hesabın var mı? giriş yap

  • evin oğlu sokaklarda gezerken gelen misafire hizmet etmek zorunda kalan kızdır. okuldan yorgun bir şekilde döndüğünde bile annesi kapıyı açar açmaz "hemen misafirlerin elini öp." diye uyarılan kızdır. kardeşi bilgisayarda takılırken, misafirlere çay ikram eden kızdır. annesinin sürekli kaş göz hareketlerine maruz kalan kızdır. misafir gelecek diye temizlik yapan, misafir gitti diye temizlik yapan, misafire yatak açan, misafirin yatağını toplayan kızdır. özetle; eve gelen misafirin oğlunu skine bile takmayan kızdır, işi başından aşkındır.

  • gözlerim çok güzeldir.

    gerçekten güzeldir. babam karaçaydı. kendi gözleri kahverengiydi ama genetik mirasını bana ve kızkardeşime devretmişti rahmetli. şimdi beyazından çok mavisi olan oyuncak bebek gözleri gibi gözlerim var. gözlerimi o kadar çok severim ki hayatta çok çok istediğim bir şey olursa şöyle derim ekseriyetle: "bunun için gözlerimin rengini bile verebilirim."

    uzun ve düzgün bacaklar bunlardan biridir mesela... ya da iri göğüsler... ya da elmacık kemikleri ve çıkık bir çene... pürüzsüz bir ten... bembeyaz inci gibi dizilmiş dişler...

    güzel olmadığımın farkındayım ve bu değiştirebileceğim bir şey değil. 34 yaşındayım. boyum 153 cm. 42 kiloyum. bu, kalabalıkların içinde kaynayıp gidecek varlığı istesem de geliştiremem. elbette bir kaç operasyonla elmacık kemiklerimi ve çenemi doldurtabilir, dişlerimi yaptırabilir, göğüslerimi büyütebilirim. ve size bir şey söyleyeyim mi, çok da güzel olurum o zaman... ama içime sindiremem. çünkü onca operasyonu yaptırdıktan sonra herkes güzelleşir zaten. birbirimizin kopyası androidler olarak geziniriz ortada. ayrıca her ne kadar zaman zaman canımı sıksa da sırf güzel olmak için bunca acıya katlanmayı da gururuma yediremem açıkçası...

    off ne bileyim...

    güzel değilim ben, 0-5 yaş dönemini saymazsanız da hiç bir zaman güzel olmadım... muhtemelen hiçbir zaman da olamayacağım. ama bunun bilincinde olmak beni "olgun" ya da "akıllı" yapmıyor. sadece daha mutsuz yapıyor. çünkü eğitimi, kültürü, sosyal statüsü ne olursa olsun, kadın dediğin güzel olduğunu düşünmek istiyor. ve bir kez güzel olmadığınızı anladığınızda artık dönüşü olmuyor. bildiğiniz bir şeyi silemiyorsunuz...

    güzel olmayan ve bunun farkında olan kadın hayata biraz kırgındır... yani, ben öyleyim en azından...

  • yeter artık sözlük erkekleriyle uğraştığınız yeter.

    bırakın da istediğimizi giyelim, istediğimiz gibi dolaşalım. sizin yüzünüzden eve giderken teflon tavayla önümü kapatıyorum, artık yeter.

  • western sinamanın etkisiyle hakkında bir çok şey yanlış bilinen sığır çobanları. gerçek kovboyluğa ucundan biraz değineyim. kovboyluğun tarihsel olarak bir gelişim sırası var. ilk olarak ispanya'da vaquero denen atlı sürü güdücüleri olarak ortaya çıkmışlardır. ardından bu kültür meksika'ya getirilmiş, akabinde de teksas'ta adına "cowboy" denmiştir. keza değişen tek şey ismidir çünkü esasen bir ispanyol kültürüdür. rodeo kelimesi bile bunu tek başına açıklar. daha da geriye gidersek ispanyollar süvari tarzı at binmeyi endülüslü araplardan öğrendikten sonra bu mesleği yaratmıştır.

