şükela:  tümü | bugün
  • danimarkali yönetmen carl theodor dreyer'in 1928'de gerçeklestirdigi ve zamanin* ünlü oyunculari michel simon ve marie falconetti'nin (jeanne d arc rolünde) yer aldigi fransiz yapimi film. özgün adi bu basliktakidir.
  • dreyer in mükemmel bi gercekcilik, sadelik ve incelikle yakın plana aldıgı insan yüzlerini ve mimiklerini insanın özündeki bilinene ve bilinmeze uzanan şiir kitapları gibi kullandıgı başyapıt.
  • (bkz: jeanne d'arc)
  • 19 ya$indaki bir kizin cagresizligini, tutanaklardaki gercek konu$malar kullaniliarak gostermesi acisindan kayda deger filmdir.
  • yeni versiyonu 1999 senesinde cekilmistir.

    (bkz: the messenger the story of joan of arc)
  • criterion collectiondan cikan versiyonunu izledim, bu versiyonunu diyorum cunku filmin girisinde filmin bir suru badireler atlattigini orjinalinin yandigini daha sonra kopyasinin kayboldugunu, sonralari bir yerde bir kopyasinin bulundugunu ve orjinaline en yakin hali olan bu filme ulasildigini yazmislardi.

    duragan bir film oldugu kesin, sabretmesini bilen icin izlemesi zevkli bir film. yakin cekim ve duygularin sadece yuz ifadesiyle ifade edilmesini gormekteyiz bu filmde. hem avangard hem de klasik oldugu kacinilmazdir ama gunumuz sinemasi sempatizanlari icin duraganligi izlenmesini guclestirmektir.
  • filmin orijinali bir yangında kül olduktan sonra dreyer tarafından produksiyon şirketine belli etmeden tekrar montajlanmıştır. yani yıllarca dolaşımda olan la passion de jeanne d'arc aslında filmin ilk versiyonu, ya da dreyer'in gerçekten istediği biçimi değildir. 1981 yılında günlerden bir gün oslo'da bir akıl hastanesinin sinema arşivinde filmin ilk kopyasına raslanması büyük şok etkisi yaratmış. meğer hastanenin müdürü pek bir sinema severmiş ve hastalarına böyle filmler izletirmiş, tabi filmi nasıl olup da böyle illegal bir yoldan elde ettiği bir türlü bilinememiş. bu durum dreyer'in ruhsal hastalıklarıyla bağdaştırılabilir miymiş?
  • renée falconetti'nin bir bayan oyuncu olarak sinema tarihinin en iyi oyunlarından birini sergilediği, çekildiği zamanın tekniğine rağmen, duygusallığın çoğu son dönem filminden çok daha başarılı bir şekilde aktarıldığı, richard einhorn'un voices of light'ı eşliğinde izlendiğinde ayrı bir güzellikteki başucu klasiği. bu filmin, çekim açıları, kadrajları ve kurgusu açısından kendinden sonraki tüm sinema tarihini etkilediği su götürmez bi gerçektir.

    godard'ın vivre sa vie filminde anna karinayı sinemada bu filmi izlerken ağlarken görmek mümkün.
  • bir san'at eseri üzerine konuşurken, - eğer eser ile ilgili referans bilgileri vermekle yetinmeyeceksek - takip edebileceğimiz geleneksel yol, gene bu san'at eserinin içinde yeşerdiği kültür ortamını tarif ve ortam ile eserin iki taraflı etkileşimlerini işaret etmek oluyor. yani bu yol, o eserin yaratıldığı çağa ve kendi çağına dair mütevazi bilgisi olan herkesin takip edebileceği bir yoldur. ancak, hem o eseri sırasıyla, keşfetmemizi ve ona tanıklık etmemizi sağlayan hem de daha mühimi o eser üzerinde önce düşünme sonra da bunları ifade etme ihtiyacını içimizde doğuran "merak" bizde tahlil işleminden önce mevcuttur ve bahsi geçen eser san'at esasına sahipse tahlil işlemi sırasında ve sonrasında da kuvvetini koruyacaktır. işte bu film ile ilgili nedir; alman ekspresyonizmi, eisenstein,çağının ilerisinde bir görüntü yönetmenliği, tarihsel belgelere bağlılık, vesaire.

    bu filmdeki renee falconetti için "sinema tarihinde bir aktris tarafından verilmiş en iyi performans" deniyor, bilemem. ben ancak daha iyisini izlemediğime tanıklık edebilirim. bu film ile beraber iki taraflı kültürel etkileşimlerin, tarihi bağların, eseri doğuşuna hazırlayan toplumsal şartların ve dahi eserin yaratıcılarının yaratım sürecinde ortaya koydukları irade ve kuvvetin tesliminin önemi kalmıyor. daha doğrusu tüm bunlar kendi mevcudiyetlerinde önemlerini koruyorlar ancak eserin kendisi ile olan bağlamlarını yitiriyorlar zira bunlar safi kuvvet ile masanın üzerinden süpürülüyorlar. evet alt-yapı üst-yapıyı inşa ediyor ama kuvvet nereden doğuyor? meraktan. filmin son on dakikası öyle yoğun ki ana-akım sinema seyircisi ona katlanamaz, -bu yüzden ilk iki kopyası yanmıştır ve bu yüzden bir kopyası elli sene sonra bir akıl hastanesinin bodrumunda bulunmuştur- ama filmin başından ayrıl-a-mayan seyirciye dayanma kudretini ne veriyor, onun merakı ve merakın da kaynağı tanık olmaya duyulan ihtiyaçtır. yani insanlığın dertlerine, azabına ve "insan ruhunun kuvvetine" tanıklık etme ödevi. bu kadar biçimsel olan ve bu yolla sonunda biçimini onu eriterek kaybeden bir eser için kurgu yoktur hakikat vardır zira filmin hakikati onu anlayamadığım yani ona hükmedemediğim sürece -hayatım boyunca- bende saklanacak ve içeriden dışarıya doğru,düşünceden bir sonraki düşünceye, karardan eyleme doğru kendisini tezahür ettirmeye devam edecek.
  • filmin orjinali tamamen sessiz olmakla beraber daha sonra etkisini arttırmak amacıyla orjinaline en yakın olarak kabul edilen kopyasına müzik eklenmiş. müzikli olan ve tamamen sessiz olarak gösterilen iki versiyonu var.