şükela:  tümü | bugün
  • yunanlı felsefecidir. felsefenin mihenk taşlarından biridir... pluton olarak da bilinir.

    eflatun'a birgün sormuşlar
    "insanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir ? "

    eflatun tek tek sıralamış :
    - çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. ne var ki çocukluklarını özlerler...
    - para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. ama sağlıklarını geri almak için de para öderler...
    - yarından endişe ederken bugünü unuturlar. dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar...
    - hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. ancak hiç yaşamamış gibi ölürler...

    bu kez; "peki sen ne öneriyorsun?" diye sormuşlar..

    bilge yine sıralamış ;
    - kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın! yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi "sevilmeye" bırakmaktır ...

    - önemli olan; hayatta 'en çok şeye sahip olmak' değil, 'en az şeye ihtiyaç duymaktır'...
  • "iktidar, iktidara duskun olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyaci bulunmayanlara verilmelidir." sozunu soylemis filozof.

    bu ogudu uygulamak icin bayagi gec kaldik.
  • sokrates'in öğrencisi, göz bebeği. felsefeye ilk defa sistemli bir öğreti sunmuş zat.

    mö 427 yılnda doğdu. 80 sene falan yaşadı diye biliyoruz. sokrates'in sadık bir öğrencisiydi, dile kolay yanında 9 yıl geçirmiştir. mö 399'da sokrates idam edilince atina'ya küsüp dünyayı dolaşmaya çıkmış(yaş 28). dünya derken aklınıza hawai, güney afrika, kanada falan gelmesin. o zamanlar dünya küçüktü(sonradan büyümüştür dünya), mısır, italya, kuzey afrika civarlarında falan gezdi. kimi kaynaklar hindistan'a da uğradığını söylese de bunların güvenilirlikleri tartışmalıdır. neyse, bu italya'da pisagorcularla tanışmış, pisagorcular buna bir çay kahve ikram etmişler. sonra platon bunlardan çok etkilenip, idea öğretisini ortaya atmış ama oraya gelicez. önce şöyle bir idea öğretisi nerden çıktı onu gösteriyim dedim. bilindiği gibi, pisagor her şeyin altında matematiksel bir düzen yattığını ve bazı şeylerin sayılarla gösterilebildiği gibi garip bişi ortaya atmıştı. platon'un idealar kuramınının kökeni burası diye rivayet edilir. neyse, platon dolaşırken matematik filan da öğrenmiş ve yaklaşık 40'lı yaşlarında atina'ya dönmüş. döndükten sonra akademia adıyla bir okul açmıştır. kapısına da ''matematik bilmeyen buraya girmesin'' yazdırmayı da ihmal etmez abimiz. bu, tarihteki ilk üniversite diye bilinir. aristo'da 17 yaşında gelip burada okumaya başlamıştır. sonra okulu 6. yüzyılda bizans imparatoru jüstinyen midir nedir o kapatmıştır. ayrıca platon'un çok maceralı bir hayatı da vardır. kendisi köle bile olmuştur bir keresinde. 2-3 kere ölümden döndüğü söylenir. hatta bir keresinde ideal devletini gerçekleştirmeye çabalamış ama hüsranla sonuçlanmıştır.

    platon yazıları günümüze kadar gelmiş ilk filozoftu, daha önce herakleitos'tan falan da fragmanlar ulaşmıştır ama platon'un eserleri eksiksiz(eksiksiz derken tüm eserleri anlamında değil, gelen bazı eserleri eksiksiz) gelmiştir günümüze. sokrates'i de kendisi sayesinde tanımışızdır, minnet borçluyuzdur. ingiliz filozof whitehead onun hakkında ''batı felsefesi platon'a düşülmüş dipnotlardan ibarettir.'' demiştir. elbette bu laf biraz abartıdır, durduk yere platon'un mezardaki götünü kaldırmaya gerek yoktur ama gerçekten de felsefede tartışılan birçok konuyu ilk platon dillendirmiştir. hatta platon hristiyanlığa isa'dan daha fazla etki etmiştir desek mübaala olmaz sanıyorum. (bkz: aziz augustinus)
    bununla kalmayıp eflatun adı altında platon, tasavvufta da kendini gösterir. özellikle ''beden zevklerinden arınıp tanrıya yaklaşma'' öğretisi, şüphesiz bunda çok etkili olmuştur.

