şükela:  tümü | bugün
  • tarihte her zaman savaşçı ve cesur olarak bilinen türk askeri ve ordusunn en aciz kaldığı , en zor durumlara düştüğü savaş, birinci balkan savaşıdır. bu yenilgi o kadar büyük olmuştur ki yeni bir devletin deneyimsiz ordusu olan bulgar ordusu, kaçan türk ordusunu kovalamaktan yorulmuş ve yakalayamamıştır.
    özellikle kırklareli bozgununn hikayesi ilginçtir. türk birliklerinin ortada tek bir bulgar askeri bile yokken gece karanlığında yalnışlıkla birbirlerine ateş etmeye başlamışlar. sonra korku ve panik içinde türk ordusu kaçmaya başlamıştır. ertesi gün bulgar ordusu şaşkınlık içinde kırklareli'nde çiçeklerle karşılanmıştır.
    bozgun o kadar korkunç ve utanç vericidir ki türk askerleri korkudan kırklareli'ndeki siperlerinden tekirdağ'ın marmara kıyılarına kadar durmadan kaçmışlar ve önlerine çıkan sivilleri dahi öldürerek açlıklarını giderecek yiyecek yağmalamışlardır. kırklareli bozgunun önce babaeski'nin düşmesi sonra da lüleburgaz meydan savaşında yine korkunç bir yenilgi izlemiştir.
    lüleburgaz meydan savaşında orduyu kumanda etmesi gereken abdullah paşa tüm irtibatını kaybetmiş, bir köy evinde kala kalmış ve açlıktan ölmek üzereyken bir ingiliz gazetecinin getirdiği bisküvilerle hayatta kalabilmiştir.
    osmanlı orduları, deneyimsiz bulgar ordusun ancak çatalca sathında durdurabilmiştir.
    trakya cephelerinde bunlar yaşnırken selanik gibi önemli bir kent tek kurşun atılmadan, aciz bir şekilde teslim edilmiştir. yanya ve edirne savunmaları bir süre ayakta kalabilmişse de daha sonra bu şehirler de düşmüştür.
    osmanlı'nın bu büyük yenilgisinin nedenleri arasında ordudaki inanılmaz organizasyon bozukluğu, alman askeri danışmanların kaos yaratan öğretileri, askeri liderlerin politika ile aşırı derece içli dışlı olması sayılmaktadır.
    en büyük acıyı ise yüzyıllarca balkanlarda yaşamış türk/müslüman halk çekmiştir. osmanlı sadece bir kaç hafta içerisinde inanılmaz büyük topraklar kaybetmiş ve bu topraklarda yaşayan insanlarına hiç bir koruma sağlayamamanın ötesinde, göç edebilmeleri için en ufak bir destek dahi sağlayamamıştır.
    milyonlarca balkan türkü neye uğradığını şaşırmış ve hızla anadolu'ya doğru kaçmaya çalışmıştır. ancak pek çok yerde osmanlı ordusu halktan daha hızlı kaçtığı için geride kalmış ve bir çoğu katledilmiştir.
    osmanlı'nın çöküşünün en büyük gerçeği birinci balkan savaşı olmuştur. belki de tarihte en aciz duruma düşerek batan imparatorluk osmanlı olmuştur. avrupalıların 'hasta adam' dediği osmanlı aslında çok daha kötü bir durumdadır.
    balkan savaşlarını tek faydalı yanı, ittihat ve terakki içindeki genç subayların bu utanç verici yenilgi sonrası sorumluluk almaya karar vermeleri ile cumhuriyet türkiye'sinin yolunun açılmış olmasıdır. bir başka ilginç olumlu yanı ise, daha sonraki savaşlarda düşmanların türk ordusunu küçümsemelerine neden olmasıdır. balkanlardaki acizliği gördükten sonra hiç bir devlet türk ordusunun bir daha güç gösteremeyeceğini düşünmüş, bu ön yargı önce çanakale sonra da kurtuluş savaşı'nda türk ordusunun lehine çalışmıştır.
  • bu topraklarda acı çekmiş rumlar, aleviler, ermeniler, anadolulu (başı örtülü) sünniler, dersimliler, kürtler, süryaniler vs bir şekilde hatırlanmışken (ki bu iyi bir şeydir),
    balkanlar'da açık bir soykırıma maruz kalmış balkan göçmenleri hiç bir şekilde siyasi iktidar ve onun payandasındaki basın yayın organları tarafından hatırlanmadığı için,
    tarihimizin bu en büyük trajedilerinden birine neden olmuş savaşın 100. yıldönümü de hiç bir şeilde ilgi görmemiştir.

