hesabın var mı? giriş yap

  • "takım adalar" anlamında bir tabir.

    adalar denizi ile ilgisinin olması yunanistan'ın adaların kıta sahanlığı savunmasından dolayıdır. yunanistan her ne kadar bir takım ada ülkesi olup da denizin ortasında bir ülke olmasa da öyleymişler gibi savunurlar.

    malta ülkesi bir archipelago ülkesidir, yeni zellanda bir archipelago ülkesidir, japonya bir archipelago ülkesidir fakat yunanistan bir archipelago ülkesi değildir. o yüzden de girit gibi adalarının kıta sahanlığı ve dolayısıyla meb üzerinde baskın hakları yoktur. ha mesela kıbrıs'ın vardır. çünkü adamların anakara diyebileceği bir yerleri yoktur.

    detaylar için bkz: birleşmiş milletler deniz hukuku sözleşmesi

  • sonunda zalimliginin ve egosunun kurbani olan eski diktator. askeri olarak her ne kadar basarili olsa ve adi bugun askeri akademilerde kivancla anilsa da yaptigi katliamlar ve attigi tripler de askeri basarilari gibi tarihte onemli yer tutar.

    buyuk iskender'in babasi philip bir gun asya'ya sefere cikmak icin o zamanlara gore devasa bir ordu kurar ve hazirliklara baslar. sefer oncesinde buyuk bir festival veren philip bu festival sirasinda arkadan bicaklanir ve hayatini kaybeder. tarihciler philip'in olumunde kimin sorumlu oldugunu bilmese de bu isten en karli cikacak olan kisi buyuk iskender olacakti. babasi buyuk iskender'i asya'daki sefere goturmeyip yunanistan'da birakma karari almisti ama kendisi israrla sefere katilip adini duyurmak istiyordu. simdi babasinin olumunden sonra ordunun basina gecip asya seferini bizzat yonetecekti.

    buyuk iskender ustelik savas boyunca her turlu hareketini not alip kitap haline getirsin diye bir de ozel bir tarihci tutmustu. bu tarihcinin ismi kallisthenes ve kendisinin tek gorevi buyuk iskender'in ne kadar buyuk bir kahraman, ne kadar cesur bir asker oldugunu anlatan hikayeler yazmakti. yani daha savaslar baslamadan tarihi yazacak olan taraf belliydi.

    buyuk iskender tam asya seferine cikacakken yunanistan'da buyuk capli bir isyan cikti ve kendisinin ilk gorevi bu isyani bastirmakti. buyuk iskender henuz 20 yasindayken tahta cikmisti ve isyani bastirirken biraz da heyecanina yenik duserek gereginden fazla kan doktu ama sonunda isyan bastirilmisti. bu arada buyuk iskender'in tahtina goz diktiginden suphelendigi bazi akrabalari vardi ve tahtini saglama almak icin bunlari da infaz ettirdi.

    isyan bastirildiktan sonra artik asya'ya dogru ilerlenecekti. trakya'da tek tuk direnisle karsilasan ve pek zorlanmayan ve ege denizi boyunca ilerleyen buyuk iskender'in ordusu canakkale bogazini gectikten sonra buradaki yerlesim birimlerini neredeyse hic direnis gormeden ele gecirdi.

    canakkale bogazini gecen buyuk iskender'in ordusu 48 bin piyade, 6 bin suvari ve 120 parca gemiden olusuyordu ve o donemlerin en buyuk ordularindan biriydi. buyuk iskender asya kitasinin kendisine tanri'nin hediyesi olduguna inaniyordu ve o gunlerde bilinen kitanin tamamini (hindistan'a kadar olan bolumunu) ele gecirmeye yemin etmisti.

    buyuk iskender'in ordusuyla o donemin en guclu ordularindan biri olan pers ordusu ilk kez granicus savasi'nda karsi karsiya geldi. bugunku canakkale'deki biga cayi yakinlarinda gerceklesen savasta buyuk iskender'in karsisinda 25 bin kisilik bir ordu vardi. buyuk iskender cayin her iki tarafinda ustaca manevralarla pers ordusuna agir kayiplar verdirirken kendi ordusunu da cok kayip vermekten kurtariyordu. savas sona erdiginde pers ordusunun 10 komutanindan 7 tanesi can verdi ve pers ordusu geride 4 bine yakin olu ve 2 bine yakin esir birakirken makedon ordusunun 400 civari zayiati vardi. bu savastan sonra persler anadolu'nun iclerine dogru geri cekildiler ve makedonya ordusu yol boyunca pers ordusunu takip etti. boylece makedonya ordusu topragina toprak katarken pers ordusu giderek toprak kaybediyordu.