    önemli eserleri:

    devlet : platon'un tüm felsefesi anlatılır. okumak isteyenlere hasan ali yücel klasikler dizisinden olanı tavsiye edebilirim. anlayabileceğiniz bir dille anlatılmış. kitapta hem idea öğretisi, hem ideal devlet anlatılmakla kalmaz, daha neler neler... ama sürekli sokrates'in konuşması(platon eserlerini sokrates'in ağzından aktarıyordu.) karşıdakinin de sık sık ''evet, öyle oluyor, haklısın, doğru söylüyorsun, dediklerinden bu çıkıyor, tabii ki, elbette, şüphesiz'' diye kesmesi ise şahsımı gıcık etmiştir. ''ulan diyaloğu böyle kuracağına ya herkesi adam gibi konuştur, ya da makale gibi yaz işte'' diye tepki göstermeme sebep olmuştur. her ne kadar fena bir kitap değilse de kimi yerlerde sürükleyiciliği iyice düşer, platon'un lafları ninni gibi gelir. eğer olurda bir adaya kapanmaya karar verirseniz bir gün, yanınıza alacağınız kitaplar arasında olabilir.

    şölen : sevgi, aşk, car curt anlatılır. devlet'in aksine burada herkes konuşur, fikrini belirtir. bir eğlence havasında geçer. özellikle sonlara doğru alkibiades'in gelmesiyle iyice ortam datlanır falan filan.

    savunma : sokrates'in mahkemede ki savunmasıdır. zannımca platon'un en manyak eseridir. manyak derken iyi anlamda yani. mutlaka herkesin okuması gereken bir kitaptır, hem kısadır da, fazla sıkmaz.

    platon'un bunların yanında bir dünya daha eseri vardır, genelde diyaloglar halindedir. ilk yaş, orta yaş, son yaş eserleri diye ayrılır. ilk başlarda sokrates anlatılır, sonra ibre platon'un düşüncelerine gelir. ama yine de sokrates'in ağzındandır. platon'un yaşlılık dönemi eserlerinden yasalar(burada ideal devleti) ve parmenides'te( burada idealar kuramını) kendi felsefesini biraz eleştirdiği söylenir. tam bilemiycem burasını.

    ---------- idea öğretisi ----------

    çevremizdeki herşey sürekli değişiyor, hiçbir şey aynı kalmıyor. bu değişen şeylerin bilgisine ulaşamayacağımıza göre, demek ki değişmeyen şeyler de vardır ki bilgi sahibiyiz. '' ancak bunların bilgisine ulaşabiliriz, o da akıl yoluyla'' demiştir platon. işte bu değişmeyen şeyler idealar'dır. platon, bu değişmeyen ideaların zaman ve mekandan bağımsız olduklarını düşünmüştü. böylece gerçekliği ikiye ayırıyordu: gerçek olan şeyler idealardır, dünyadaki hedeler onların çarpık bir kopyasından öteye gidemez. zamana karşı ancak idealar meydan okuyabilir.

    şimdi biraz daha açıklayıcı olsun diye şöyle bir örnek veriyim. örneğin gerçek metre fransa'da louvre müzesi'nde saklanıyor değil mi? bizim elimizdekiler ise onunla aynı olamaz, ona benzer olabilir. yani onun bir kopyasıdır, ama hatalıdır. şimdi platon diyor ki, o müzedeki ideadır, elimizdekiler kopyadır. ( tabii ki öyle demiyor, yani anlayın diye dedim. değilse müzedeki idea falan değildir.)

    örneğin bir diyalogta, sokrates o tipik sorularından birini lakhes'e yöneltmiştir: ''cesaret nedir?'' lakhes de demiş ki, ''cesaret, savaş meydanında ölen bir askerin tavrıdır.'' ama sokrates biraz uğraştıktan sonra onu, bir okçunun okunu fırlattıktan sonra daha iyi savaşabilimek amacıyla kaçmasının da bir cesaret örneği olduğunu itiraf etmeye zorlar. böylece hareketsizlik de, kaçış da tanımlamış olmaz cesareti. çünkü bu iki rastlantısal özellik cesaretin özüyle ilişkili değildir. bunlar bir cesaret ideasının çeşitli kopyalarıdırlar.

