şükela:  tümü | bugün soru sor
  • arte kanalinin yeni dizisi.

    ps: ek bilgi prochainement a venir
  • bir casusun hatıraları (hopscotch) vari nevi şahsına münhasır casusluk komedisi. bilhassa tavsiye edilir.
  • komikli şakalı gizli servis dizisi.

    --- spoiler ---

    "elbiseyle adam olunmaz, ajan olunur" takım elbiseye takmışlar kafayı, şekilcilik var.*

    neyse, iki bölüm izledim. her şey gizli. nerdeyse bölümleri de gizleyeceklermiş.

    bi'de sorgudakilere sorulan sorular eğlendiriyor...

    -almanya topraklarının büyüklüğü ne kadardır? büyük? küçük? çok küçük?

    -yahudi nüfusu ne kadardır? çok kalabalık? kalabalık? aşırı fazla?

    -adolf hitler nasıldı? sempatik? antipatik?

    - şu cümleyi tamamlayın....

    test tekniği mi uygulanır ya istihbarat servisisin sen :)
    ...

    -bu adamdan hangi bilgiyi vermesini istiyoruz? bilmem?
    adama gidip "senden hangi bilgiyi istiyoruz?"
    -tamam neyse merak etmeyin ne istiyorsak alacağız.
    --- spoiler ---

    kısaca keyifli dizi.

    edit1: an itibariyle 5. bölümde en sevdiğim filmlerden biri olan a bout de souffle filmine selam yollayıp bir oyumu daha aldı.
    gittikçe güzelleşiyor.

    edit2: 11. bölümü gülmekten izleyemiyorum.*
  • iyi bir kara komedi. ısındıkça güzelleşiyor, ilk bölüm bu ne lan dedim aslında dürüstçesi, ama komedi ise +1, fransız ise +2 bölüm kredim vardır, iyi ki de öyle olmuş, üçüncü bölümde bazı yerlerinde artık "oha" demeye başladım.

    fransızlar kadar kendilerini övdükleri kadar dövebilen bellki ingilizler vardır, ama onlar da o işi biraz fazla zarif yapıyorlar, fransızlar kendilerine çok pis girişiyorlar ya:) afrika sömürgeleri üzerinden anlattıkları şeyler, hem de "mizah" ile , yenilir yutulur değil.

    iki sezonu da bitirdim. "maymun füzede" meselesi ile afrika ülkesine cumhurbaşkanını mülakatla seçip, alacağı oyu virgülü ile belirleme hikayesini hayatım boyunca unutmayacağım, fransa, cezayir, afrika ve soğuk savaş dönemi ile biraz alakası olan insanların kahkahalarla gülebileceği bir dizi, muhteşem referanslar var içinde.
  • netflix’te 2 sezonu bulunuyor. hayatimda ilk defa fransizcayi katlanilir kildi.
  • pek eğlenceli netflix'te bulunan fransız dizisi, sanırım sözlükçüler henüz keşfetmemiş.
  • ajan dizisi olarak başarısız, komedi dizisi olarak başarılı yapımdır bunun yanında calot gibi karnınız ağrıyana kadar gülmenize sebep olacak bir personayı barındıran dizidir.
    --- spoiler ---

    60'larda avrupadaki alt-kültürlerin ve akımların gözlemlenebileceği, fransanın savaştan sonraki histerik toplum yapısını ve tarihini gözümüze sokulduğu; kennedy, de gaulle, kruşçev gibi dönemin liderlerini görebildiğimiz dizidir. ikinci dünya savaşından sonra fransanın konumunu , tıpkı ingiltere gibi, amerika ve rusyaya kaptırması bolca tiye alınır. ayrıca fransızların keyif pezevengi olmalarından dolayı diplomasiyi ne kadar kötü yönettikleri de işlenmektedir. birkaç yüzyıl içinde kendileri gibi akıcı fransızca konuşacak kadar kültürel asimilasyona maruz bıraktıkları kolonileri ve bu konuda ne kadar iyi olduklarını gösterirken aynı zamanda diplomatik olarak aynı kolonileri nasıl kaybettikleriyle de dalga geçilmektedir. fransanın teker teker bağımsızlıklarını kazanan kolonileri ile ilgili bir diyalogda şöyle bir cümle geçmektedir: "dün gece çok saçma bir rüya gördüm; çinliler afikayı kolonileştirmişti ve ben japon malı bir araba kullanıyordum".

