şükela:  tümü | bugün
  • kutsal iltihap
  • tarihte buraya ilk "akustiği inanılmaz hacı" diyen kimse allah cezasını verecek. dünyanın en iyi yorumcularını yokeden, performansı katleden akustiği ile müzik dinlemeyi imkansız hale getiren mekan. çok yankılanım=iyi akustik değildir. ama dinleyici artık nasıl coşkulu bir talepte bulunuyorsa festival'in neredeyse tümü burada yapılıyor. müzisyenler illallah dedikleri halde konserler başka yere alınamıyor. ya da "ben müziği değil yankıyı dinliyorum" diyen reverberasyon tiryakisi bir dinleyicimiz var da bilmiyoruz.

    zamanında piyotr anderzewski'nin piyano başından orkestrayı yönettiği bir konserinde, orkestra'nın piyanoyu duyamayıp salçaya dönmesi ve baş kemancının artık çalmayı bırakıp, millete yayla tempo vermekle uğraşması gibi acınası durumlar görmemizi sağlamıştır.

    akustik ile ucundan accık uğraşmış bir insan olarak, bulabildiğim tek çözüm tüm kilisenin duvarlarını halıfleks kaplamaktan geçiyor. böyleyken böyle. sen duvarlardan damper gibi dönen sesleri kesemiyorsan jordi savall'i getirmenin ne anlamı var hacı?..

    not: reverberasyonu bu tip içi boş, kubbeli, büyük taş yapılarda genelde olduğu gibi 5-6 saniye civarında seyir ettiğini sandığım mekanımızın akustik sağlaması için şuraya bakalım: (bkz: reverberasyon süresi/@trenchkot)
  • murat bardakçı adını atinalı irene'den aldığını söylese de kanımca yanılmaktadır. kilise jüstinyen dönemi eserlerindendir. ve nika isyanı sırasında yakılan eski aya irini kilisesi'nin yerine yapılmıştır.

    orijinal aya irini ise bizzat büyük konstantin tarafından yaptırılmış, istanbul'un ilk kilisesi'dir ve aya sofia ve aya dinami ile birlikte bizzat imparator tarafından adlandırılmıştır. dolayısı ile bir kadına veya onun adına değil tanrının vasıflarına gönderme taşır.

    dahası atina'lı irene'nin, kilisie tarafından azize ilan edildiği de kesin değildir.

    http://en.wikipedia.org/wiki/hagia_irene
  • st.irene,topkapı sarayı iç avlusunda yer alan aya irini vi. yüzyılda imparator iustinianus zamanında inşa edilmiştir. yapı atrium, narteks, üç nefli naos ve apsisten oluşmaktadır. malzeme ve mimarisi ile tipik bir bizans yapısıdır. 1453 yılında istanbul'un fethinden sonra kilise camiye çevrilmediği için yapıda önemli bir değişiklik yapılmamıştır. uzun süre ganimet ve silah deposu olarak kullanılmıştır. tophane müşirlerinden damat ahmet fethi paşa 1846 yılında türk müzesinin ilk nüvesini oluşturan eserleri burada sergilenmiştir. 1869 yılında aya irini, müze-i hümayun (imparatorluk müzesi) adını almıştır. zamanla, sergi mekânlarının yetersiz kalması nedeniyle buradaki eserler 1875 yılında çinili köşk'e taşınmıştır. 1908 tarihinden itibaren aya irini askeri müze olarak kullanılmıştır. daha sonra bir süre boş kalan yapı onarılmış ve ayasofya müzesi müdürlüğü'ne bağlı bir birim haline getirilmiştir.
  • tahmin ettiğim gibi, kapısında "müze kart geçmiyor." cümlesiyle karşılandığım tapınak. kültür bakanlığı altındaki topkapı sarayı müzesi müdürlüğü'ne bağlı bir müze, kültür bakanlığı'na bağlı tüm müzelerde ve topkapı sarayı'nda müzekart geçiyor, ancak internet sitesinde tersi yazmasına rağmen aya irini'de geçmiyor. "yanlış yazılmış"mış.

    hatta o kadar gerizekalı bir durum var ki ortada, kapısındaki kültür bakanlığı gişesinde müzekart satılıyor, aya irini'ye bilet satılıyor, ancak müzekart ile aya irini'ye girilmiyor. neymiş efendim, "sözleşme ile ilgili" bir durummuş. ulan bu aya irini özel mülk mü, ne sözleşmesi?

