şükela:  tümü | bugün
  • "biz fakir bir ülkeyiz. sizlere layık olduğunuz ücretleri veremiyoruz. ancak mustafa kemal'in kurduğu genç türkiye cumhuriyeti'nde sizler yeni bir bilimsel uyanış açacaksınız. burada doğacak yeni bilimin feyizli ışıkları bütün dünyayı aydınlatacaktır.. bilim ve yöntemlerinizi getirin, gençlerimize bilginin yollarını gösterin.."

    ___

    atatürk döneminde nazi zulmünden kaçıp türkiye'ye sığınan değerli bilim insanlarıdır.

    bir diktatörden kaçıp bir başka diktatöre sığınmış bilim adamlarıdır(!), allah allah. birkaç zaman önce büyük bilim tarihçisi engin ardıç bu bilim adamlarının "tırt" olduğunu iddia etmişti. kendisine ithaf ettiğim bu entry ve devamında türkiye'de birçok bilim dalının kurulmasına öncülük eden bu değerli bilim adamları anlatılacaktır.

    " alman bilim adamlarıyla ilk kez 1933 yılında ilişki kurulmuştu. önce, yurt dışındaki alman bilim adamları yardımlaşma derneği başkanı prof. philip schwartz çağrıldı ve milli eğitim bakanı dr. reşit galip'le, profesörlerin, türkiye'de çalışma koşullarını belirleyen genel bir anlaşma imzaladı. anlaşmaya göre; yabancı profesörler, üniversite'de tam gün çalışacaklar ve yan bir iş yapmayacaklardı. öğrenciler için çevirmenler aracılığıyla türkçe ders kitapları hazırlayacaklar ve en geç üç yıl içinde, türkçe ders vermeye başlayacaklardı. günümüzdeki 'yabancı dilde eğitim' çarpıklığı göz önüne getirilirse, cumhuriyet'i kuranların türkiye ve türkçe'ye gösterdikleri duyarlılığın değeri daha iyi anlaşılacaktır.

    milli eğitim bakanlığı, yabancı bilim adamlarına, hizmetlerinin karşılığı olarak; yüksek maaş, sağlık sigortası, taşınma ve yol giderleri ödeyecek; çalışma ekibini türkiye'ye getirip görevlendirme hakkı tanıyacak ve devlet himayesi garantisi verilecekti. türkiye'de bir profesör 150 lira aylık alırken, yabancı profesöre 500-800 lira aylık verildi. bu miktar, milletvekili maaşlarının üç katıydı.yoksul bütçeye karşın bu denli yüksek ücret ödenmesi, o günkü yöneticilerin bilime ve aydınlanmaya verdikleri önemin bir göstergesiydi.

    üniversite yenileşmesi gibi zor bir görevi başaran dr. reşit galip, prof.philipp schwatz'la çalışma koşulları ve ücret konusundaki anlaşmayı imzalarken yaptığı konuşmada şu anlamlı sözleri söylemişti: "biz fakir bir ülkeyiz. sizlere layık olduğunuz ücretleri veremiyoruz. ancak mustafa kemal'in kurduğu genç türkiye cumhuriyeti'nde sizler yeni bir bilimsel uyanış açacaksınız. burada doğacak yeni bilimin feyizli ışıkları bütün dünyayı aydınlatacaktır.. bilim ve yöntemlerinizi getirin, gençlerimize bilginin yollarını gösterin.."

    üniversite yenileşmesiyle 1933'ten sonra türkiye'ye gelen bilim adamları, türk bilimine büyük katkı yaptılar. birçok meslektaşları savaşın acımasız koşulları içinde yok olup giderken, onlar, türkiye'de öğrenci yetiştirdiler, mesleklerini geliştirdiler. türkiye'de gördükleri ilgi ve saygıdan çok etkilendiler. prof. philipp schwatz anılarında, türkiye için; "`batı'nın pisliğinin bulaşmadığı harika bir ülke keşfediyorum`" diyordu. bu sözler, türkiye'de çalışan diğer tüm bilim adamlarının ortak görüşü gibiydi."