    pers-makedon savaslarinin basinda buyuk iskender oldukca coskuluydu. savasta iki taraftan da olen askerlere saygi gosteriyordu ve iki taraftan olenlerin akrabalarini omur boyu vergiden muaf tutma sozu veriyordu. bu da askerlerin daha bir cesaretli savasmasina neden oluyordu. ayrica dusman askerlerinin akrabalarinin isyan etme ihtimali de dusuruluyordu. bir sure sonra pers ordusunu takip etmekten bikan buyuk iskender ordusunu once batiya sonra guneye yoneltti. ege denizi kiyilarinda ilerleyen buyuk iskender bugunku izmir ve mugla'nin onemli bir kismini aldiktan sonra halikarnas'a yoneldi. buradaki amac persler icin onemli bir liman kendi olan halikarnas'i persler'den alip persler'in elini zayiflatmakti.

    kusatma sirasinda cikan catismalarin tamamina yakinini makedon ordusu kazanmisti. sehri kaybedecegini anlayan pers komutanlar sehri atese vermeye karar verdi. ruzgarli bir gecede atese verilen sehrin buyuk bir kismi yanmisti ve buyuk iskender sehri ele gecirdiginde eline yikinti bir sehirin kullerinden baska bir sey gecmemisti. halikarnas'i kisa sure icinde yeniden insa eden ve buradan kendisine donanma kuran buyuk iskender'in bir sonraki hedefi miletus kasabasiydi ve burasi yeni kurulan donanmanin yardimiyla kisa surede ele gecirildi.

    bundan sonra ege denizini kiyidan takip eden buyuk iskender antalya'ya kadar ulasti. buyuk iskender surekli deniz kenarindan ilerliyordu (canakkale'den antalya'ya kadar) ve buradaki amac tabi ki deniz manzarasi gorup rusya'dan gelen turist kizlari goturmek degildi. amac liman kentlerini birer birer ele gecirip pers donanmasinin elini kolunu baglamakti. zaten antalya'daki son pers limani ele gecirildikten sonra kuzeye donen makedon askerleri ankara yakinlarina geldi ve burada pers ordusuyla yeniden karsilasti. daha sonra yeniden guneye dogru inen makedon askerleri bugunku iskenderun civarinda (ki adam sehre ismini vermis; iskender = iskenderun) yeniden pers ordusuyla karsi karsiya geldi. bu kez pers lider darius onceki savaslardan dersini almisti ve cesitli kaynaklarda 50 bin ile 100 bin kisi arasinda bir ordu toplamisti (hadi 75 bin diyelim, kimsenin gonlu kirilmasin). tabi buyuk iskender'in yazdirdigi tarihi notlarda dusman askerlerinin sayisi 200-300 bin olarak geciyor ama bugun hemen hemen tum tarihciler bunun abartma oldugunu dusunuyor.

    buyuk iskender'in cephedeki ordusu 41 bin kisiden olusuyordu. buyuk iskender'in en buyuk yeteneklerinden biri cephedeyken ortama soyle bir bakip dusmanin dizilisini, boslugu, savas alanini biraz inceledikten sonra kisa sure icinde duruma uygun bir taktik bulmasi ve bunu kisa surede askerlerine bildirmesiydi. turlu manevralarla dusmani alteden buyuk iskender'in ordusu ozellikle sag kanattan saldirip dusmanin sol kanadina buyuk zayiatlar verdiriyordu. pers ordusunun sol kanadi dagilma noktasina gelince buradan sizan makedon ordusunun sag kanat askerleri pers ordusunun arkasindan dolasip persleri iki taraftan kusatma altina aldi. artik pers ordusu moral olarak cokmustu ve darius cepheden kacmaya baslamisti. komutanlarinin kactigini goren pers askerleri de cephede uzun sure durmadilar. savas bittiginde persler geride 20 binden fazla olu, bir o kadar yarali ve binlerce esir biraktilar.