    1519'da, ispanyollar hernan cortes’in öncülüğünde aztekleri ortadan kaldırıp meksika'ya yayılmaya başladıktan kısa bir süre sonra, sığır ve diğer hayvanları yetiştirmek için çiftlikler kurmaya başladılar. ispanya’dan getirilen atları kullanarak büyükbaş hayvanları güden işçileri vardı. meksika'nın bu yerli kovboylarına, ispanyolca vaca (inek) kelimesinden gelen vaquero deniyordu. vaqueroların, halat atma, binicilik ve gütme becerileri üst düzeydi. ilerleyen zamanlarda ispanyollar tarafından kolonileştirilen teksas’ta birçok ispanyol çiftliği kurulmuştu.

    ucuz toprak arayan ve birleşik devletler'e olan borçlarından kaçan beyaz amerikalılar, 1800’lerin ilk yarısında teksas'ın ispanyol topraklarına taşınmaya başladı. bu aslında meksika’nın bir davetiydi çünkü uçsuz bucaksız teksas topraklarını kolonileştirmeye çalışıyorlardı. meksika hükümeti köleliğe karşı çıksa da, amerikalılar sınıra yerleşip pamuk ve sığır çiftlikleri kurmak için yanlarında afrikalı köleler de getirmişlerdi. 1825'te köleler teksas nüfusunun yaklaşık yüzde 25'ini oluşturuyordu. 1840’larda teksas o kadar büyük miktarda göç almıştı ki meksika hükümeti yaptıkları davetten pişman olmuştu. teksas nüfusunun %80’ini amerikan kolonileri oluşturmaya başlamış ve meksikalılar azınlık konumuna düşmüştü. amerikalı koloniciler kısa sürede teksas’ın bağımsızlığını istediler. isyan çıktı ve meksika hükümeti çözümü isyancıları katletmekte buldu. arkasından 1846’da abd ile savaşa girip 1848’te teksas’ı kaybettiler.

    1860'a gelindiğinde teksas'ın nüfusu 600.000’di ve bunun 200.000’ini köleler oluşturuyordu. teksas’ın dört bir tarafı pamuk çiftlikleriyle doluydu ve zahmetli bir iş olduğu için köleler onlar için vazgeçilmezdi. kuzeyin kölecilik karşıtı tutumları ve abraham lincoln gibi kölecilik karşıtı birinin başkan seçilmesiyle, güney eyaletleri birleşik devletlerden ayrılıp konfederasyon devletleri olarak ayrı bir ülke kurmuşlardı. yeni bir köle devleti olan teksas, 1861'de konfederasyon'a katıldı. akabinde güney ve kuzey arasında amerikan iç savaşı patlak verdi. iç savaş teksas topraklarına neredeyse hiç ulaşmasa da, birçok beyaz teksaslı savaşmak için silahlanmıştı.

    teksaslı çiftlik sahipleri cephede savaşırken, topraklarını ve sığır sürülerini kölelerine emanet etmişti. ancak dikenli tel henüz icat edilmediği için sığırları bir yerde tutmak zordu. üstüne zaten kölecilikten çıkan savaşta köleler, köleciliği savunan teksas çiftliklerinde çalışmıyor ve kaçıyorlardı. savaştan dönen çiftçiler, sürülerinin çiftliklerden kaçtığını ve kaybolduklarını fark ettiler. doğaya karışan binlerce büyükbaş hızla üremiş ve sayıları da katlanmıştı. güneyliler sığırları toplamaya ve sürülerini köle emeğiyle yeniden inşa etmeye çalıştılar. ancak abraham lincoln’ün kurtuluş bildirisi onları bu kadar bağımlı oldukları kölelerden mahrum bıraktı. başıboş sığırları toplamak için yardıma muhtaç olan çiftçiler, bir zamanlar köle olarak çalıştırdıkları afro amerikalıları ücretli sürü güdücü olarak tekrar işe almaya başladılar. meksikalı çiftlik sahipleri bu iş için yüzyıllardır vaqueroları kullanıyordu. daha 50 yıldır teksas topraklarında olan amerikalılar vaquerolara yabancıydı ve bu iş için biçilmiş kaftan olduklarını fark edince onlar da aynı taktiği uyguladılar ancak adına vaquero yerine cowboy dediler.