    vermedim 20 lira. kaç senedir bekliyorum, gerekli şikayetleri yapar biraz daha beklerim.
  • son ve halihazırda ayakta olan ayasofya tamamlanmadan önce kısa bir süre ortodoks patrikhanesi olarak da kullanılan yapı. nika ayaklanması sırasında yanmış ve yeniden yapılmıştır. ayasofya varken, bu kadar yakın bir yere yapılması gerekli miydi diye düşünülürse, nedeni şudur, ayasofya ortodoks patrikhanesinin kilisesi konumundaydı halbuki hükümdarlık ailesine özel olarak hizmet edecek bir kiliseye ihtiyaç duyulduğundan bu eser yapılmıştır. aya irini'nin kelime anlamı ise kutsal barıştır.

    eserin istanbul'un fetihten sonra, camiye tahvil edilmemesinin temel nedenlerinden biri, yapının topkapı sarayının sınırları içinde yer almasıdır (bab-ı hümayun kapısından girildikten sonra ulaşılan birinci avlu içerisinde). cuma ve bayram namazı kılınacak bir caminin halka açık olması, isteyenin istediği anda camiye gidebilmesi gerekir. sarayın içine herkesi sokmak mümkün olmadığından, bu eser, camiye tahvil edilmemiş ve önce silah deposu sonrasında müze olarak kullanılmıştır. 6. yüzyıl eseridir döneminin sanat mantalitesine uygun olarak eser roma basilikası tarzında olup,32x100 metredir. iç alanı dikdörtgen planlıdır. narteksten ( bizdeki son cemaate benzeyen ama iç tarafta yer alan ön kısım) sonra yan iki koridor ve bir merkezi salona sahiptir. eserin apsis (dini törenlerin gerçekleştiği kısımda) yarım kubbe ile örtülüdür.

    aya irini'nin adı tarihsel olarak hep büyük ayasofya ile beraber anılsa da benim aklıma daha çok küçük ayasofya camiini (eski sergios bakhos kilisesini) anımsatır. zaten boyut olarak aya irini ile küçük ayasofya camii hemen hemen aynı tarihlerde (justinyen devri) aynı uslüpla ve aynı boyutta inşa edilmişlerdir.
  • sessiz sedasız kültür bakanlığı tarafından ziyarete açılmış 1500 yıllık bizans kilisesi. salı günleri hariç saat 9-16 arası ziyaret edilebiliyor ve giriş 20 lira. telefonla arayıp sorduğum yetkili hanıma göre müzekart geçmiyor, internet sitesine göre geçiyor. girişte kavga etmeye hazırlıklı olunuz.

    http://www.topkapisarayi.gov.tr/…rini-müzesi-açıldı
  • merak ettiğim yerlerden biriydi. bir konser vesilesiyle merakımı giderdim ama biraz hayal kırıklığı yaşattı. böylesine güzel, tarihi bir mekânı kapasitesinden fazla sandalye ile doldurmuşlar, tuvaletleri berbat halde, sahnenin üstüne primitif ve büyükçe bir branda çekmişler ve en kötüsü de iki duvarına birer tane devasa boyutta gsm şirketi branding'i koymuşlar. yuh ya yuh. bu nasıl bir görgü bilmemektir ya.