    buyuk iskender savasta bir ara darius ile yuzyuze geldiyse de onu elinden kacirdi. savastan sonra darius'un karilarini ele geciren buyuk iskender buyuk bir zafere imza atmisti. bu perslerin ordunun basinda imparator varken kaybettigi ilk savasti ve bu savastan sonra pers devleti parcalanmaya baslayacakti.

    buyuk iskender'in ordusu buyuk bir zafer kazanmisti ve akdeniz kiyilarindan ilerleyerek guneye inecekti. bugunku suriye kiyilarini neredeyse hic direnisle karsilasmadan ele geciren iskender bugunku lubnan kiyilarina geldiginde tire'de hic beklemedigi bir direnisle karsilasti....bir dakika yahu, ben bu kusatmayi bir yerlerden hatirliyorum....bu kusatmayi zaten yillar once baska bir entry'de anlatmisim, buyrun misafirim olun: (bkz: mo 327 tyre kusatmasi)

    buyuk iskender tire'yi aldiktan sonra gazze'de de direnisle karsilasti ve burada buyuk capli bir katliam yapti. tabi gazze'de katliam yapilinca donemin bulent arinc'i gozyaslarina hakim olamadi. gazze kusatmasi beklenenden yorucu gecmisti ve bu kusatmada buyuk iskender omzundan yaralanmisti. tarihciler gazze'de yapilan katliamda bunun pay oynadigindan bahsediyorlar. tire'den sonra gazze'de yapilan katliam buyuk iskender'in yavas yavas dusmanina saygi duyan bir askerden katliamci bir askere donusmesinin sonucuydu. buyuk iskender artik hicbir yerde direnis gormek istemiyordu ve asya kitasini tanri'nin kendisine olan hediyesi olarak goruyordu. bu ugurda ne gerekiyorsa yapilacakti.

    gazze'den sonra misir'a ulasan buyuk iskender burada kendisinin bile beklemedigi bir lutuf gordu. yillardir pers isgali altinda inim inim inleyen misirlilar zaten yillardir bir kurtarici bekliyordu. buyuk iskender'i gorunce onu musa ile karsilastiran misirlilar kendisine once peygamber gozuyle bakti, sonra isi biraz da abartip kendisinin tanri oldugunu soylemeye basladi. misir'in ileri gelen alimleri buyuk iskender'i yeni firavun ilan etti ve sehrin anahtarini verdiler. zaten bir suredir egosu sismekte olan buyuk iskender bunu gorunce inceden inceye "harbi lan, ben neden tanri olmayayim ki" diye dusunmeye basladi. misir'in en buyuk sehrine "iskenderiyye" ismi verilecekti ve buyuk iskender iyice havalara girecekti.

    buyuk iskender'in bir sonraki adimi ordusunu alip ammon'daki oracle'a gidip gercekten tanri olup olmadigini sormakti. bunun icin misir'daki buyukce bir col gecilecekti ve askerlerin bazilari bundan rahatsizlik duysa da ses etmediler. 100-150 km'lik yolu yuruyerek gecen buyuk iskender ve askerleri sonunda oracle'la vardilar ve buyuk iskender tanri olduguna iyiden iyiye ikna olmaya basladi. o donemde misirlilar'in tanrisi amon, yunanlar'in tanrisi zeus idi. buyuk iskender de "amon ile zeus'un oglu" olarak anilmaya baslandi. kendisine tanrilik isnat etmesi bir sure sonra askerlerini sinir edecekti ama yine de askerleri pek ses etmiyordu.

    bugunku irak'ta (kerbela yakinlarinda) bir kez daha pers ordusu ve darius ile karsi karsiya gelen buyuk iskender persleri yine yenmeyi basardi. darius savastan yine sag olarak cikti ve yeniden asker toplayip iskender'in karsisina cikmak icin hazirliklara basladi. artik yenilen pehlivan gurese doymuyordu. persli askerler darius'a olan saygilarini tamamen kaybetmislerdi ve bircogu "yiter be yiter, otur oturdugun yerde hayvan herif" diyerek kendisine karsi itaatsizlik yaptilar. tarihcilerin anlattigina gore bir sure sonra sabirsizlanan ve kendisini tahttan indirmek isteyen pers askerleri darius'a suikast duzenleyip oldurecekti ve buyuk iskender persler uzerinde tam hakimiyetini saglayacakti.

