şükela:  tümü | bugün soru sor
  • yıllar önce sigarayı bıraktığı halde masasında her zaman bir paket sigara duran ve siz uzanıp o paketten bir sigara alıp yaktığınızda sizden daha çok keyif alan, bana eski yazıyı öğreten, müzik, edebiyat, tarih, bilim ya da güzel herşey meraklısı adam. bu ülkeye uyum sağlayamayacak kadar zeki olan bu adamın kendine yarttığı küçük dünyayı bir parça paylaşırsanız keyiften dört köşe olabilirsiniz. bu güzel insan eski pipolarından birini bana hediye ederek "öğrencisine uzak hoca" tribinden ne kadar uzak olduğunu da göstermiştir. hergele meydanında eski birşeyler karıştırırken rastlarsanız şaşırmamnız gereken kişi. güzel insan
  • bozuk olarak aldığı serkisof marka cep saatini tamir ettikten sonra bana hediye eden insan, saat tamir etmeyi seven insan
  • salah birselin bi çok siirinde ismiyle atifta bulundugu, arkadasi olan sair.
  • zonguldakli bir sairdir.
  • 1920 yılında zonguldak-devrek'te doğmuş ve o dönem türkiye'nin başına dert olan tüberküloz salgını yüzünden 22 yaşında hayata gözlerini yummuştur. tıpkı en yakın 2 şair arkadaşından biri olan muzaffer tayyip uslu gibi. tüm hayatı orhan veli ve arkadaşlarının başlattığı garip akımı şiirleridir. o tarz şiirler yazmak ve hayata hep iyimser bakmak inadındadır ama hastalık yakasını bırakmaz. zonguldak'ta küçük memurluklar yapmış, liseyi hastalığı yüzünden bitirememiştir. istanbul'a tedavi amaçlı geldiğinde bir kızla nişanlanır ve bir zaman sonra nişanlısı ölünce kayınpederi ile aynı evde yaşar. bu dönem içinde yazdığı şiirler hazindir. kayınpederi ile oturduğu evin şair leyla sokağında olduğunu, seyyar tezgahta salatalık satarak geçinmeye çalıştığını bile şiirlerinden öğrenebiliyoruz.

    birgün kayınpederi ile kederli bir şekilde içerlerken tuvalete gider ve verem illeti onu orada öksürük krizine sokar, kayınpederi ölüsünü bulur kapıyı açınca. bu son anekdotu şair salah birsel'den imza gününde kendisinden dinlemiştim, rahmetli'nin en yakın iki arkadaşından bir diğeri de salah birsel idi. mektuplaşmalarında zonguldak-istanbul arası özlemler satırlar aracılığıyla sürekli iletildi. rüştü onur istanbul'a gelecek, iyileşecek ve salah birsel'le birlikte kendi şiirlerinden oluşan bir kitap çıkaracaklardı. kitabın adı bile hazırdı; iki kişi bir bina yapıyor

    salah birsel, şairin ölümünden sonra 1956 yılında "rüştü onur" adıyla şiirlerini topladığı bir kitap yayınlamıştı. 22 yaşında ölmesine rağmen kısa ömrü içinde en azından antolojilerde güzel şiirleri kaldı. tüm şiirleri, öyküleri, salah birsel'le olan mektuplaşmaları ve hayat hikayesinin yer aldığı kitap sahaflarda bulunabilirse ne güzel. bana ancak fotokopisini satmışlardı. her antolojide yer almaz, resimli antolojilerde resimleri bulunmaz, bendeki resminde masum, zayıf, çelimsiz, hasta yüzü genede umudu barındıran küçük gözleri ve papyonuyla vardır. hep de varolacaktır.

    nasıl geçmişti günlerimiz nasıl
    esen bir step şarkısı halinde
    ve hergün bir hatıra sahilinde
    nasıl geçmişti günlerimiz nasıl

    öten kuş ki dalda muttasıl
    şarkılar getirdi bize bahardan
    uzak kaldığımız günler o yardan
    nasıl geçmişti günlerimiz nasıl

    rüştü onur (1920-1942)
  • şair olanı, hacettepede profesör olanın amcasıdır.
  • "biz her gün sıtma geçiriyoruz. şiir sıtması. daha doğrusu nöbet geliyor." rüştü onur mektuplarınan birinde böyle yazıyordu. onu böyle hastalıklar hayata bağlamış, fakat başka bir takım hastalıklar da tutkusunu yarıda bırakmıştı.