    örneğin, dünyada birçok kedi vardır ama bunların ortak özelliği ve onları kedi yapan şey kedi ideasından ileri gelir. diğerleri bunun yansımasıdır, gerçek olan kedi ideasıdır. daha açık olursak, dünyada eşekler vardır, ama 'eşeklik' yoktur, o idealar evrenindedir. hala anlamadınız mı filozof müsveddeleri? gerçek varlık, var olan değil var olmayandır. bu var olmayanlarda idealardır. yani aslında bize göre var görünen var olmayan, var olmayan görünen ise var olandır. ağaçtaki ağaçlık'ı alırsanız geriye ne kalır, hiçbir şey. onu ağaç yapan 'ağaçlık'tır. 'ağaçlık' da dünyada var olmayan gerçektir, ideadır.

    şimdi bazıları da bu noktada demiş ki ''ey platon, bir güzellik ideası var, ve dünyadaki güzel şeyler onun kopyası, burasını anladık. ama bir tencereyle güzel bir kız bir mi bu güzellikte, niye şey'lerin güzelliği farklı oluyor, açıkla.'' platon da ''bu olay, o ideayı ne kadar iyi taklit ettiğine bağlıdır.'' diyerek cevabını yapıştırır. bir tencere, güzellik ideasını iyi taklit edemiyor ama o güzel kız çok iyi takit ediyor, demiştir platon. ( örneğin, bu dünyada matematik değişmeden kalır. işte bu, onun ideaları taklit etme yetisinin iyi olduğundan ileri gelir.)

    ( yalnız burada bir parantez açtım, bir şeye değinecem. bakın platon'un bu sistemli felsefesinde birçok filozoftan izler bulabiliriz. şimdi platon onlardan esinlendi mi esinlenmedi mi bilemem ama bu felsefe onların birçoğunu bünyesinde toplamayı başarmıştır. evvela zaten sokrates'in izinden yürüdüğü açıktır. ayrıca ''herşeyin altında matematiksel bir düzen var.'' diyen pisagorcuları, ''duyularımıza güvenemeyiz'' diyen parmenides'i, ''herşey değişir'' değişir diyen herakleitos'u( evet bu dünyada her şey değişmektedir, değişmez olan idealardır), ''insan herşeyin ölçüsüdür.'' diyen sofistleri(kendi sanılarımız ve algılarımız için doğru olsa da bu laf gerçek bilgi açısından yanlıştır.) hatta ve hatta iyice kasarsak ''her şey sonsuz apeiron'dan oluşur diyen anaksimondros'u da bu felsefi sistemde görmek mümkündür.)

    platon gerçek bilgiye sadece akıl yoluyla ulaşılacağını varsayarak akılcılığın temellerini atmıştır. duyular sadece araştırır, onları birleştiren ve idealara ulaşmayı sağlayan akıldır(ya da ruh, akıl ve ruh aynı şeydir). duyulara güvenemeyiz, çünkü:
    1-) karşımızdaki nesne sürekli değişir
    2-) kişiler, zaman, durum değiştikçe aynı nesneden farklı duyumlar alabiliriz.
    3-) gözlerini kapasan eskiden gördüğün şeyi artık bilmeyecek misin?