    bundan sonra iran'i bastan basa gecen ve zafer ustune zafer kazanan buyuk iskender'in egosu gittikce buyuyor, neredeyse rte seviyesine yaklasiyordu. bir fetih'ten sonra askerlerini bir meydana toplayip "biiiz fetih yapmayi iyi biliriz, darius'tan savas tekniklerini ogrenecek degiliz. darius kendisine cok guveniyorsa parti kurar, karsimiza sandikta cikar, halk kimin ne olduguna karar verir" seklinde konusma yaptigi rivayet edilse de bu rivayetler pek guclu degil. askerlerini orta asya'nin daglarina dogru suren buyuk iskender onlara semerkand'a kadar gitme emri verdi. askerlerin cok zorlandigi, bir kisminin da hayatini kaybettigi bu yolculuk sonrasinda askerler arasinda buyuk iskender'e olan kizginlik artiyordu. insanlar "yeter ulan, gozun doysun, dunyayi fethettin hala bizi ucsuz bucaksiz diyarlara saliyorsun" seklinde dusunuyordu ama bunu soylemeye kimsenin gotu yemiyordu.

    semerkand'a varildiginda buyuk capta bir parti verildi. partide herkes aksirana tiksirana kadar hayvan gibi icmisti ve kusan kusanaydi. partinin bir yerinde buyuk iskender "iste buraya kadar geldim, asya benden sorulur, ben ki babamdan bile buyugum, babamin yapamadigini ben yaptim" diye boburlenir. o sirada makedon ordusundaki komutan, general ve diplomatlarin tamami buyuk iskender'in babasinin secip yetistirdigi kimselerdi ve bunlar philip'e derin sevgi besliyordu. buna dayanamayan danismanlardan biri ayaga kalkti ve "sen ne yaptiysan baban sayende yaptin" dedi. buyuk iskender yerden aldigi mizragi bu danismanin kalbine sapladi ve onu oldurdu. artik buyuk iskender'in kendi adamlarina bile tahammulu kalmamisti. zaten askerlerin de ona tahammulu kalmamisti.

    bu arada ta yunanistan'dan yola cikilmis ve semerkand'a kadar yuruyerek gelinmisti ve hala ilk yola cikilan ordu mevcuttu. tabi ordu savaslarda ve yolculuklarda cokca zayiat vermisti ve ordunun yeniden kurulmasi icin perslerden parali askerler tutulacakti. o gune kadar pers dusmanligiyla yetisen ve surekli perslerle savasan makedonyali askerler aralarina pers askerlerin katilmasina hic de sicak bakmadilar. her ne kadar buyuk iskender'e itiraz etmekten korksalar da askerler arasinda surekli problemler cikiyordu. buyuk iskender misir'da aldigi "tanri" unvanindan sonra kendisini elestirilemez olarak goruyordu ve en ufak bir elestiri idam veya agir iskencelere sebep olabiliyordu.

    makedon ordusu semerkand'dan sonra hindistan'a indi ve burada devasa bir hindistan ordusuna karsi savasti. hindistanlilar ordularinin basina filleri getirmislerdi ve bu onlarin en guclu yaniydi. en basta fillere karsi bir onlem alamayan buyuk iskender'in ordusu agir kayiplar verse de sonradan fillerin gozlerine dogru ok atmayi akil ettiler ve gozleri kor olan filler geri geri kosarak hindistan ordusunu ezmeye basladi. sonunda buyuk iskender kariyerinin en zor savasini kazanmisti ve hindistan krali esir dusmustu. herkes hindistan kralinin buyuk iskencelerle oldurulecegini dusunurken buyuk iskender kendisinden hic beklenmeyen bir harekette bulundu.

    kendisini tanri olarak tanitan buyuk iskender "tanri isterse oldurur isterse affeder" benzeri bir konusma yapti ve hindistanlilar'in savasta gosterdigi kahramanliktan dolayi hindistan ordusunu ve kralini affetti. hatta hindistan'a topraklarini da geri iade etti. bugun hindistan'da buyuk iskender'in cok buyuk saygi gormesi ve bazen dini figurler arasinda sayilmasinin sebebi de budur.