    "öncülerinin eğitim reformunu temellendirileceği raporları hazırlamak üzere türkiyeye davet edilen bilim insanlarının olduğu kişilerdir.

    "1924'te, colombia üniversitesinden eğitimci ve ünlü felsefeci prof. john dewey,
    1925'te alman sanayi ve ticaret bakanlığı eğitim danışmanı prof. kühne,
    1927'de belçikadan ünlü eğitimci omar buyse
    ...
    darülfünun'un iyileştirilmesi için, önce isviçreli profesör albert malche'ye bir rapor hazırlatıldı.""
    ___

    [metin aydoğan - türkiye üzerine notlar]

    ___

    (eksik olabilir) listesi için :

    (bkz: erich frank)
    (bkz: leo spitzer)
    (bkz: ernst reuter)
    (bkz: curt kosswig)
    (bkz: benno landsberge)
    (bkz: wilhelm liepman)
    (bkz: andreas schwarz)
    (bkz: karl strupp)
    (bkz: wilhelm röpke)
    (bkz: hans reichenbach)
    (bkz: wilhelm röpke)
    (bkz: dankwart rüstow)
    (bkz: gerhard kessler)
    (bkz: umberto ricci)
    (bkz: fritz neumark)
    (bkz: fritz arndt)
    (bkz: felix haurowitz)
    (bkz: philip schwartz)
    (bkz: rudolf nissen)
    (bkz: wilhelm salomon-calvi)
    (bkz: harry dember)
    (bkz: paul hindemith)
    (bkz: eduard zuckmayer)...
    (bkz: gustov oelsner)
    (bkz: alfred marchionin)
    (bkz: joseph igersheimer)
    (bkz: carl ebert)
    (bkz: kurt bittel)
    (bkz: hans güstav)
    (bkz: alfred kantorowicz)
    (bkz: leo spitzer)
    (bkz: erwin freundlich)
    (bkz: ernst von aster)
    (bkz: wilhelm peters)
    (bkz: gustov güterbock)
    (bkz: georg rohde)
    (bkz: alfred heilbronn)
    (bkz: richard von mises)
    (bkz: clemens holzmeister)
    (bkz: bruno taut)
    (bkz: ernst e. hirsch)
    (bkz: rudolf belling)
    (bkz: alfred isaac)
    (bkz: erich auerbach) [yazar kasa hatırlattı]
    (bkz: traugott fuchs)[tatli çocuk hatırlattı]