    ''iyi de o zaman nasıl bilcez yaa?'' türü tiki sorularına karşı da üstat hazırlıklıdır. bilgisizlikten bilgiye geçişin dört aşaması vardır:
    1-) tahmin ya da boş düşünce : duyusal şeylerin gölgelerini, yansımalarını ve bu tür görüntülerini gerçek sayma durumu
    2-) inanç : duyusal şeylerin kendilerini, yani canlı varlıkları, bitkileri, tam doğal ve yapay nesneleri gerçek sayma durumu
    3-) anlak ya da çıkarsamalı usavurma : bir matematikçi gibi, bir önceki aşamaların nesnelerini birer yansıma olarak ele alıp, onları varsayımlar kullanıp, bir yargıya doğru akıl yürütme durumu.
    4-) arı akıl ya da kavrayış : görülen, duyulan, hiçbir şeye başvurmadan, tam anlamıyla soyut dışavurma yoluyla, ilkelere idealara ilerleme durumu.

    platon ruhun ölümsüzlüğüne inanıyordu. insanın ruhu önce idealar dünyasındaydı sonra bedene girip dünyaya geldi ve bütün bildiklerini unuttu. hayattaki amacımız bunları anımsamak ve iyi ideası'na ulaşmaktır. sanıyorum bu biraz da sofistlerin ''aradığımız şey bilinen bir şeyse, bunu aramaya gerek yoktur. bilinmeyen bir şeyse, bulduğumuz şeyin aranan şey olduğunu nasıl bileceğiz?'' sorusuna karşılık bir cevaptır. duyularla algılanamayan ideların zaten kafamızda olduğunu anlatmasıyla, en kaba haliyle de olsa sanırım a priori olayını ortaya atmış oldu. bu sayede akılcılığın temelleri de atılmaya başlanmıştır.

    tanrı ne bir kopyadır, ne bir ideadır. onun özü de varoluşu da aynıdır. platon'a göre idealar dünyasının en tepesinde de bütün ideaları yaratan bir iyi ideası vardır. bu diğer ideaların üstündedir, onları oluşturandır. nasıl ki dünyada güneş ışığıyla gözle görülen nesneler aydınlanıyorsa, aynı şekilde iyi ideası da, akılla anlaşılabilir dünyada doğrulukla aydınlatır(bu benzetme 'devlet'te geçer). platon bununla tanrıyı mı kastediyor bilemiyorum. eğer iyi ideasına tanrı dersek, platon'un felsefesi ilahi dinlerle tıpatıp aynı. yani tanrı önce ideaları ( öbür dünyayı) sonra bu dünyayı yaratmıştır. bizi sınıyordur. amacımız ona ulaşmaktır. ama platon bunları ortaya attığında hiçbir ilahi din bilinmiyordu. o bunlara akıl yürüterek ulaştı.

    platon'un mağara mitini herkes bilir. mağarada elleri kolları bağlı insanlar duvarda gördükleri gölgeleri gerçek zannederler. olaki içlerinden biri iplerini çözüp mağara dışına, gün ışığına çıkarsa, ilk başta gözü kamaşsa da asıl gerçekleri görmeye başlar. geri döndüğünde diğerlerine yaşadığı tecrübeyi anlatırsa hiçkimse bir şey anlamaz. platon işte bizi bu mağara adamlarına benzetir. mağarada insanların birbirlerine verdiği ün, şan, şöhret, para mağara dışına çıkmış adam için artık bir şey ifade eder mi, diyor platon. işte bu dünya zevkleri de böyle aldatıcıdır, sahtedir.

    şimdi benim burada aklıma gelen ilk şey bu mağara anlatısının sonsuza kadar gidebildiği. yani hem ideları hem mağara mitini birleştirin, ne çıktı? mağaradaki adamın gölgesini gördüğü şeyler gerçek değil, niye, çünkü onlarında ideaları var. e peki bu mantıkla ideaların da ideası olabilir aynı şekilde. zannımca biz gerçekten mağaradaki adamlardan biri olabiliriz. olmadığımız hayatta kanıtlanamaz. ama hal böyle olsa dahi, mağara dışında da bir mağara varsa, onun dışında da vardır, onun dışında da derken bu sonsuza kadar gider. yani 'iyi ideası'na hiçbir zaman ulaşamayız.

    platon'a garajımdaki ejderha diye karşı çıkan da var ama ben buna katılmıyorum. zira o ejderha bizde bir şeyleri değiştirmiyordu. ama platon'un idealar dünyası bize ''zincirlerinden kurtul, mutlu ol'' diyor. eğer sonunda iyi bir şey vaadedilmişse kanıtlanmadığı halde de inanabilirim. ama vaadedilen şeyin gerçek olduğu belli mi, orası meçhul.