    ayrıca bu alex olayı varken ne önemi var di mi?
  • iki anavatanımızdan birini kaybettiğimiz, sırasında ve akabinde yüzbinlerce türk ve müslüman sivilin katledildiği acı savaşlar.

    100'üncü yıl dönümüde, o en acı günleri yaşayan, şehit düşen, sürgün edilen, katledilen her bir vatan evladının ruhu şad olsun diyorum.

    ilber ortaylı'dan bir kuple:

    "türkler'in tarih öğrenmeme gibi bir lüksü yok. eğer sen öğrenmezsen, birileri gelir, senin yerine araştırır ve sana onlar anlatır. balkan savaşları üzerine yazılanlara baktığımda, hayret diyorum çünkü 100 yıldır tek bir satır yok.

    balkan harbi’nde türk milletinin uğradığı hakaret, gördüğü zulüm başka hiçbir dönemde yok. balkanlar’da bir anavatan kaybedildi ve orada yaşayanlar onur kırıcı eziyetlere maruz kaldılar. 100 yıllık geçmiş, tarih değil yaşayan tarihtir. bunun etkilerini hep birlikte yaşıyoruz, anlıyoruz. 2000’li yıllarda siyaset yapanlar balkan savaşları’nı anlamak zorunda. bunu anlamadan atılan adımların hiç kimseye faydası olmaz.

    bu gerçeği göz önünde bulundurmayan başarılı olamaz. türkiye ve izmir çağdaş kimliğine balkan savaşları’ndan sonra kavuştu. unutmayalım ki cumhuriyetin kuruluşunda da başta mustafa kemal atatürk olmak üzere balkan göçmenlerinin olduğu bir kadro öncü oldu."
  • aslına bakılırsa osmanlı savaşa iyi hazırlanmış gibi duruyordu. almanya'dan yeni alınmış toplar, 250.000 civarında iyi donatılmış ordu hem halka hem de hükümete güven veriyordu savaş öncesi. hergün trenler dolusu yeni kıyafetli, yeni mavzerli, kıyafetleri eksiksiz taburlar yeşilköy'de toplanıp cepheye sevk ediliyordu.

    ilk sağlam cephe kırklareli civarında kuruldu. güçlü merkez kanat, sağ ve sol kanatlarla desteklenmişti. olası bir bulgar saldırısının karşılanıp daha sonra hızlı bir şekilde geri sürüleceği bir meydan savaşına hazırlanmıştı. ancak 20. yy'ın beraberinde getirdiği kıtalar arası iletişim ve levazım desteği ne almanlar ne de türkler tarafından sağlanamamıştı. bunun sonucunda ordunun sol kanadı, merkezden habersiz olarak ikiye ayrılıp bir gece hücümuna kalkışmış yetersiz haberleşmeden dolayı birbirilerini düşman sanıp kurşun yağdırmışlardır. (aynı olay sarıkamış'ta da cereyan etmiştir)

    sonuçta sol kanat bir anda dağılmış hızla geri çekilmeye (hatta bozgun şekilde kaçmaya) başlamış bunu gören merkez ordusu da kontrolsüz şekilde kaçmaya başlamıştır. bütün bunlar olurken ordunun başkomutanı olaylardan habersiz bir şekilde bir kulubede mahsur kalmış açlıktan ölmek üzereyken bir ingiliz gazetecinin getirdiği erzakla kendine gelebilmiştir.
    atıyla çıktığı teftiş gezisinde ordunun merkez kanadının dağıldığını görüp sağ kanada da çekilme emri vermiştir. oysa ki sağ kanat (aç olmasına rağmen) hayli iyi konumlanmış bir durumdaydı. emri alan komutan geri çekilmeye başladığı anda, emrin geri alındığı mevzilere geri dönmesi emrini almıştır. ancak iş işten geçmiştir. mevzilerin boşaldığını gören bulgarlar taaruzza kalkmış ordudan geri kalan birlikleri ezip geçmişlerdir.