    yüzyıllarca buraya gelenlerin, geçip giden ruhların dokunduğu duvarlara bakmaya, dokunmaya heves ederken, romantik romantik takılırız derken sinir sahibi etti beni. buradan yetkililerine sesleniyorum: dostum, sizler istanbul'a layık değilsiniz.
  • zamansızlık hissi yaratan nadir mekanlardan.. klasik müzik gibi zamansızlık hissini körükler ve zamansızlık hissi sorular ve düşünceler yankılatır insanın içinde..
    ve benim için iksv saolsun klasik müzik dinlemekle özleştirdiğim mabed...
    yıllardır beyaz şarabımı alıp bahçesinde dolanır ve içine oturduğumda kocaman hacına bakıp kubbeyi nasıl yaptıklarını düşünürüm. sonra müzisyenler ayarlarını bitirdiklerinde ve bir melodiye başladıklarında duvarlarına kimlerin bakıp yüzyıllardır neler düşündüklerini, nelere inandıklarını, nelerden vazgeçtiklerini, neleri doğru neleri yanlış bildiklerini düşünürüm.. o esnada bir güvercin havalanır...
    müzisyenlere sanki sadece orada bulunan ayrı bi türlermiş gibi bakar, ne yiyip ne içtiklerini, neler düşünüp neler hissettiklerini ki o kemanı, viyolonseli, flütü ya da piyanoyu çalabildiklerini düşünürüm.. sanki zamansızlık hissi müzik kadar müzisyen kavramına da sıçrar.. anlayamadığım bir muamma olarak kalır özendiğim bir klasik enstrümanı çalabilme yetileri... bir enstrümanın nasıl çalınabildiği, bir orkestranın nasıl bunca bir arada bir eser oluşturabildiği ya da en çok rachmaninov'un, çaykovski'nin, mozart'ın, chopin'in nasıl olup da bu melodileri besteleyebildikleri aya irini'nin iri kubbesinin nasıl inşa edildiği gibi o anda benim için bir ergenin kafasındaki allah var mısorusu gibi çıldırasıya cevapsız kalır. ve aya irini'nin duvarlarının verdiği hissi bir tek roma'da colosseo'nun verdiğini düşünürüm. bir sırrın kalıntısı, geçmişin izi, tarihin yankısı: özetle zamansızlık. geçmişin öylesine bir netleşmesi ki duvarlardan, zamanın varlığının, çokluğundan yok olması hissi.
    ve bir güvercin uçar..
    aya irini'de en çok o güvercinlerin bir eserin ortasındaki uçuşlarıyla melodiye kapılmış akan düşünce zincirlerimi havalandırmasını.. ve müzisyenlerin çalmaya başlamadan önce enstrümanlarını hazırlarlaken çıkardıkları cızır cızır uğultuyu severim. tepesindeki haca baktığımda bütün inançlardan arınmış bir zaman kavramı üstüne, düşünmem gereken gerekmeyen her şeyin buradaki duvarlara tarihin yığılmış olması gibi yığıldığını hissederim.
    çok özel bir mekandır aya irini. hep tek başıma ve tam hissettiğim. zaman da tarih de tek başına ve tam. insan da bir nevi.. tabi bu hisler için bir de klasik müzik gerekli..
    ve ben düşünüyorum da 6 yıldır aya irini'ye tek başıma klasik müzik dinlemeye gidiyorum.. o hala orada ve hala her seferinde aynı soruları soruyorum.
    bu duvarları nasıl yapmışlar? bir müzisyen nasıl birşey? şu tepede ne yazıyor? zaman nasıl böyle akıp gidiyor? neden? vb.
    istesem cevabını bulabileceklerim de var müziğe kapılmışken güvercinlerce kesilen soruların arasında, hiç cevaplanamayacaklar da..
    ama her seferinde aya irini'de sanki aynı soruları soruyormuşum gibi hissediyorum. sanki hep bir borges hikayesini hatırlıyorum ve tam oradan çıkarken geliyor aklıma bir diğer soru..
    aya irini içimde zamansızlıkla sorular uyandırıyor.. günlük yaşamdan koparan bir sığınak.. her şeye rağmen en ait hissettiğim yerlerden biri yer yüzündeki.. ve işte tam da bu yüzden mümkün olduğunca az gidiyorum.. hatırlamak için hatırlamışlığımı her yıl aynı soruları cevapsız kalsınlar ve güvercinlerce bölünsünler diye içimde yaşattığımı ve "zamansızlık" hissinin hala mümkün ve delice değerli olduğunu..
    istanbul'daki bir çeşit hazine işte.. binlercesi daha var da işte.. aya irini sanki en tarih kokanı.. en kıdemlisi haliyle..
  • bu yapinin adına yaptırıldıgı kisi olan irene in hikayesini murat bardakcı dan dinleyelim:

    bizans imparatoriçesi irene

    yunanistan taraflarından istanbul’a gelen asil ama fakir bir ailenin kızı olan irene 752’de doğdu. annesiyle babasını küçük yaşta kaybetti, aşırı güzelliği sayesinde saraya alındı, bizans imparatoru dördüncü leo ile evlendi, veliahd konstantin’i dünyaya getirdi ama beş sene sonra dul kaldı ve bizans’ı oğlu konstantin’in náibi olarak senelerce tek başına idare etti.

    konstantin’in büyüyüp imparatorluğa hákim olmaya kalkışması, iktidar ve güç áşığı irene’nin aklını başından aldı, o sırada 27 yaşında olan oğlunu gözlerine mil çektirerek kör ettirdi. konstantin birkaç hafta sonra ölecek ve iktidara artık tek başına hákim olan irene, bizans tarihinin ilk ve tek ‘kadın imparatoru’ unvanını alacaktı.

    ama, imparatorlukta yaşanan ekonomik sıkıntılar irene’nin de sonunu getirdi. 802 yılında tahttan indirilip önce büyükada’ya, oradan da limni’ye sürgüne yollanacak; maliye bakanı nikeforus imparator ilán edilecek, devrik imparatoriçe ise bir sene sonra ölüp gidecekti.

    irene, iktidar yıllarında bizans’ın en önemli meselesi olan ve tarihlere ‘ikona kırıcılık’ diye geçen dini tartışmada önemli bir rol oynayıp ‘ikona’ların yani din büyüklerinin resimlerinin yapılmasını yasaklayan eski kararları kaldırmış ve bu yüzden ölümünden sonra ortodoks kilisesi tarafından oğluna yaptıkları unutularak ‘azize’ ilán edilmişti. bugün istanbul’un en gözde kültür mekánlarından olan aya irini kilisesi, adını evlád katili olan bu bizans imparatoriçesinden alıyor.
hesabın var mı? giriş yap