    - > '' aklımızda bu çarpık düzenin bir parçasıysa, temeldeki kusursuz düzeni nasıl idrak edebilir? '' sorusuna karşılık platon abimizin verdiği cevap sert olmuştur : '' aklımız bu düzenin bir parçası değil, salak herif. o kusursuz düzenin bir parçası. onlar kopya değil, idealar aleminden gelip, yine oraya gidiyorlar.''
    - > '' eğer gördüklerimiz ideaların bozuk yansımalarıysa, nasıl oluyor da bu matematiksel düzene bu kadar kusursuz riayet edebiliyorlar? '' sorusu ise biraz muallak. zira matematiğin bir ideası var mı bilmiyorum. ama platon matematiğin doğru olduğuna inanıyor(hatta matematik soyut olduğu için idealara ulaşmada onları bir araç gibi görüyor). bunun sebebini de onların ideları çok iyi taklit ettiğine bağlıyor. tabii, ney ideları iyi taklit eder, ney kötü taklit eder? bunlar nasıl belirleniyor? diye sorulabilir.

    platon'un ''öldükten sonra ruhlar, idelar evrenine gidecek.'' lafına karşılık nietzsche '' hadi lan ordan, sen de ölüm korkusu var da ondan böyle diyon.'' demiştir. ''değişmeyen idealardan nasıl değişen kopyalar oluyor, yani bunun mekanizması nasıl işliyor? '' sorusuna platon '' eee,şeeyy, kem küm '' şeklinde bir cevap verir. ayrıca platon'a yöneltilen bir eleştiri de günümüzde kullandığımız birçok kavramın insanlar tarafından yaratılmış olduğudur. bunların ideası ne olacak? denmiştir. ama ''bunların ideası zaten vardır, kopyaları sonradan oluşmuştur'' gibi müthiş kıvırtma bir cevapla bununda üstesinden gelinebilir. bir diğer eleştiri de, değerli şeylerin ideası var da değersiz şeylerin niye yok, sorusudur. örneğin saç teli ve çamurun ideasının olmadığını kabul ediyor platon. aynı şekilde, bir iyi ideası var olduğuna göre bir de kötü ideasının var olması gerekmez mi, diye sorulabilir. sonuçta kötü 'ideal' değildir. ama eğer varsa, biz aklımızla kötü ideasına ulaşabilir miyiz, ulaşmalı mıyız? hani idealara ulaşacaktık, mutlu yarınlara koşacaktık?

    ---------- platon'un ideal devleti ----------

    insanlar tek başlarına yaşayamaz. birbirlerine ihtiyaç duyarlar. toplum halinde yaşamak zorundadırlar. işte tam da bu sebepten dolayı meslekler doğar, insanlar arasında işbölümü gerçekleşir. ayrıca iş bu kadarla da bitmez, bu toplumun yönetilmesi için bir de devlete ihtiyaç vardır. platon bu devleti olabilecek en iyi devlete yakınsar ve ideal devletini oluşturur. lakin bu devlet bana biraz totaliter geldi. sokrates'in demokratlar tarafından idam edilmesi ve platon'un yaşadığı dönemde atina ve sparta savaşını sparta'nın kazanması platon'un totaliter devlet idealinde etkili olmuş olabilir. neyse, platon'un ideal ülkesinde üç sınıf vardır:

    - asayişi sağlamakla yükümlü polisler
    - filozoflardan oluşan yönetici grup
    - herkesin sadece kendi işiyle uğraşacağı bir halk

    platon'un devletinde çeşitlilik hoş görülmez. herkes aynı yapmaya çalışılınır. bireyci değil, toplumcu bir yapı sergilenir. aksi takdirde halkın çalışmasının veriminin düşeceğini varsayar platon. bu nedenden dolayı hiç bir sınıf diğerinin işine karışmamalıdır. herkes sınıfını bilmelidir. platon devlet adlı eserinde insanları sınıflara bölmek için '' tanrı sizin hamurunuza altın,gümüş,tunç katmıştır.'' diyerek zannımca hafiften ibnelik yapmıştır. buna kendisi de inanmıyordu ama bu öğretinin halka inandırılması gerektiğini düşünüyordu. bu sayede sınıflar doğuştan ayrılmıştır. gerçi arada küçük geçişler olabilir ama pek nadirdir.