    ____

    "bir yasanın çağrıştırdıkları
    dünyada jinekolojinin öncüleri arasında sayılan prof. wilhelm liepman, insülini bulan prof. erich frank, medeni hukuk ve roma hukuku uzmanı prof. andreas schwarz, uluslararası hukuk uzmanı prof. karl strupp, neoklasik ekonominin son teorisyeni prof. wilhelm röpke, modern mantığın kurucularından filozof prof. hans reichenbach...
    nazi zulmünden kaçan ve 1933'den itibaren türkiye'ye akın eden alman bilim adamlarından sadece birkaçı bu saydıklarımız.
    yahudi kökenli oldukları için hitler'in şerrinden korkan fransa'nın kabul etmediği, ingiltere'nin "vizeleri yok" bahanesiyle kapıdan çevirdiği, avrupa'nın diğer sözde demokratik ülkelerinin de kaderlerine terkettikleri o beyinlere büyük atatürk kucak açmıştı. dönemin milli eğitim bakanı dr. reşit galip onlara şöyle seslenmişti: "500 yıl önce istanbul'u kuşattığımız zaman bizanslı bilginlerin italya'ya göç etmelerini önleyememiştik. işte bugün avrupa'dan rövanşı alıyoruz."
    liste o kadar uzun ki... iktisat profesörleri wilhelm röpke, dankwart rüstow, gerhard kessler, umberto ricci, gelir vergisi sistemimizin mimarı prof. fritz neumark, kimya profesörleri fritz arndt, felix haurowitz, tıp profesörleri philip schwartz, rudolf nissen, jeolog wilhelm salomon-calvi, fizikçi harry dember, müzik profesörleri paul hindemith (besteci), eduard zuckmayer...
    bitmedi; kent bilimci prof. gustov oelsner ile prof. ernst rudolf reuter (1948'de batı berlin'in ilk belediye başkanı seçildi), operatör prof. rudolf nissen, ankara tıp fakültesi'nin kurucusu prof. alfred marchionini, göz hastalıkları uzmanı prof. joseph igersheimer...
    bitmedi; devlet güzel sanatlar akademisi'nin heykel bölümünü yaratan prof. rudolf belling, türk operasına çağ atlatan prof. carl ebert, arkeologlar prof. kurt bittel ve prof. hans güstav...
    yine bitmedi; istanbul dişçilik fakültesi'ni kuran prof. alfred kantorowicz, edebiyat kuramcısı prof. leo spitzer, astronomi enstitüsü'nün babası prof. erwin freundlich, felsefe tarihçisi prof. ernst von aster, psikolog prof. wilhelm peters, asuroloji'nin anıt ismi prof. benno landsberger, hititoloji'nin babası prof. gustov güterbock, filolog prof. georg rohde, ilk botanik bahçesini kuran prof. alfred heilbronn, matematikçi prof. richard von mises, manyas kuş cennetini bulan zoolog curt kosswig, tbmm binasının ve neredeyse tüm bakanlık binalarının mimarı prof. clemens holzmeister...
    ve türk modern mimarlığının yaratıcılarından prof. bruno taut... atatürk'ün katafalkını yaptıktan sonra hastalanıp öldü. edirnekapı şehitliği'nde yatıyor.

    çağdaş türkiye'nin mimarları
    onlar eğitim, özellikle de üniversite reformlarında atatürk'ün beyin takımını oluşturdular. reşit galip "biz yoksul bir ülkeyiz. sizlere layık olduğunuz ücretleri veremiyoruz. kusura bakmayın" demişti. herbirine 500-800 lira arasında aylık bağlandı. bu, türk profesörlerin ortalama aylığının dört, milletvekili maaşının üç katıydı.
    türkiye'nin o dönem baştacı yaptığı 70'i aşkın alman bilim adamı arasında bir yıldız daha vardı: hocaların hocası prof. ernst e. hirsch. 1930-1955 arasında türkiye'nin yetiştirdiği hukukçuların ezici çoğunluğu onun "rahlei tedris"inden geçti. o kadarla da kalmadı hizmeti.
    türkiye şu sıralar yeni bir ticaret kanunu yapmaya çalışıyor. 7 yılda hazırlanabilen 1535 maddelik tasarı meclis adalet komisyonu'ndan geçti. mevcut türk ticaret kanunu, hirsch'in eseriydi. düşünün; onun hiçbir ücret almadan tek başına hazırladığı, 1957'de yürürlüğe giren yasa, hemen hiç değişiklik yapılmadan 50 yıldır türk ticaret yaşamını düzenliyor. hirscht'in bir mirası daha var: yine onun hazırladığı 1951 tarihli "fikir ve sanat eserleri kanunu" hâlâ yürürlükte!
    1950'lerin ortasında almanya'ya dönen, hür berlin üniversitesi'nin iki dönem rektörlüğü yapan hirscht, gözlerini yumduğu 29 mart 1985 tarihine kadar türkiye'yle ilgisini hiç kesmedi. 12 eylül müdahalesinden sonra çıkarılan yükseköğretim kurumu yasası'nı istetip uzun uzun inceledi. atatürk'ün direktifi ve öncülüğüyle gerçekleştirdikleri üniversite reformunun o yasayla ortadan kaldırıldığını görünce milli güvenlik konseyi'ne şu haberi gönderdi:
    "söyleyin onlara; her general atatürk değildir" anlayana."
    ___

    http://www.sabah.com.tr/…r_yasanin_cagristirdiklari
    [tabi erdal şafak cümleleri aldığı kitabın ismini verse daha güzel olurdu]