    ordu artığı ancak çorlu'da bir ölçüde toparlanabilmiş karşı hücüm olarak lüleburgaz'da düşman önüne çıkmıştır. ancak levazım açısından sıfır yardım alabilen ordu açlıktan bitap duruma düşmüş, bu da savaşma yeteneğini neredeyse yoketmiştir. lüleburgaz'da ağır bir yenilgi sonrası ancak çatalca dağlarında bir savunma hattı oluşturulabilmiştir.

    lüleburgaz savaşında son yedeklerini de devreye sokan bulgar ordusunun artık takip edebilme gücü kalmamıştır. ne de olsa adam gibi bir çatışma yaşamadan edirne, kırklareli gibi önemli kazançlar sağlanmıştı.

    istanbul'da artık panik başlamış durumdaydı. boğazdaki yabancı savaş gemileri (ki hollanda'dan ispanya'ya kadar pek çok gemi boğazdadır o sırada. düşünün artık osmanlı'nın dışarı karşı ne kadar çaresiz olduğunu) kendi azınlıklarını korumak adına karaya asker çıkarmaya hazırlanmaya başlamıştır. (aslında korumak istedikleri azınlıklar kadar kendilerine ait büyük hazinelerin saklandığı duyun-u umumiye ve osmanlı bankası'dır)

    ermeni asıllı hariciye nazırı artık büyük ülkelere neredeyse yalvarma durumundadır bulgarların durdurulması için. çünkü çatalca savunmasının en fazla 48 saat dayanacağı düşünülmektedir. hatta bulgar saldırısı başladıktan sonra çatışmaların hadımköy'e kadar ilerlediği dedikoduları dolaşmaya başlamıştır.

    ancak çatalca'da beklenmedik bir şey olur. meydan savaşlarında çok kötü olan osmanlı ordusu, her zaman iyi yapabildiği şeyi yapmış ve savunma savaşında başarılı olmuştur. daha fazla ilerlemesi de almanya tarafından engellenen bulgarlar durmuş ve barış anlaşması imzalanmıştır.

    bu kadar acı bir yenilginin gerçek sebebi tabi ki siyasi çekişmelerdir. ittihatçiler ve old school yöneticiler gerçek iktidar ve gerçek kurtuluş için karşı tarafın kaybetmesini bekler konumdaydılar. ayrıca 20 yıldır kaderi alman subaylarına terk edilen osmanlı ordusu, levazım ve tedarik yönünden iyi eğitilememiş, alman silahları da fransız ve ingiliz silahları karşısında başarısız olmuştur. (nitekim 2 yıl sonra başlayacak dğnya savaşında da alman'lar en fazla levazım konusunda sıkıntı çekmiştir)
    bu savaş aynı zamanda osmanlı'nın cihan harbine girmesinin de gerçek sebebi olmuştur. artık anayurt haline gelen, yanya, selanik, üsküp ve nice şehrin kaybedilmesi osmanlı'nın asla kabullenemeyeceği bir durum haline gelmiş, olur da kazanırız aynı toprakları diyerek iki sene önce savaştığı bulgarlar ile bile ittifak yapacak hale gelmiştir.
  • büyük dedemin yunanistana karşı olan cephede kılıç salladığı ve sonunda bir bacağını kaybettiği savaş. kendisi açısından bakacak olursak aynı dinden ve aynı dilden insanların, ülkesi açısından bakacak olursak da yüzlerce yıl aynı mahallede yiyyip içen insanların birbirlerine karşı savaştığı savaş.

    ingiltere ve diğer kanla beslenen, gözlerine kestirdikleri ülkelere karşılıksız vaadler verip sonra birbirlerine düşmelerini sağlayan ve bundan fayda sağlayan ülkelerden nefret etme sebeplerimden sadece birisi olan savaş.
  • biz türklerin, önceki kurtuluş savaşı diyemesek de, ona en yakın olan savaşı. balkanlarda kaybettiğimiz kurtuluş savaşımız.