    insanın bir yeri zarar görünce diğer yerlerde bundan etkilenir. devlette 3 sınıf da önemlidir. biri giderse diğerleri de gider. birbirlerine muhtaçtırlar.

    devlet, kişilere ideaları bulmada yardımcı olmalıdır, onları özgür bırakmamalı, buna zorlamalıdır.

    platon demokrasiyi sevmeme nedenlerini iki yollu açıklar. birincisi, sokrates'in de dediği gibi devlet yönetmenin bilgelik gerektiren bir iş olduğu yolundaki inancıdır. ikincisi ise demokrasinin aşırı özgürlük getirmesi ve bu aşırı özgürlüğün ileride köleliğe sebebiyet vereceğini söylemesidir. gerçi o zaman atina'da böyle de bir özgürlük yoktu ama platon'u bu düşünceye ne sevk etti, anlamadım. 'başkasının hakkına saldırmadan özgürlük' kavramı ise daha o sıralarda yoktur. böyle bir şey, en geniş anlamıyla mill döneminde oluşacaktır.

    devletin başındakiler çok iyi eğitimden geçmiş birer filozof olmalıdırlar. onlar başa geçmeyi hiç istemeyen ama daha kötü birisi tarafından yönetilmekten korktuğu için başa geçmeyi kabul eden insanlardır. şan, şöhret, parayla işleri olmaz. ''iktidar, iktidara düşkün olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyacı bulunmayanlara verilmelidir. '' der üstat. yöneten kişi tüm bedensel isteklerden arınmış olmalıdır.

    platon'un devletinde özel mülkiyet, evlilik, aile gibi şeyler yoktur. her şey devletindir. çocuklar doğumdan hemen sonra alınacak ve devlet tarafından büyütülecektir. böylece devlet, çocuğun anne babası, yaşıtları ise kardeşleri olacaktır. bu gençler jimnastikle eğitilip, devlet sevgisi aşılayacak marşlarla büyüyeceklerdir. ( platon devlet'te buna çok önem verdiğini gösterir. saçma sapan sözleri bulunan şarkı sözleri yasaklanmalıdır. insanları tanrıdan ve devletten soğutmamalıdır müzik. ayrıca çok fazla melodiye falan da gerek yoktur. bir kaç tane kafidir.nasıl jimnastik bedeni eğitiyorsa müzikte ruhu eğitir. bu nedenle en yararlı müzik bulunmalı, hep o dinlenmeli, hiç değiştirilmemelidir.) daha sonra eleme yapılacak, sınıflar kısmen belirlenecektir. en üst elemeyi de geçenler 50 yaşına kadar bir dünya şey öğrendikten sonra filozof-kral olabileceklerdir.

    ideal devletimizde, tanrı insanlara düzgünce anlatılmalıdır, mitolojinin saçmalıklarıyla değil. aksi takdirde insan kendini eğitemez ki, ''ahanda tanrı da böyleymiş.'' der, kötülüklerden arınmaya çalışmaz. genç kendini dizginlemez. yalnız iyi şeylerin tanrıdan geldiğini söylemeli, kötü şeyler için başka sebep aranmalıdır. tanrı iyi gösterilmek zorundadır. tanrıyı değişir gibi göstermek, insan kılığına giriyor falan demek de yanlıştır, der platon, tanrı en mükemmeldir, o zaman neden değişsindir?

    insanlardaki ölüm korkusu yok edilmeli ki yiğitler gerektiğinde devlet için canını feda etsin, devlet için savaşmaktan çekinmesin. ölüm korkusu da ancak idealarla, ruhun ölümsüzlüğü ilkesiyle yok edilir. (niçe'nin kulakları çınlasın.)