    ___

    "(bkz: batı'nın pisliğinin bulaşmadığı harika bir ülke) keşfediyorum"
    (bkz: kader birliği/#18193358)
    (bkz: albert einstein'ın atatürk'e yazdığı mektup)

    ___

    bu bilim adamlarının çocukları da türkiye'de kalıp akademik hizmetlerine devam etmişlerdir.

    http://www.salom.com.tr/…de-anilarini-paylasti.aspx

    "bilgi üniversitesi dolapdere kampüsü’nde gerçekleştirilen sempozyumda 1933 üniversite reformu kapsamında türkiye’ye gelen alman profesörlerden üçünün istanbul’da doğup büyüyen çocukları tarih kitaplarında hiç yer almayan anılarını paylaştı

    melis niyego

    bilgi üniversitesi dolapdere kampüsü’nde1933 üniversite reformu’nun 75. yılı adına türkiye yahudi cemaati’nin katkılarıyla tarih vakfı tarafından bir sempozyum düzenlendi. türk musevi cemaati başkanı silvyo ovadya’nın da açılışta konuştuğu sempozyumda üç oturum gerçekleştirildi. birinci oturumda reformun kritik evreleri farklı açılardan incelenirken, ikinci oturumda reform kapsamında istanbul’a gelen alman profesörlerin çocukları anılarından bahsettiler. son oturumda ise o dönemin canlı tanıkları, gelen alman eğitimcilerin öğrencileri profesörlerini anlattılar.

    çocukları tarafından anıların anlatıldığı oturumda, o dönemde türkiye’ye gelen hukukçu prof. ernest hirsch’in oğlu enver tandoğan hirsch, heykeltıraş rudolf belling’in kızı elizabeth weber-belling ve genetikçi prof. alfred heilbronn’un oğlu kurt heilbronn söz aldı.

    1937’de istanbul’a gelen heykeltıraş rudolf belling’in kızı elizabeth weber-belling’in anlattığına göre ailesinin kökenleri yahudi bile değildi. babası yoz bir sanatçı olarak damgalandığı için türkiye’ye geldi. bay belling türkiye’ye geldiğinde ilk evliliğinden olan yahudi oğlu berlin’de kaldı. onun hayatını kurtarmak için bir şekilde pasaportuna yahudi olduğunu gösteren “j” damgasının basılmasını engelledi ve 1939 yılında oğlunu berlin’den prag, viyana ve budapeşte üzerinden türkiye’ye getirdi. 11 yaşındaki thomas belling 80 saat tek başına yolculuk yaptıktan sonra türkiye’de babasına kavuşabildi. belling 1933’te politik tutumundan dolayı almanya’da mesleğini icra etmesi yasaklandıktan sonra, 1937’den itibaren türkiye’de mimar sinan güzel sanatlar akademisi’nde öğretim üyeliğine başladı. 14 yıl burada kaldıktan sonra, 15 yıl boyunca i.t.ü. taşkışla’da öğretim görevini sürdürdü. öğrencilerine “ilk başta klasik zanaatı öğrenip sonra modern heykeltıraşlık anlayışına yönelebilirsiniz” görüşüyle yaklaşan rudolf belling 40 yaşında ekspresyonizme yöneldi. elizabeth weber-belling, güzel sanatlar akademisi’nin bahçesinde koşuşturduğu günlere ait anılarını aklında kaldığınca anlatırken, 20 yaşındayken ailece almanya’ya geri döndüklerini belirtti.