    "gerçekten, bir gün sirenaik muharebe sahasından balkan yangınına koşarken, bir gün afrika kıyısından vatanıma ulaştıracak yolların kapandığını görürken, bir gün duydum ki, vatanım selanik, oradaki anam, kardeşim, bütün akrabalarım -iç yüzlerini anlattığım için vatanımdan kovulduğum kişilerce- düşmana bağışlanmış."

    otto von bismarck, gelecekte en büyük sorunları çıkaracak yer olarak balkanları işaret ederken yanılmıyordu. onlarca millet ve onlarca inanç, balkanlarda senelerdir yaşamaktaydı ve fransız ihtilali, imparatorlukların kapısını çaldığında, en çok kan akacak yerlerin başında yine balkanlar geliyordu. senelerdir, başta gizliden gizliye, balkanlardaki slavları kışkırtan rus çarlığı, 93 harbi ile, bütün gücü ile karşımıza dikildi. anadoludan ve balkanlardan binlerce türk, bu savaşın hem doğu cephesinde hem de batı cephesinde şehit düştü veya yaralandı. türkün 1923'de son bulacak olan, çektiği en büyük acıların zirve dönemlerindendi, sanki paşa ülkemizi kurtarana dek acı çekmediğimiz bir dönem varmış gibi! dışarıdan böyle acıların üzerimize salınması yetmiyormuş gibi, bir de içeriden çektirilen acılar vardı. türküm demek, türk olmak, türklerin kurduğu bir devlette suçtu. balkan türkülerinde neden hep mahpus geçer, neden hep eşkıya olup dağlara çıkar türk dediğin? çünkü türk olmak asla cezasız kalmazdı.
    drama köprüsü bre hasan
    bir fırtına tuttu bizi

    "ne mutlu türküm diyene!"
    sakın bu sözü öyle alelade ya da aşırı milliyetçi bir söz olarak düşünmeyin. bu, bir milletin özgürlüğünü haykırışıdır, biz buradayız, bütün gururumuzla buradayız, demesidir. bize cehennemi layık gören bütün herkese inat, bütün tarihimizle buradayız!

    cehennem! evet, hem iç hem de dış düşmanların bize layık gördükleri yerdi. nasıl mı? şöyle;

    türk nerede kendisinin efendisidir?
    ulu önder mustafa kemal atatürk'ün iki kez yer aldığı time dergisindeki, 24 mart 1923'teki ilk kapak fotoğrafı ile tekrar dile gelen soru ve deyimdir türk'ün yeri. cevabı, paşa'dan öncesinde türk'ün kendisinin efendisi sayıldığı tek yer "cehennem'de" idi. paşa ile ise "türkiye'de" oldu. kendisi, türk milletine vatan kurdu, özgürlük sağladı ve demokrasi sundu. time dergisi dahi bunu görmezden gelemezdi. paşa'nın kalpaklı, askeri üniformalı fotoğrafı kaplar ilk kapağı. 1927 yılında ise takım elbisesi ve keskin bakışları ile aynı kapaktadır. ilk kapak oluşunda, gülüşü ile mutluluğu gözler önündedir. öldü denilen bir milleti dirilten paşa, kıvanç doludur. 1927'de ise eseriyle gururlanan diğer kapağı vardır. batı'nın cehennem'e layık gördüğü bir milleti, cennete kavuşturmanın verdiği haklı gururla.
    "türk, kendi vatanında, türkiye'de kendisini efendisidir!"
    huzur içinde yat paşam.

    böylesine vahim zamanlardı 93 harbi döneminde balkanlar. türkler göç ettiriliyor, katliamlara maruz kalıyor ve en büyük acıları yaşıyordu.