    beden dersleriyle sağlığa dikkat edilsin ki, herkes zamanını kendi işine versin, hastalıklarıyla falan uğraşmasın, boşuna zaman kaybı olmasın. doğuştan hasta olanları iyileştirmek bir fayda sağlamaz. onları ölüme terketmeliyiz. ruhları ve bedenleri yaratılıştan kötü olanlar ölmelidir.

    platon kadınlara da önem verirmiş. eğer iyi bir eğitim verilirse kadınlar da erkekler kadar bilgili olur demiş. kadınlarını yetiştirmeyen bir devlet sadece sağ kolunu güçlendiren bir insana benzer diyerek kadın-erkek eşitliğini en azından bir ölçüde dile getirmiştir.

    platon sanata da düşmandır. düşmandır derken yukarıda bahsettiğim şekilde, belirli koşullar altında müziği, şiiri falan sever ama resimden heykelden fazla hazzetmez. esas neden olarak zaten çevremiz kopyalarla dolu der, bir de kopyanın kopyası olursa işimiz zorlaşır der. onlar bu sebepten dolayı iki kez aldatıcıdır. sanatlarda bir diğer sevmediği yan ise onların insandaki bastırılması gereken duyguları, tutkuları(öfke, aşk cart curt gibi) açığa çıkarttığı içindir.

    şimdi, platon'un devletinin en eleştirilen yanı hiç kuşkusuz ütopik olmasıdır. yanılmıyorsam, platon bir ara bir maceraya atılmış devletini gerçekleştirmek için, ama bu umut pek kısa sürmüş. yasalar adlı eserinde bu devletin gerçekleşmesinin imkansız olduğunu kendi de kabul etmiş diyorlar. (tam bilemiyorum ama platonik lafı da, maddesel olmayan, sadece düşünsel boyutta var olan, gerçekleşmesi olanaksız demekmiş.)
    gerçi aynı bu devlet modeli olmasa da, benzer yapılanmalara ortaçağ devletlerinde rastlanır. alt sınıfıyla, askeri zümresiyle, güçlü ruhban sınıfıyla platon'un devletine bir çok açıdan benzerlikler gösterir. ayrıca bu tür atraksiyonlara devlet sosyalizminde ve bazı faşist devletlerde de rastlanmış.

    eleştirilen bir başka yön ise çizilen devlet portresinin totaliter bir yapıya sahip olmasıdır. gerçek bilgiye akılla, felsefeyle ulaşılacağına inanan platon, devletinde insanlara gereken özgürlüğü vermez. din ve mitoloji yasak ama platon kendi dinini( idelara, iyiye ulaşma falan filan) devlet zoruyla halka dayatıyor. ileride karl popper de bunu eleştirecektir. en iyi devlete hiç bir zaman ulaşamayız, çünkü onun en iyi olduğundan hiç bir zaman emin olamayız. bu nedenle yaptığımız şey kendi en iyimizi dayatmak olur ki, bu da yanlıştır.

    platon'a yönelik bir diğer eleştiri de, sanatçılar ve şairleri yasaklamasıdır. ulan o zaman niye kendi devletini anlatırken şairane imajlardan yararlanıyorsun, diye sorarlar. bir de benim aklıma geldi : devlet sevgisi aşılayacak resimler, heykeller de olabilir, onlar niye serbest değil diye sormak istiyorum kendisine.

    platon'un devlet tasarımı akla nineteen eighty four yapıtını getirir. ideal devletindeki halkı zaten mutlu olarak tasvir eder platon. herkes sınıfından memnun olacak demesiyle de brave new world'e göz kırpar. ama sadece kendi işiyle uğraşacak, sadece çalışmak için yaşayacak bir halk nasıl mutlu olur bilemiyorum. onların soması da idealara ulaşmak olsa gerek.