    oğlunun anlattığına göre hukukçu prof. ernest hirsch ise 1933 mart ayında almanya’da eyalet mahkemesinde yargıç ve bir üniversitenin hukuk fakültesinde de doçent iken, nazilerin çıkardığı yasa ile bir gecede işsiz kaldı. bunun üzerine ernest hirsch önce paris’e gitti, ancak paris üniversitesi onu reddetti. daha sonra amsterdam’a gitti. amsterdam 1933 sonbaharından itibaren uluslararası ticaret hukuku kürsüsünde kendisine bir yer vermeyi kabul etti. kısa bir süre sonra philip schwartz’ın yardım cemiyetinden kendisine yeni kurulan istanbul üniversitesi’nde ticaret hukuku hocalığı yapması için bir öneri geldi. hirsch bu öneriyi kabul ederek 1933 sonbaharında türkiye’ye geldi ve 19 yıl boyunca burada kaldı. oğlu enver tandoğan hirsch babasının hiçbir zaman almanya’ya geri dönmeyeceğini düşünerek, enver paşa’dan ve dönemin ankara valisi nevzat tandoğan’dan etkilenerek oğluna bu isimleri verdiğini tahmin ettiğini söyledi. istanbul’a geldikten sonra ankara hukuk fakültesi’nde görev yapan ernest hirsch’in ailesi ise istanbul moda’da denize bakan bir evde oturuyordu. 1939 yılında türkiye’de doğan enver tandoğan hirsch, çok iyi keman, viyola ve piyano çalan babasının bu müzik aletlerini nereye gitse beraberinde götürdüğünü, kuyruklu piyanonun bir hamalın tek başına sırtına yüklenmesiyle eve getirildiğini anlattı. 1948 yılında ilk kez konuk profesör olarak almanya’ya giden ernest hirsch daha sonra berlin belediye başkanı ernst reuter’ın ısrarı üzerine berlin hür üniversitesi’nde çalışmak üzere almanya’ya döndü. bu sırada 7 yaşında olan enver tandoğan hirsch, 1952 yılındaki bu dönüşle türkiye faslının bitmediğini ve ankara’dan öğrencilerinin prof. ernest’le doktoraya gönderildiğini ifade etti. enver tandoğan hirsch, türkçesi iyi olmayan babaannesine yardımcı olmak için onunla birlikte alışverişe çıktığını, babaannesi ile esnaf arasında tercümanlık yaptığını anlattı.

    genetikçi alfred heilbronn’un oğlu kurt heilbronn da türkiye’de doğup büyüdü. oğlunun paylaştıklarına bay heilbronn genetikçi olduğundan ve nasyonalist sosyalistlere karşı görüşler belirttiğinden birkaç kez tutuklandı ve 1933’te almanya’dan isviçre üzerinden philip schwartz vasıtasıyla türkiye’ye gelebildi. kurt heilbronn bu dönemde babasının kafasında tek bir düşünce olduğunu söyledi: “hayatta kalacağım ve ilim yapabileceğim.” kurt türkiye’ye gelmese babasının hayatta kalamayacağını ve türkiye’ye olan bağlılığının babasına verilen bu yaşam hakkından geldiğini söyledi. 1912’de ilk eşiyle evlenmek için hıristiyan olan alfred heilbronn kendisini dinler üstü görüyordu. kurt babasının kendisini yahudi hissetmediğini, yahudiliğinin hitler tarafından hatırlatıldığını belirtti. türkiye’de, önce öğrencisi sonra tercümanı olan mehpare hanım ile evlenen alfred heilbronn, bir ‘ecnebi’ ile bir üniversite mensubu evlenemeyeceğinden türk vatandaşlığına geçti. daha sonra da, kendi deyimiyle bir “türk-alman-yahudi kokteyli” olan kurt heilbronn doğdu.