    öyle kolay geçer mi acılar? maalesef geçmez. abdülhamit istibdadına değinmeye gerek yok, bir başka başlığın konusu bu ama o da bu acılarda pay sahibidir. 1832 senesine dönelim. azınlık yunan, mora yarımadası'ndan*bugünkü sınırlarımıza kadar olan bölgede isyan başlatmış ve bolca kan akıtmıştı. osmanlı bu isyanları bastırmayı güç bela da olsa başarıyordu, ta ki ruslar bize savaş açana dek. erzurum, kars ve trabzon'u işgal eden ruslar, osmanlı'nın adeta elini ayağını kesmişti; hasta adam, artık iyice kanıyordu ve iltihapları patlıyordu. yannis kapodistrias, önderlik ettiği isyanı büyük güçler sayesinde kazanmıştı ama asla taç takamadı. bir suikasta kurban gitti ve taht 17 yaşındaki genç alman'a, bavyeralı otto'ya, naipler konseyi eşliğinde verildi. sırplar ise 1878'de bağımsızlıklarını kazanana dek, en az yunanlar kadar türkü kırmıştı. karadağ ve bulgaristan 'da bölgeyi kan gölüne çevirmeyi görev bilmişti.

    balkanlardaki türk nüfusu, uygulanan soykırım ile iyice azalmıştı. elden gelen, oradaki bir miktar ordu ile mümkün olduğunca insanı kurtarmaktı. isyan eden topluluklar, gurur, ahlak ve hukuktan bihaberdi. tripoli katliamı bunun en büyük kanıtlarındandır. osmanlı devleti'nin de geç kalan önlemleri ile eli kana bulanmıştır lakin isyan eden topluluklara yapılan bir devlet müdahalesidir ve sakız katliamı da uygulanan vahşete karşı alınan sert bir tedbirdi. balkanlar iyice elden çıkıyordu. son bir vals herkesin beklediği bir şeydi ama art arda iki vals*, şaşırtıcı denebilirdi.

    gazi osman paşa ekolü ile yetişen subaylar, kurtuluş savaşımızı kazanıp türkiye cumhuriyetimizi kurmuştu. ama o ekolün en önemli özelliği, osmanlı'nın artık müdafaa durumuna geçmiş bir devlet oluşuydu. önceleri fetih, yağma ve şan pohpohlamalarıyla savaşan milletin kemiğine bıçak dayanmıştı artık ve namus, gurur, vatan, millet ve hürriyet olguları, fetih gibi bir duygudan kat kat üstündü. enver paşa'nın da bu kadar büyük bir hızla yükselmesinin sebebi, dağa çıkışı ve hürriyet kahramanı oluşuydu. türk milleti artık hürriyetine özlem duyuyordu ve yaşama hakkına. ulu önder mustafa kemal atatürk'ü bu kadar olağanüstü ve başarılı yapan şeylerden en önemlisi elbette zekası, okuması ve engin bir tarih bilgisine sahip olmasıydı, ama yetiştiği dönemi o kadar muazzam gözlemlemiş ve etüt etmişti ki, başarısızlığa tek bir mahal bırakmamıştı. 93 harbini araştırmıştı, balkanlar, evi, gözünün önünde çekilip alınmıştı ve ittihat'ın yanlış veya doğru çabalarına bizzat itiraz etmiş veya onaylamıştı.

    parça parça ısırdıkları balkanlardaki türklere karşı bütün bir lokma yutmak için birleşmişti bütün balkanlar. fokur fokur kaynayan o nice milletler, kendilerince kurdukları intikam, çıkar ve strateji uğruna bir araya gelmişlerdi. balkan savaşları öncesi ve sırasında, nice balkan türkü eşkıya adı ile silahına davrandı, dağlara çıktı ve kendisini koruyamayan devletinin yapması gerekeni yaptı. senelerdir alman güdümünde olan osmanlı ordusu, içinde bulunduğu zor hale rağmen nispeten iyi denebilecek bir ordu çıkarmıştı. henüz yeni denilebilecek devletler, osmanlı ordusunu ilk harpte neredeyse perişan etmiş ve trakya içlerine kadar girmişlerdir. bir ermeni olan hariciye nazırı, artık yalvarır düzeye gelinceye kadar uğraşmış ve batı devletlerinin çıkarlarını* hatırlatarak yardım istemiştir. türk ordusu büyük bir sayıda asker kaybetmiştir ve bununla birlikte sivil katliamları da sürmüştür. senelerdir, osmanlının anadoluya sırtını dönüp yatırım yaptığı balkanlar, artık yoktur. selanik, ege'nin en güzel türk şehri, bir küp altın uğruna, hain hasan tahsin paşa tarafından düşmana haince bırakılmıştır. selanik'in bütün vatansever türk evlatları, vatanın bütününü müdafaa için cepheden cepheye koşarken, katliamlarla ve baskıyla azalmış olmasına rağmen, balkanlardaki en yoğun türk nüfuslu türk şehri, artık yunanındır. bırakılmadan çok fazla değil, henüz 3 sene kadar önce hareket ordusu gibi bir kuvveti çıkarabilecek düzeyde türke sahip olan güzel selanik, artık vatan toprağı değildir.