    1920 yılında doğdu. bir köy öğretmeninin oğludur. ilk öğrenimini devrek'te yaptı. daha sonra kastamonu'da ve zonguldak çelikel lisesinde okudu. 1938 yılında ince hastalık yüzünden okulu bıraktı. 1939'da yeniden başladıysa da devam ettiremedi, ayrılıp maliye gelirler* memuru oldu.

    1941'de hastalık yeniden şiddetlendi. bu tarih, şiirimizde yenileşme hareketinin başlayıp geliştiği döneme denk gelir. rüştü onur bir yandan şiirle uğraşıyor öte yandan kırık dökük hayatını sürdürmeye çalışıyordu. üç ay zonguldak hastahanesinde kaldıktan sonra heybeliada senatoryumuna gitti. çıkıp tekrar zonguldak'a döndü.
    gene hastalandı. bu arada nışanlandı. nışanlısının ardından o da 1942'de beşiktaş'ta, şair leyla sokağında ciğerlerinden fazla kan gelmesiyle boğularak 22 yıllık türlü yoksulluk, sıkıntı, hastalık, fakat inadına bir yaşam sevgisi ve şiirle dolu hayatını tamamladı.

    şiirden başka hikayeler, denemeler de yazdı. yazıları, şiirleri "yeni insanlık", "varlık", "ses", "bağ", servetifünun", "ocak", "yeni zonguldak" dergi ve gazetelerinde yayınlanmıştır.

    basılı kitabı yoktur.

    fakat salâh birsel rüştü onur adına bir saygı kitabı hazırlamıştır. bu kitapta bütün şiirleri ve hakkında yazılan belli başlı yazılar yer alır.

    rüştü onur doğuştan şiirini beraber getirmiş ender şairlerden biridir. tam anlamıyla has, soy şairin kendisiydi. onun için lirik şair diyenlerin bu sözlerinde doğruluk payı büyük yer tutar:
    "... kendi halinde şapkasının altında yaşamış", o günlerin ortaklaşa konusu olan yaşama sevgisine bağlanıp onu anmış, sürükleyip getirdiği hayatın kırık döküklüğüne rağmen gene de bir şeyler ümit edebilmiş, yaşının özentilerine kapılmış, kaçıp gitmek, başka dünyalarda yoksul fakat mutlu yaşamak istemiş, soğuk, düzensiz bekar odalarının, akşamları tenhalaşan fakir sokakların, balıkçıların, limanların, güneşli sahillerin şiirini söylemiş, bunlar lirizminin en vazgeçilmez ayrıntıları halini almıştır.

    içindeki dünya ile taban tabana zıt olan gerçek hayat, şiirlerinin arkasına incecik bir hüzün yerleştirmiştir. şiirlerine o acı burukluğu veren de işte bu hüzündür.

    yirmi iki yıl, sırf şiirle dolu olsa da gene de çok kısadır. bu yüzden şiirleri içtenliğine rağmen acemilik taşır. elimizde kalan yalnız saf bir lirizm ve ince bir hüzündür. bu sebepten olsa gerek hakkında söylenen/söylenecek olan sözler daha çok bir ağıt havası gibidir...
  • bir de memnuniyet adlı bir şiiri vardır ki pek bir hoştur; ''benden zarar gelmez/ kovanındaki arıya/ yuvasındaki kuşa/ ben kendi halimce yaşarım/ şapkamın altında/ sebepsiz gülüşüm caddelerde/ memnuniyetimden/ ve bu çılgınlık delicesine/içimden geliyor/ dilsiz değilim susamam/ öyle ölüler gibi/ bu güzel dünya ortasında/