    minik bir paragraf da yeni platonculuk olayına değineyim efendim. antik çağ sonlarında, roma imparatorluğunun hüküm sürdüğü geniş alanlarda hristiyanlık ve helen kültürü yayılmışta yayılmıştır. giderek mistikleşen dinlerin bulunduğu ortamda pisagor ve platon'un tekrar gündeme gelmesi pek şaşırtıcı değildir. işte platinos önderliğinde yeni platonculuk denilen bir akım oluşmuş. platon'un mistik yönleri daha da mistikleşip, dini öğelerle uyumlu hale getirilmeye çalışılmıştır. örneğin, musevi bir düşünür(adı önemli değil), platon öğretilerinin tevrat'a cuk diye oturduğunu kanıtlamaya bayağı kafa patlatmış, en sonunda melekleri, vahiyleri, peygamberleri hep bu öğreti içinde bir yerlere oturtmaya çalışmıştır. bu sayede tanrı profili daha sağlam bir şekilde kazınmıştır akıllara. hatta platinos da tam hristiyanlıktaki gibi olmasa da kaba haliyle bir teslis öğretisi ortaya atmış diye duydum, ilginçtir.
    tabii, yanlış anlaşılmasın. platinos, platon felsefesini mistik bir çerçeveye oturtsa da en nihayetinde bu din falan değil yine felsefeydi. ama platinos bilmeden de olsa, sonradan platon'u hiç utanmadan dinlerine katacak olanlara yardımcı oldu. islam tasavvufunda da yer yer yeni platonculuk izlerine rastlanır.
  • hatta eflatun aynı zamanda.

    sokrates 'in öğrencisi olan platon, ilk başlarda sokrat'tan çok fasla etkililenmiş olduğundan özgün olamamış ama sonralarda, şekiller teorisi, ruhun ölmezliği konularında fikirler salmış ortaya.

    daha sonra en büyük eseri olan devlet'i bağışlamış insanlığa. bildiğim bir söz, "dünyadaki bütün kitaplar yakılsa ve sadece 'devlet' kalsa, o kitap okunduğunda bütün kitaplar tekrar yazılabilir" der. ahlakla siyasetin ayrı olmayacağını savunan devlet'e göre, birey devletin bir unsurudur ve devletin görevi erdemli bireyler yetiştirmektir. zanaatçılar ölçülü, savaşçılar cesur, filozoflar bilge, fahişeler muamemeli olmalıdır. bunların arasındaki uyumun sağlanması için ortadan kaldırılması gereken en önemli şey "bencillik"tir. hiç okumadan ben de insanlara "bencilliği kaldırın" diye yalvarsam da kimse bunu takmamakta, herkes evvela "ben"ci olmuş, osturuktan bu hayatı yaşamaktadır ve bu dewirlerde filozofa pek rastlayamamak bizi üzmekte, mağdur etmektedir... [kaç kişi kaldı ki]
  • platon'a göre kafamızda idea'larla doğarız, kafamızda fikirler mükemmeldir ve bizim bildiğimiz kavramkar bunların sadece yansımasıdır, platon burayı bir mağaraya benzetir ve bizim sadece bu fikirlerin duvara düşen gölgelerini gördüğümüzü söyler, bedenimiz değil ruhumuz buraya aittir, ve bu yüzden nietzsche platon'un ölümle yüzleşmeye çekindiğini söyler... cevap olarak platon da niçeye "sen ne anlarsin lan dümbük" der, biyiğini çeker...
  • gerçek adı aristocles'tir, ki bu da o dönemde adet olduğu üzere büyükbabasının ismidir. ona platon ismini beden eğitimi hocasının verdiğini söylerler. şöyle ki, "platus" yunancada "geniş, geniş omuzlu" gibi anlamlara gelmektedir. biraz meçhuldur ama bugün hocasının bu ismi ona sağlam fiziği mi, fikirlerinin açıklığı mı, yoksa alnının genişliği nedeniyle mi verdiği.
  • ''siyasetle ilgilenmeyen aydınları bekleyen kacınılmaz sonuç, cahiller tarafından yönetilmeye razı olmaktır.'' *

    eflatun
  • ''diktatörlük, doğası gereği demokrasiden doğar. köleliğin en ağır biçimi ise ileri derecedeki özgürlükten.''

    platon / devlet
  • hocasinin ait olan "hicbir sey bilmedigini soyleyen (anlayan) adamin arkasindan git. birsey bildigini soyleyen adam yanlis yoldadir." sozunun savunucusu oldu.
  • açtığı okulun kapısında "matematik bilmeyen giremez" yazar.