    ingilizler, yunanı kışkırtmaya 1897 osmanlı-yunan savaşı ile devam ediyordu. küçük asya faciası ile son bulacak olan yunan'ın anadolu işgalinin temelleri atılıyordu. ingilizlerin yunanistan ateşesi: "eğer savaş varsa, yunan subaylarının konuşma yanında tek bir şey yaptığını görürsünüz, kaçmak." türklerin boyunduruğu altında yaşadıkları yıl sayısı olan 400 sayısındaki pileli etekleriyle evzon taburları, yunan intikam hayallerinin vücut bulmuş haliydi. balkanlar böyle bir haldeyken arap durur mu, derhal yemen'de bir isyan başlatıldı. balkanlardaki ordunun bir kısmı, savaşın arifesinde oraya kaydırılmıştı. halihazırda trablusgarp savaşı da mevcuttu ve osmanlı devleti, her bir köşesinde savaştaydı. balkanlardaki ordu iyi görünüyordu görünmesine, eyvallah ama asla yeterli değildi.

    bulgaristan 366,000 (600,000)
    sırbistan 190,000 (366,000)
    yunanistan 115,000 (190,000)
    karadağ 35,000
    toplam: 706,000

    bu sayılardaki ordulara sahip olan 4 taze devlet ile karşı karşıyaydık. bulgaristan neredeyse bütün mevcudiyeti ile saldırmıştı bize ve en çok kazanımları da o elde etmişti. londra konferansı balkanları şekillendirirken, osmanlı'yı daha da ağır şartlar altında bırakıyordu.

    bıçaklar tek bir hedef için çekildiğinde, eğer birisi diğerlerinden daha fazla pay alırsa, diğerleri, bıçaklarını hazır çıkarmışken ona da saplar.

    ikinci vals, kavalye olarak bu sefer bizi değil bulgarı seçmişti. bulgar ordusu, ilk savaşta en büyük ve en etkili olan orduydu. bu özgüvenin de etkisiyle beklenenden daha fazla şey kazanmıştı. bu, özellikle romanya'yı huzursuz etmişti çünkü bulgarlar savaşta çatalca adası yönünde ilerlediyse de balkan içlerinde de çok fazla toprak almıştı. bıçaklar tekrar çekildi, bu sefer bizi kanatanlardan olan bulgarlar kana bulandı. osmanlı 'da bu karışıklığı fırsat bilerek, ilk savaşta kaybettiği edirne ve kırklareli'ye tek kurşun atmadan enver paşa komutasında girdi ve bu bölgeyi geri aldı.

    artık valsler sona etmişti. yıllardır devam eden balkanlardaki türk soykırımı zirveye ulaşmıştı. yurtları ellerinden alınan, katliamlardan kurtulanların gidebileceği tek yer kalmıştı; anadolu. ama o acılar hem onları, hem de gittikleri anadolu'daki türklerin peşini kurtuluş savaşımız zaferle sonuçlanana kadar bırakmayacaktı.

