şükela:  tümü | bugün
  • cok guzel keyifli, minyaturden gercek hayata, gercek hayattan hayallere ve hayyallerden tekrar minyature gecis dongusu icerisinde devam eden, her yonetmenin cekmeye cesaret edemeyecegi ama cesaret edeninde kahraman ilan edilemeyecegi bir filmdir. sahsen bu filmi izleyene kadar minyature nasil bakilmasi gerektigi konusunda en ufak bir fikrim yoktu bu baglamda bana onemli ogretileri olmustur, lakin cok asiri guzel bir filim midir? hayir degildir.
  • türk sinemasının endüstrileşememişliğinin harika bir yansıması bence bu film. yeterli bütçesi olmayınca, herkesin kendi işini yaptığı bir profesyonellik, hatta sektördeki zihin yapısında bu sağduyu olmayınca tabiki böyle bir çiğlik meydana gelecek. sonuçta dönem filmi çekiyorsun, kısıtlı imkanlarınla yaratamadığın atmosferi dıdııınnn diye sesleri dayayarak ya da oyuncularına overacting yaptırarak yakalamaya çalışman normal.
    dersen ki başka türlü yapılamaz mıydı? onu da derviş zaim düşünsün der topu stüdyoya atarım.
  • derviş zaim tarafından, alabildiğine kötü ve sağı solu yırtıklarla dolu bir senaryonun muhteşem bir görsellik üzerinden beyaz perdeye aktarılması iş, oluş ya da eylemi.

    filmi seyrederken aklıma gelen ilk şey filmin yansıtmaya çalıştığı duyguların çok benzerlerini içinde barındıran bir ihsan oktay anar klasiğidir. evet puslu kıtalar atlası. bu kadar kötü bir senaryoyu böylesine güzel görüntülerle süsleyen bir adam, puslu kıtalar atlasını sinemaya aktarsa ortaya ne çıkar gerçekten görmek ister deli gönül. olamaz mı? olabilir...
  • derviş zaim'in eflatun efendi'nin leyla'yı azat etmesine yardım eden imam olarak zuhur ettiği film (vcd 34:42).

    tarihi filmler içinde pek sade bir film. ne derviş zaim'in aynı anda bir sürü şey anlatmaya çalışması, ne tarihi filmlerdeki tarihçi görüşlerinin yönetmenlerce günümüze uyarlanışı var bu filmde. bozkır var.
  • tamam, sahneler arası geçişlerin minyatürlerle olması şık olmuş, sinema dili sürükleyiciymiş, şuymuş buymuş...

    bu filmde beni esas kalbimden vuran eflatun'un hüznü oldu. güzelliğinden, akıcılığından ziyade, eflatun'a "cenneti bekletenler"in düşüncelere saldığı bir film oldu bu.

    bir yerde, cennetinin devşirme olarak çocuk yaşta getirildiği hırvatistan'ın bir köyündeki, o gün bugündür görmediği anacığının yanı olduğunu söylüyor. düşünsenize, artık o, o kadının oğlu bile değil; yetiştiği yer, doğuştan gelen terbiyesi, geleneği, göreneği, dili, dini gibi insani özellikleri herşeyi elinden alınmış ve bambaşka biri, sanki anasız babasız gibi. hayata hep yetim ve öksüz.

    tıbbın bir arpa boyu yol katedemeği zamanlarda genç karısını ve oğlunu kaybetmiş üstüne. oğlunu resmederkenki hali kahrediyor.

    dünyada eşten dosttan daha pahalı, daha kıymetli şey yok ki...

    artık eflatun yaşayan, soluk alıp veren ama "cenneti beklediğinden", artık bir ölü olmuş.

    sonrası, filmde anlatılan malum serüven.

    bir yerde ondan sahte resim istiyorlar da "yapamam, ahirette sorarlar" diyor ya, o zaman anlıyor insan ölüme ne yakın hissettiğini, ne yakın durduğunu...
  • --- spoiler ---

    filmdeki konuşmalardan danyal'ın iii. murat'ın oğlu, iii. mehmed'in kardeşi olduğunu öğreniyoruz.

    iii. murat'ın saltanatı 1574-1595 (981-1003). ama filmde iii. mehmet'in de vefat ettiğini söylüyorlar ki burası biraz problemli. şöyle ki şehzade danyal'ı öldürtmek isteyen i. ahmet oluyor yani yeğeni.

    filmin geçtiği dönem miladi 1600 lerin başı değil hicri 1000, yani hicri millennium, bu da isyancılarının başındaki şehzade danyal'ın durumunu açıklamakadır. çünkü nedimeler resmini gösterip babasının (iii. murat) yerine mehdinin resmini çizmesini istiyor eflatundan.

    filmin danışmanı cemal kafadar imiş sonunda yazıyor.

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    minyatürler şayet gerçeğin temsili ise, gerçekten minyatüre geçiş mümükünken aksi durumu yani miyatürden gerçeğe geçiş mümkün değilidir. lakin bu ilk bakış yanıltıcıdır. minyatür bir kanaat üretiyorsa ve minyatürün bir inadırıcılığı varsa, minyatürün gerçek üstüne tahakküm kurması mümkündür. isyancının kesilmiş başının resmi, gerçek kafası yerine kolayca idame edilebilir ve bu resim istanbuldaki ahaliyi bu isyancının öldürüldüğüne ikna edebilir. kesilmiş kafa ile kesilmiş kafanın resmi aslında aynı şeydir. o halde ortada temsil denen bir şey yoktur. şayet temsil yoksa önceki algılamada kurulan “temsil edilenle” “temsil eden” arasında bir öncelik ilişkisi yoktur. birincisinden ikincisine geçiş mümkünken ikincisinden birincisine de geçiş olabilir. bu yüzden film boyunca minyatürler bir anda gerçek haline gelebilirken gerçek de bir anda minyatürleşebilir.

    tıpkısı filme ilham kaynağı olan las meninasda olduğu gibi. tablo ilk bakışta ispanya kralı iv philip’in kızı margarita ve nedimelerinin tuvale aktarılmış hali gibi durur. ilk bakışta oluşan kanaatin yanılgısalından mıdır nedir, tabloyu çizen velazquez’in de tabloda olduğunun fark edilmesi resmin neyi anlattığına ilişkin oluşan bu kanaati alt üst eder. artık temsil edenle temsil edilen aynı karededir ve buna bir de aynada yansımaları gözüken kral ve kraliçenin yani iktidarın resmin içine dâhil olması eklenince tüm ayrıştırmalar ortadan kalkar. temsil ölmüştür.

    --- spoiler ---

    ayrıca ısrarla (bkz: cihana hem adalet hem guzellik lazimdir)
  • minyatür sanatında perspektifin olmamasına uygun olarak, film boyunca minyatürsüz sahnelerde bile, arka planlar ve ön planlarda birbirine benzeyen renkler kullanılmış, böylece derinlik azaltılmıştır. yine minyatürdeki perspektifsizliğin sonucu olarak farklı zaman ve mekanlarda geçen olayların yan yana sıralanabilmesi gibi, filmde de farklı mekanlara (ya da rüyalara), mevcut mekandaki aynalar aracılığıyla ulaşılmıştır.

    atıf yılmaz'ın sinemayla minyatürün yolunu kesiştirme çabalarının üzerine dev bir adım olmuştur. ayrıca derviş zaim'in üçlemesinin ilk filmidir.

    ikincisi: nokta
  • aslen kayhan kalhor'a ait olan o güzel müziğinin filmdeki icracısı hasan esen'dir.

    (bkz: desert night)
hesabın var mı? giriş yap