    alfred heilbronn’un kurduğu ve süleymaniye’de bulunan botanik enstitüsü’nün hikâyesi de oldukça ilginç: kurutulmuş bitkilerin kutulandığı herbarium mehpare hanım tarafından düzenlendi. mehpare hanım burada uludağ florası üzerine çalıştı ancak kendisi 147 olunca bu herbarium frankfurt’a taşındı. botanik bahçesine babasının ismi verilince kurt bu bahçenin istanbul üniversitesi botanik enstitüsü’ne dönmesini sağladı. böylece uludağ’ın bitkileri istanbul-frankfurt-istanbul yolunu yapmış oldu. alfred heilbronn emekli olduğu sırada alman federal cumhuriyeti kuruldu. kendisine tekrar vatandaşlık hakkı verildikten sonra almanya’yla ilişkisi gelişmeye başladı ve 1958’de almanya’ya taşındılar. 1960 yılında mehpare hanım 147 olunca, bay heilbronn annesinin almanya’da kalmasını ve oğlunun ise almanya’da eğitim görmesini şart koştu.

    konuşmasını türkçe yapan kurt heilbronn, eşinin de bir türk olduğunu sözlerine ekledi.

    üç konuk tarih kitaplarında hiç yer almayan bilgileri aktararak o günlere ışık tuttular."
  • mimesis: the representation of reality in western literature'ın yazarı erich auerbach'da bunlardan biridir.
  • yedigi canaga pisleyenleri de olmuyor degildi. kristalnachtta olanlari unutma! ataturk'e dil uzatma sebebsiz, sen yine gaz odasinda sabun olurdun ama kimin elini yikardin bilemezdin serefsiz!

    (bkz: #10667530)
  • bunlardan ernst e. hirsch'in hatıraları, tübitak tarafından yayınlandı. cumhuriyet dönemi'nde türkiye üniversiteleri'nin gelişimi hakkında birşeyler okumak isteyenler için harika bir kaynak.

    hoca, türkiye'ye geldiğinde tek kelime türkçe bilmezken, 1 yıl sonrasında türkçe ders vermeye başlamıştır.
  • (bkz: oliver davies)
    (bkz: george bean)
    (bkz: paul moraux)
    (bkz: ernst von aster)
    (bkz: heinz rudolph heimsoeth)
    (bkz: hans reichenbach)

    (bkz: ronald syme)
    http://bmcr.brynmawr.edu/1995/95.11.17.html
    http://en.wikipedia.org/wiki/ronald_syme
    http://www.encyclopedia.com/doc/1e1-syme-sir.html

    bu konunun klasik filoloji alt-başlığı kapsamında bir yazım için:
    http://jimithekewl.blogspot.com/…-ve-humanitas.html

    eski hocalardan müzehher erim'in kaleminden çıkmış bir yazı için:
    http://jimithekewl.blogspot.com/…jinin-nemi-ve.html

    yine burada ismi zikredilen yabancı hocalardan bazılarının ve türk hocalardan bazılarının hayat hikâyesinin ve yayınlarının derlendiği bir yazı var, istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi kitap satış bürosun edinebileceğiniz bu yazının künyesi şöyle: "felsefe hocaları", felsefe arkivi 30, istanbul üniversitesi edeb. fak. basımevi, istanbul 1997, s.1-47.

    bir de sonsöz kıvamında bir şeyler söyleyeyim; bilen bilir bilmeyen bilmez, bazılarına göre her türlü eksiğine ve gediğine rağmen, sosyal bilimler alanında iki gerçek üniversite vardır. bunlardan biri ist. üniv., diğeri ank. üniv. dir. bana göre fazla abartılı bir söylem olmakla birlikte, bu söylemin temeli bir nevi hesiodos'un aktardığı altın çağ mitosunu anımsatırcasına, üniversitelerimizde bir (sosyal bilimler alanında) "henüz cennetten kovulmamışlık" süreci varsa bu aydınların dönemine denk gelir. çok sık işittiğim bir şeydir bu, "ah o hocalar ne hocalardı, ne aydın insanlardı..." denir (haksız da değiller sanki, irlandalı oliver davies, plutarkhos'un perikles-fabius maximus biyografisini yunanca aslından türkçeye çevirmiş, türkçesine bakarsanız, türk oğlu türk sanırsınız; emeğe saygı). benim ise bu minvalde gördüğüm şey, gelecekte gerçekleştirilecek atılımın, geçmiştekinden daha büyük olması gerektiğidir. bu yüzden övünmek, böbürlenmek bana anlamsız geliyor. bu büyük zatlardan sonra niye iyi pasta börek yapan, hocasının çantasını taşıyan onu arabayla eve bırakanlar araştırma görevlisi oldu, onun hesabını versinler. veremiyorlarsa sussunlar.