    işkodralı, selanikli, yanyalı, manastırlı ve daha nice şehirlerdeki türkler, 93 harbinden beri süregelen türk katliamlarına karşı savaştı, direndi ama kaybetti. kurtuluş savaşımızı kazanmamızın en önemli sebeplerindendir balkan savaşları. çünkü ordudaki birçok subay balkan türküydü ve bir kere yurtlarını kaybetmişlerdi, bir daha kaybetmek, yaşarken cehennemi yaşamak gibi gelecekti onlara. gündemdeki o saçma safsatayı biliyorsunuz, neredeyse suriyeli araplarla balkan göçmenlerini bir tutmaya kalkanlar var. geçiniz efendim, olacak iş değil! balkan göçmenleri dedikleriniz türktür, bu acıları bizzat yaşamışlardır, bir daha vatanlarını kaybetmemek için savaşmışlardır ve en az benim olduğu kadar bu ülke, onların da ülkesidir.
  • ''1912-1913'te, balkan savaşıyla 'imparatorluk yıkıldı' deniyor. imparatorlukların yıkılması kaçınılmaz bir olaydır. bu o kadar ağır tarihi yaralar bırakmaz, sadece tarihi anıda bir yeri olur. 1912-1913'te, balkan savaşında, imparatorluğu değil rumelideki türk anavatanını kaybettik. yani anadolu ve rumeliden oluşan türk anavatanının rumeli kısmı o yıl kaybedildi. rumeli çocukları bugün türkiye'de köken itibariyle nüfusun en az üçte birini oluşturuyorlar.'' -ilber ortaylı
  • 1400000 civarında müslüman osmanlı vatandaşının hayatını kaybettiği savaş.
    avrupa basınının savaşın vahşet boyutunu tamamen göz ardı ettiği o günlerde, bu savaşı ukrayna'nın kievskaya mısl gazetesi muhabiri olarak izleyen lev troçki 'nin* hem savaş hem de balkanların geleceği ile ilgili gözlemleri kitap halinde basılmış, ülkemizde de balkan savaşları adıyla arba yayınlarından yayımlanmıştır.
    cemal paşa'da anılarında lev troçki'den başka bu vahşete dikkat çeken gazeteci olmaması üzerinde önemle durur.
  • savaşlar sonunda yaşanan hezimetin nedenlerinden bir kısmını, gustav von hochwachter “balkan savaşları günlüğü” isimli kitapta çok net bir şekilde belirtmiş:
    - “ kabahatin elverişsiz şartlarda türk askerini cepheye sürenlerde olduğuna inanıyorum. ne için savaşa gittiğini anlamadan, eline tutuşturulan silahın tertibatını bilmeksizin, günlerce yollarda aç susuz sürüklenen bu anadolu çiftçisinin maneviyatını da düşünmek gerekir. kendi başına terk edilmişler,ayakkabı benzeri bir şeylerle çamurun içinde yalpalayarak ilerleyerek, soğuk geceyi sırılsıklam, korunaksız geçirdikten sonra, gündoğumu ile tekrar cepheye gidiyorlar. bir saat ateş altında çarpıştıktan sonra fişeği tükeniyor, bulgarlar giderek yaklaşıyor; yağmurda şişen cephane sandıkları ne kürekle, ne kasaturayla açılabiliyor. adam bir gün önce gördüğü yaralıların acıklı durumunu düşünüyor. iliklerine kadar korku ve ölümü hissediyor. geri dönüyor, diğerleri onu takip ediyorlar -önce felaketin yükü altında şaşkın, sonra hızla koşarak- yaklaşan düşmandan kaçıyor. herşeyi beraberinde götüren panik böyle başladı.”
    aynı yazarın savaşla ilgili -bazılarının hoşuna gitmeyecek- başka bir anekdotu:
    -“savaş saflarında sarıklı gönüllülerle karşılaştığımı anımsamıyorum. hatta tabur imamları bile görülmemiştir. tanrı korkusu kurşun korkusunu yok edemiyor.”
  • savaş hakkındaki en iyi yorum, henüz savaş başlamadan önce yapılmıştı:

    askılı pantolonlar giymeyi, akıllı başyazılar yazmayı ve sütlü çikolata yapmayı öğrendik, ama farklı birkaç kabilenin zengin bir avrupa yarımadasında nasıl bir arada yaşayacağına ilişkin ciddi bir karar vermemiz gerektiği zaman, kitlesel kıyımlardan daha iyi bir yöntem bulmaktan aciziz.

    leon troçki
    balkan savaşları
    arba yayınevi
    istanbul
    1995
    s. 195