    1864’te aranan meslek kovboyluk savaştan dönen birçok insan için cazipti. değişen dünyaya ayak uyduramıyorlar ve alıştıkları vahşi yaşamdan da vazgeçemiyorlardı. üzerine savaşın bıraktığı travmalar da kovboyluğu onlar için çekici kılıyordu. onlara bir nevi özgürlük gibi gelmişti. afro amerikalılar için bu biraz mecburiyet gibiydi. çünkü sanayileşen abd’de çalışamayacak kadar vasıfsız olmaları ve ırkçı yaklaşımdan dolayı iş bulmaları kolay değildi. bu yüzden savaştan sonra çoğu kovboy oldu. amerikan western sinamasının bize gösterdiğinin aksine kovboyların üçte biri siyahiydi. bir o kadarı da meksikalıydı. ancak sinemalarda bu genellikle beyaz, cesur, korkusuz amerikalı olarak işlendi. aslında yaptıkları iş otoriteye karşı koymaya meyilli bir çobanlıktan öteye gitmiyordu.

    kovboyluğun gerçek anlamıyla yaşandığı dönem 1864-1870 yılları arasında sadece 6 yıldır. o dönemde bir sığır güneyde 4 dolar ederken batıda 40 dolar ediyordu. talep fazla ve getirisi yüksek olduğu için kovboylar her daim iş bulabiliyor ve siyahiler ilk kez becerileri nedeniyle “tercih edilen” oluyorlardı. sığır sahibi çiftçiler için sığırlarını batı eyaletlerine satma konusundaki en büyük engel teksas’ta demiryolu ağı olmamasıydı. eyalette önemli demiryollarının olmaması, muazzam büyükbaş hayvan sürülerinin kansas, colorado ve missouri'deki nakliye noktalarına binlerce kilometre sürülerek taşınması gerektiği anlamına geliyordu. bu dönemde 5 milyondan fazla sığır teksas’tan kuzeydeki bu demiryolu ağına, günde bir dolara çalışan kovboylar tarafından ulaştırıldı.

    kovboylar için işin asıl tehlikesi sürüleri ölmeden bir arada tutmaktı. arkasından atlı yerliler ve at hırsızları geliyordu. sürüleri ve kendilerini korumak için silah onlar için olmazsa olmazdı. bilinenin aksine yalnız takılmıyorlar, ortalama 3.000 sığırdan oluşan bir sürüyü demiryoluna ulaştırmak veya otlatmak için 10 kişiyi aşan takımlar halinde çalışıyorlardı. siyahiler kendi kovboy takımlarında ayrımcılığa pek maruz kalmasa da yol boyunca fazlaca ayrımcılığa uğruyorlardı. geçtikleri kasabalarda yemek yiyecek restoran bulmakta veya konaklayacak otel bulmakta zorlanıyorlardı. bu durum için 1907 tarihli bir siyahi kovboyun otobiyografisinde şöyle bir cümle var. “yatağımız toprak ana, yorganımız gökyüzüydü.” beyaz kovboyların böyle dertleri yoktu. bu nedenle siyahiler için bu meslek çok daha ağırdı.

    1870’in başında sığırlar azalıp, demiryolu ağı genişleyince kovboylar bir anda gözden düştü. hayatlarını bu meslek üzerine kuran kovboylar başka arayışlara giriştiler. aradıkları çözümü bizon sürülerinde buldular. 1870’in başında orta amerika da 30 milyondan fazla bizon yaşıyordu ve genellikle sürü halindeydiler. et ve et paketleme sektörünün sanayileşmesi bir talep yaratıyordu. daha da önemlisi büyüyen amerikan tekstil sektörü için bizon postu çok değerliydi. kovboylar bizonların doğal yaşam alanlarına girip onları avlamaya başladılar. oldukça büyük olmaları ve sürü halinde dolaşmaları nedeniyle keklik gibi bizon avlıyorlardı. postlarını aldıktan sonra etleri de demiryolu ağları üzerinde ya satılıyor ya da leşçiler tarafından toplanıyordu.

    bu durumun yerliler üzerinde kıtlığa varan sonuçları olmuştur. orta amerika’daki yerlilerin ana besin kaynağı bizonlardı ve onları asla ziyan etmiyorlardı. daha önce pek karşılaşmadıkları atların orta amerika’da nüfus patlaması yaşamasıyla yerliler ata binmeyi ve onu farklı alanlarda kullanmayı öğrenmişti. onlarda at üstünde bizon avlıyorlar ancak kovboylar kadar başarılı olamıyorlardı. bir bizonu öldürmek için yaklaşık 10 ok vuruşu gerekirken kovboylar bunları tek mermiyle halledebiliyordu. 10 yıl içinde 30 milyon bizon kovboylar tarafından öldürüldü. orta amerika’da toplam bizon sayısı 100’ün altına indi. açlıkla karşı karşıya kalan yerliler farklı bölgelere göç etmek zorunda kaldılar.

