i lit too quickly, quickly died
    the friends i made all somehow seemed to slip away
    and only now im left alone to end the play, yeah

    oh, yesterday when i was young
    so many, many songs were waiting to be sung
    so many wild pleasures lay in store for me
    and so much pain my eyes refused to see
    there are so many songs in me that wont be sung
    i feel the bitter taste of tears upon my tongue
    the time has come for me to pay for yesterday
    when i was young
  • charles aznavour'un kendi şarkıları içinde en sevdiklerinden biriymiş. *
  • hayranlık uyandıran shirley bassey yorumu dinlenmelidir muhakkak.
  • aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni haşmet asilkan ağabeyimizin (şener şen) punduna getirmek istediği jeyan ile birlikte dinlediği charles aznavour şarkısı.
  • shirley bassey yorumu ayrıca dinlenmeli..
  • bir başka siyah beyaz şarkı... şarap eşliğinde güzel gidermiş hissiyatı veriyor.
  • yanlış hatırlamıyorsam aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni nde jeyan'ın (ki pıtırcık akkerman canlandırır bu sol tandanslı tiyatrocu kızı) haşmet asilkan'ın evine geldiği sahnede -hani piyasa aşk romanları saklanır arka raflara,kütüphaneye sanat dergileri dizilir bu ziyaret için- çalan şarkı.ne sahnedir ve ne şarkıdır...
  • dün gençtik biz, yaşlandık şimdi ama büyümeye fırsat bulamadan sanki.. küresel ısınma vardı.. havalar bir sıcak bir soğuk, ayak uyduramadık.. eskidi tenimizi sardığımız elbiseler, ki hiç giyinmemeliydik belki de.. çıplaklıkdı korumamız gereken en değerli hazinemiz.. öğrenilir bir şey üşümemek; üşümemeyi öğrenmeliydik.. eskidik biz..

    gerçek olmayan şeylerden korkardık sadece önceden ama kim bilebilirdi ki, öcülerin gerçek olmadığını gördüğümüz anın, gerçeklerin öcülüğünü karnında taşıdığını.. bebeğimiz gibi sevip emzireceğimizi onları sonra.. besleyip büyüteceğimizi.. çocukluk haşarılıklarını, ergenlik bunalımlarını akabinde ve dahasını omuzlanacağımızı.. aldıkları kilolara, çaldıkları zamanlara katlanacağımızı.. her saniye bırakabilme şansımız olduğunu bilmemize rağmen, her aynı saniye, taşıyabilmek için daha da güç kazanmaya uğraşacağımızı.. hatta, 18 lerine geldiklerinde, yasal hak olmasına rağmen, "gidiyorum ben" isyanlarına, ülkeyi bahane edip, "o kanunlar benim kitabımda yazmaz, otur aşağı" diye çıkışacağımızı.. daha da sarılacağımızı sonra.. çirkinliklerine.. gaddarlıklarına.. gitmelerinden korkarak..

    her geçen an, belki kendilerinden arınabileceğimizi bilmenin, daha sıkı sarmaları peşinden sürükleyeceğini.. öcülerimizi gerçeklerimiz yapıp, onları herkeslerden habersiz sarıp seveceğimizi.. sıkı sıkı.. üstelerinden gelmek yerine, geçen yıllardan mütevellit kaçamadan*, kovalayamadan da, huzurdan bihaber, beraber yaşlanmaya, eskiyip kırpılmaya razı, alkolik bir kafayla, tuhaf bir buğuda, netliklerden ve gerçekliklerden uzak, doğruları görelere teslim edip öldürmüş bir mantığa bürünerek nefes almaya devam edeceğimizi.. ilk nefesten bu yana değişmeyen tek şeyin biyolojik olarak nefes almak olacağını..

    bilemezdik tüm bunları.. bu şarkı böyle diyor sanki bana.. belki biraz those were the days gibi.. tehlikeli.. kesinlikle çok tehlikeli..