    --- spoiler ---
    hülasa, netflix'in en kaliteli yapımlarından biridir.
  • 60'lı yıllarda geçen bir fransız kara mizahı. eğlenceli, ve sürükleyici. fransız yapımı olup, fransızların kendileriyle ağır taşak geçtiği ender yapımlardandır. izlenir.
  • fransızcamı korumak ve geliştirmek için şöyle sıkmayan, eli yüzü düzgün bir fransız dizisi arıyordum. birkaç dizi denedim sarmadı, en son bunu keşfettim.

    başlayacak kimse derli toplu ve tarihi bir ajan dizisi beklemesin, olaylar fena halde absürtleşebiliyor. komedik gaye taşındığı açık olduğu üzere asıl amaç güldürü. yani tarihsel yada teknik hata arayarak izlememek lazım. zaten belgesel çekmiyor adamlar.

    dizi dönemin yaygınlaşan düşüncelerine, akımlara ve sosyopolitik çalkantılarına mizahi bir dille yaklaşıyor.

    --- spoiler ---

    en sevdiğim bölüme adını veren replik, bağımsızlık için gelen 3 siyahi afrikalıyı karşılarken sarf edilen “un peu d’soleil” nidasıydı. netflix’te izlediğim için dur lan bunu türkçe’ye nasıl çevirmişler, bir de türkçe altyazıyı açayım, ben olsam şöyle çevirirdim diye aklıma tonla komik cümle gelmişken bir de neyle karşılaşayım. netflix çevirmenleri dümdüz bir şekilde bu repliği “hoşgeldiniz” diye çevirmişler. yani bölüme adını verecek kadar komik bir replik, bu kadar sikindirik çevirilebilirdi.

    ekibin aynı bölümde «la démocratie représentative » muhabbetine attığı kahkahaya aynı şiddete eşlik ettim. sen o kadar diplomat ol, devlet adamı ol memleketinin bağımsızlığı için kalk te afrikanın sikinden fransa’ya kadar gel, gizli servisin üç beş memuruyla muhatap ol, onlar da sana götüyle gülüp seni aşağılasın. bölümde bunların tek tek tahtalıköyü boylaması filan da tam biz türklerin avrupanın sömürgeci ve yayılmacı politikalarına yaptığımız eleştirilere paraleldi. biz onca zaman bunların yedikleri bokları kendilerine söylediğimizde belki bir iki tanesi “evet, ya haklısın biz de yanlış yaptık o konuda” gibi bir şeyler söylerken onun dışında ne kadar avrupalı tanıdıysam kolonileşmeyi sömürü olarak görmüyordu. hatta bazen kendi kendime “ulan aslında adamlar ya sömürgeci değilse” filan da dediğim bile oldu kendilerinin bu konudaki pervasızlıklarından ötürü.

    bir bölümde sosyal haklar, grev vs gibi konuların dizinin döneminde(ki günümüz fransası için de aynı durum söz konusudur) nasıl da gündemde olduğunu görüyoruz. aynı bölümde iktidarın nasıl da devr-i sabık müessesesini işine geldiği gibi kullandığına yönelik eleştiriler varsa da eleştirinin sahibi jacquard reis biraz çarpıtmış bence vichy muhabbetini. ayrıca jacquard’ın bizzat görevinin nimetlerinden yararlanması da bir kenara konmalı. yok cezayir’deki mülkleri ve kiracıları filan kamuflaj içinmiş, ha siktir hehehe, bizim merleaux da saftirik inanıyor her şeye.

    diğer bir hem üzen hem de güldüren mesele ise “algerie, c’est la france” muhabbetiydi. bizim yıllarca ”kürdistan mı hayallerde yaşıyor bazıları” degmanı üzerinden yaptığımız devletin propaganda dilinin aynısını kullanan fransız kamuoyuna sert bir eleştiri vardır. merleaux fotoğraftaki şüpheliyi tarif ederken “cezayirli bir adam” deyince onu düzelterek “cezayirli değil fransız bir terörist” olduğunun hatırlatılması... kürt ile pkk’lıyı karıştıranları uyarırken kullanılan ”pkk eşit değildir kürt” söyleminin bir benzeri değil mi bu?
    devletin ve kamunun karar kılıp kullandığı ikame dil her ne kadar çoğu kez hüsnütabirleştirme maksatlı olsa da etnikçiliğe ve ayrımcılığa oldukça yatkın.
    nerelere geldim...
    konuya dönersem mesela cezayir’e gittiklerinde o zamana kadar, “‘cezayir’ mi? dedin, orası da fransa. fransa demek istedin herhalde” diye histerik bir şekilde yapılan düzeltmelere karşın, cezayir’in hiç de fransa olmadığının her yerinden fena halde anlaşılması...

    --- spoiler ---