    bu adamların türkiye'ye gelmesi bir altın çağ mitosunu mümkün kılar ancak durup düşünmemiz de gerekir, devamı niye gelmedi diye. soros'un popper'dan arakladığı açık toplum ve devlet anlayışının üniversitede de geçerli olması gerektiğini düşünen (#16888878) biri olarak, üretimden ziyade hemşehricilik ve pasta-börekçilik anlayışının egemen olduğu üniversiteleri noam chomsky döllese hayır gelmez. mesele sistem meselesi, kişi meselesi değil.
  • " hitler döneminin almanya ve avusturyasını terk eden 142 bilim adamı, niçin batı'nın gelişmiş ve varlıklı ülkeleri dururken, türkiye'ye gelmeyi tercih etti? birçoğu dünya çapında olan bu solcu ya da yahudi bilim adamlarını, güç koşullar içindeki bir geri kalmış ülkede on yılı aşkın süre hizmet etmeye iten gerekçe acaba neydi?"
    ___
    ahmet taner kışlalı - siyasal sistemler- siyasal uzlaşma ve çatışma adlı kitaptan alıntıdır
    başı ve devamı için (bkz: kemalizm/#18267896)
  • hitler'den kaçıp inönü'ye gelen insanlardır bunlar. öyle mazoşist insanlar işte.
  • lothar von arnaud

    tam olarak bilim insani olmasada deniz harp akademisinde egitmen olarak uzun yillar calistigi icin bence bu listeye mudahil olabilir.
    isteyenler icin kaynak:
    http://www.badassoftheweek.com/arnauld.html
  • "dtcf “güneş dil teorisi” çalışmalarının sonucunda kuruldu.
    kimileri bugün bu teorinin ırkçı olduğunu iddia ediyor. ama bilmiyor ki, bu teorinin mimarları dtcf’nin kapılarını alman faşizminden kaçan bilim adamlarına ardına kadar açtı.
    klasik filoloji’nin başında georg rohle vardı. hani; dünya edebiyat klasiklerinin ilk tercümelerine büyük katkısı olan; bizzat platon’un “devlet”ini çeviren ve fakültenin kütüphanesini kuran alman bilim adamı.
    berno landsberger ise dtcf’nin kuruluşuna ilk harcı koyan bilim adamlarındandı.
    hans gustav güterbock hocası landsberger gibi hititoloji kürsüsündeydi.
    walter ruben, indoloji bölümü kurucusu ve kürsü başkanıydı.
    karl menges slav dilleri ve doğubilimleri hocasıydı.
    wolfram eberhard ve annemarie gabain sinoloji bölümündeydi.
    hans-henning von der osten arkeloji kürsüsü başkanlığını yürüttü.
    herbert louis cografya kürsüsü bakanıydı.
    karl steuerwald, clemens möller, hubert melzig alman filolojisinin öğretmenleriydi.
    fakültede olivier lacombe gibi fransız öğretim üyeleri de vardı.
    alman ırkçılığından kaçıp türkiye gelen bu bilim adamları türkiye’de ırkçılık mı yaptılar yani? “güneş dil teorisi” ırkçı öyle mi?
    türk dil kurumu’nun ilk genel sekreteri dilci agop dilaçar ermeni’ydi.
    o dönemde türkçe dil çalışması yapan avram galanti ve türkçü mois kohen yahudi’ydi."

    http://twshot.com/3617