    bizonların tükenmesiyle birlikte kovboylara bir darbe de dikenli tel denen yeni bir icattan geldi. dikenli tel sayesinde sürüler çiftliklerden kaçamıyor haliyle onları güdecek birine de ihtiyaç duyulmuyordu. işsiz kalan kovboyların büyük bir kısmı at kullanmayı bırakıp çiftliklerde işe girdi. bir kısmı rodeoya başladı. özgürlüğüne düşkün olanlar ise demiryolu haydutluğu yapmaya başladılar. 1900’lerin başına gelindiğinde kovboyluk tamamen gözden düşmüş bir fanteziye dönüştü.

  • merhaba sözlük ahalisi. şu an mersin silifke yeşilovacik köyünden bildiriyorum lütfen dinleyin sesimizi duyun.
    dört gündür devam eden yangınlar dün bir şekilde en aza indirildi tabii bunu kontrol altına alabilmek için köylüler evlerinin önünü söndürdü,gençler dağlara çıkıp alevlerin yerleşim yerlerine gelmesini engelledi. ancak dün gece bogsak,akdere, yeşilovacik köyüne molotof atarak tekrar alevlere teslim ettiler. hiçbir yerde çıkmadi,kimse yardıma gelmedi. gelen ekipler artık yorgun ve yetersiz. evlerini söndürmeye hayvanlarını bahçelerini ve seralarini kurtarmaya çalışan köylüler artık canının derdinde. ve kimse bir şey yapmıyor sadece izliyoruz. para istemiyoruz yiyecek içecek ayran ilk önceliğimiz değil. lütfen insan gücüne ihtiyacımız var bütün köyler birer birer kayboluyor bütün geçim kaynaklarımız elimizden gidiyor. lütfen sesimizi duyun.
    *** az önce anons yapıldı içme sularımıza zehir atılmış çevre köylerde zehirlenme vakaları varmış. bulaşık yıkarken bile kullanmamamız istendi.
    bir arkadaşım düzeltti haberler yanlismis düzelten arkadaşa teşekkür ediyorum yanlış bilgi vermek istemem
    *** olabildiğince sesimizi duyurmak istiyorum. bu şekilde yangın söndürmeye çalışıyoruz https://www.instagram.com/…gq/?utm_medium=copy_link
    *** az önce yazar bı arkadaş https://instagram.com/…havadis?utm_medium=copy_link bu sayfanın daha da destek olabilecegini söyledi.
    *** söz konusu molotof ile ilgili bir haber buldum
    https://www.haberler.com/…avgat-ta-14302919-haberi/

  • air crash investigation'da defalarca belirtildiği üzere, havacılık tarihinin kanla yazılmış olmasındandır.

    (bkz: havacılık kuralları kanla yazılmıştır)

    havaalanı yolundaki marketten ucuza alınan sıvılar güvenlikte atıldıktan sonra, kapı civarlarında konuşlanmış mekanlardan kapı gibi fiyatlar karşılığı satın alınan sıvıların uçağa alınabilmesinin sebebi yolcuları ekonomik olarak sömürme istekleri değil. havaalanına satılmak üzere girişi yapılan ticari ürünü takip ve kontrol edebilme hakkına sahipler. yolcuların güvenlik kontrolünden geçirmeye çalıştığı açık veya kapalı tüm şişelerden numune almaları ise ne güvenli, ne de pratik.
    “güvenlik gerekçesiyle nereden alındığından emin olamadığımız sıvıları, ambalajlarının en büyüğü 100 ml'lik olmak ve toplamda 1 litreyi geçmemek üzere kabul edebiliyoruz” diyorlar zaten. dilerseniz 333 ml'lik suyunuzdan 33 ml'lik bir yudum aldıktan sonra kalan suyu 3 adet 100 ml hacimli şişeye bölüştürerek güvenlik kontrolünden geçişinizi sorunsuzca tamamlayabilirsiniz.