şükela:  tümü | bugün
  • bisii belirlenmis deerinin altinda almak icin caba sarfetme
  • hayatim boyunca beceremedigim $ey. bana cok garip geliyor boyle israr etmek sonucu kazanc olsa da.
    bir de pazarlik yapilir diye bir terim vardir ki ilanlarla falan goruruz, akillara durgunluk vericidir. "aslinda degerinin ustune satiyorum caktirmayin biraz israr ederseniz az kaziklarim." anlamina gelir.
  • bişiy x lira ise ve bu x lira da sizin mali bütçe 'nizi aşıyor veya mandig olarak** verebileceğinizden fazla ise veya o kadar fazla parayı açık açık vermek istemiyorsanız adama/kadına/dükkana indirim yap denir..
    adam a kadar indirim yapıp malı (x - a) 'ya size satayım der.
    biz de vallahi abi bundan aşağısı kurtarmıyor dediğinde ise adamın önüne nakit oalrak (x - 2a) kadar para çıkartılır. biraz kendini acındırıp veya laf döndürüp sonunda adam sıkıldığında da kendine en fazla (x - 2a) verebileceğini söylersin. ve anlaşırsınız kesin*.
  • kemal bilbaşarın öykü kitabı
  • alıcı ve satıcının ortak faydalı bir fiyatta buluşmak için görüşmedir. pazarlığa açık bir ürünün pazar fiyatı sabit fiyatlara göre daha rahat ortaya çıkar ve arz/taleb'in fiyat üzerine etkileri daha rahat görülür. tabi bu kolaylık sadece fiyatı belirleme yetkisine sahip satıcı ve alıcının karşı karşıya gelebildiği pazarlar için geçerlidir. yoksa mcdonalds'da pazarlık yapmak ve mcdonalds'ın bu pazarlıklara göre anında sistematik bir şekilde fiyat belirlemesi gibi bir şey imkansızdır.

    bir malın pazarlığa açık olması onu satanın "aslinda degerinin ustune satiyorum caktirmayin biraz israr ederseniz az kaziklarim." düşüncesinde olduğunu göstermez. burada satıcının amacı elindeki malı pazar koşullarına ve talebe göre en uygun fiyattan satmaktır. ilk verdiği fiyat ise kendi koyduğu üst limittir ve tabiki de kimsenin bu üst limiti direk kabul etmeyeceğini bilir.

    bir ürüne talep arttıkça pazarlık oranı düşer, talep azaldıkça yükselir. mesela giyim söz konusu olduğunda sezon sonlarında biraz pazar araştırması ve akabinde yapılan çılgın pazarlıklar neticesinde alışverişlerinizde oldukça kâra geçebilirsiniz.

    adı üzerindedir pazar*-lık. ingilizcesi daha açıktır. price negotiation
  • en güzeli kurban bayramı öncesi kurban alınırken yapılandır. tarflar bir birlerinin ellerini sıkıca tutarlar ki biri sıkılıp kaçmasın. ve tabiki bu arada etrafta pazarlığı destekleyen ve bir an önce bitmesini isteyen yardakçı vardır ki işte onun çıkarı olduğuda görülmüştür tarih sayfalarında.
  • pazarlik yapma kültürünün genel anlamda ekonomiye etkisi olarak ele alindiginda, perakende sektöründe ciddi mali kayiba neden oldugunu düsünüyorum. söyle ki, çesitli nedenlerden dolayi pazarlik yapilmasi gerektiginden emin olarak bir dükkana giren tüketici, eger alacagi malin piyasa ederinden de emin degilse, verilen ilk fiyati begenmemesi normaldir çünkü tüketicinin aklinda "satici pazarlik payi birakmak için yüksek söylüyor" düsüncesi vardir. eger bu dogruysa satici da bir miktar iner. pazarlik yapildigini farkeden tüketici aninda o fiyatin da daha asagi düsebilecegini umar ve siki pazarlik baslar:

    "20ye birak"
    "wallahi kurtarmaz"
    "22 olsun"
    "25te anlasalim"
    "oha çok istiyorsun 22den zirnik çikmam"
    "ama olmaz abi ben kar edemem"

    vs vs seklinde süren bir diyalog yasanir. kimi zaman(ki genellikle gerçekten müsteri mali almayi kafasina koymussa) satis gerçeklesir, kimi zaman da(olmasa da olur bir mal sözkonusuysa) satis gerçeklesmez. öte yandan her iki durumda da müsteri-satici iliskisi açisindan güvensizlik hissi olusmustur. müsteri "ulan 22ye de alirdik, sunun maliyeti 10 liraysa neyim" diye düsünürken, satici da "ulan keske 25te israrci olsaydim kesin verirdi, zaten alacakti, olmaz abi deyip kestirip atsaydim" diye düsünür.

    ekonomist arkadaslarimiz daha iyi bilirler ki, büyük ya da küçük ölçekli olsun, her türlü ekonomik faaliyette isin en önemli girdilerinden biri karsilikli güvendir. sermaye piyasalarinda güvensizlik tedirginlige, tedirginlik ise ya para kaçmasina ya da ticaretin hiz kesmesine neden olur ki bunu hiç kimse(hiçbir ülke) istemez. bu yüzden ekonomistler politikacilara istikrar diye yalvarir.

    konumuza dönecek olursak, bu tip bir güvensizligin getirecegi bedel uzun vadede gene saticiya patlamaktadir zira kaziklanmaktan çekinen tüketici satin almak istese dahi çekingenlesmistir, alirken kili kirk yarar, saticiyla saglikli bir diyalog gerçeklestiremez ve kaçinilmaz olarak da, tüketim toplumunu döndüren en önemli etkenlerden biri olan, bilinçsizce ve aninda alisveristen uzaklasir.

    saticiyi düsünürsek, ne zaman pazarlik yapilmalidir? eger pazarlik yapacaginiz(bir baska deyisle kandirmaya çalisacaginiz) müsterinin bir daha size gelme olasiligi yoksa hadi buyrun. örnek olarak turistler verilebilir. öte yandan bunun da uzun vadede ülke imajini zedeleyici etkisi göz önünde bulundurulursa, günlük olarak iyi kar yapilsa dahi genis zaman diliminde kaybeden yine esnaf olacaktir.

    sonuç: pazarlik yapmak geçmiste kalmasi gereken bir nostaljiye dönüsmelidir. "aman ne kadar eglenceli, saticiyla sicak(!) diyaloglar kurmani sagliyor" türünde bir oryantalizm kokan yaklasimin günümüz serbest piyasali ve rekabetçi ekonomik sisteminde yeri yoktur; pazarlik etmenin sonuçalri yine dönüp dolasip saticiyi ve dolayisiyla ülke ekonomisini vuracaktir, ister iç ticaret ister turistlere yönelik ticaret olsun.
  • nişantaşı'nda beyoğlu'nda dünyanın kazığını atan marka mağazalarındaki fiyatları seve seve kabullenen insanların gariban tahtakale esnafıyla karşı karşıya gelince köpüren içgüdüsü.
  • yediden yetmişyediye oynanan bir oyun.
    ada: kundalini dediğin bu mu? (feci bir ters lotus pozisyonunda konuşmaktadır)
    atlantis: hımm.. yok...
    ada: küveti doldursana hadi?
    atlantis: tamam.
    ada: ters takla atarak girecem ama suya.
    atlantis: olmaz. yerler ıslanıyor.
    ada: ee ama sen de katlanmayı öğren biraz bak. yoksa sana kanatlı adam bulamam ben.
    atlantis: ... (karı durumu çözmüş..)