    daha sonra askerlerinin giderek kendisine gicik kaptigini goren buyuk iskender askerlerini ve komutanlarini bir yerde topladi ve kendisine karsi diz cokup af dilemelerini istedi. birkac general buna itiraz edip "sen tanri degilsin" deyince bunlara olene kadar iskence yaptirtti. artik askerlerin sabri tasmisti. buyuk iskender ordusunu doguya goturmek ve "dunya'nin sonunu" gormek istiyordu cunku o zamanki inanisa gore hindistan dunyanin sonundaki ulkeydi. askerler "yillardir yollardayiz, canimiz cikti, cok istiyorsan kendin git" dedi ve buyuk iskender onlari ilerlemeye ikna edemedi.

    bundan sonra makedonya'ya donme karari verildi. tabi ki buyuk iskender ordusunu cezalandirmak istiyordu ve donus yolunu en cetin collerin oldugu, iran'in en kurak bolgesinden gecen bir rota uzerinden secti. boylece askerler aclikla, susuzlukla ve col sicagiyla cezalandirilacakti. iran'a geri donduruldugunde 100 tane komutanini 100 tane persli kadinla evlenmeyle zorlayan buyuk iskender onlari cezalandirmayi dusunuyordu. bir sure sonra hastalanip yataga dusen buyuk iskender vefat etti ve bugun hala kendisinin asil olum sebebi bilinmiyor.

    buyuk iskender gomulmek icin makedonya'ya goturulecekti ama komutanlardan biri baskin yaparak cenaze heyetine saldirdi ve buyuk iskender'in naasini kacirdi. bu komutanin amaci buyuk iskender'in cenazesini misir'a goturup orada gommekti cunku misir halki hala kendisini bir tanri olarak goruyordu. soylenene gore kendisi misir'da bilinmeyen bir yere gomuldu. bugun halen buyuk iskender'in mezarinin yeri bilinmemektedir.

  • yazılım olayına da dini bulaştırarak bir ilke imza atmışlar.

    "biz önce allah rızası için daha sonra da özgür yazılıma sahip çıkabilmek için uğraşıyoruz, elimizden geldiği sürece de uğraşmaya devam edeceğiz."

    şimdi kim yazdı bilmiyorum, allahtan da bilmiyorum, ama açıkça tübitak'ın ne çeşit gerizekalılara teslim edildiğinin göstergesidir bu. nokta yerine virgül kullanma gibi utanç verici yazım hatalarını geçiyorum. ne allah rızası ne alaka? elimizden geldiği sürece ne alaka? konu ne? bize ne? ne demek istiyorsun? ne demek istediğini bilmeden cümle sallayanlara gerizekalı dendiğini bilmiyor musun?

    cümlenin bir tutam akıllı sürümü şöyle olabilirdi:
    "biz önce allah rızası için sonra da özgür yazılıma sahip çıkabilmek için uğraşıyoruz."

    gözünü seveyim. ne allah rızası? kendi içinizde tutamıyormusunuz allah sevginizi ille millete duyurmak "ben dinciyim" artisliğinizi çekmek zorunda mısınız? konu ile ne alakası var? ulan üretim ekonomisi falan diyoruz bu kafalarla imkanı yok.

  • "ben yalana, haksızlığa gelemiyorum abi" benzeri sözler. bir de bunları, kendilerinden bahsederken inanılmaz özelliklermiş gibi satmıyorlar mı. aynen canım kardeşim bir tek sen gelemiyorsun böyle şeylere. mesela bizler yalan söylendiğinde ya da hakkımız gasp edildiğinde karşımızdakine bizi kandırdığı için plaket veriyor ve çok mutlu oluyoruz.

  • birkaç sene önce ev değiştirirken benzerini bizzat yaşadığım hadise.

    acayip bir heyecan var. güzel bir sitede, oldukça iyi sayılabilecek bir fiyata, tam da istediğimiz şekilde bir daire bulmuşuz. hanımla çok heyecanlıyız. araya tuhaf finansal dertler giriyor ama bir şekilde hallediyoruz.

    ona göre çok uzun süre bizim kahrımızı çeken bazı ev eşyalarını da bu vesile ile yenilemek istiyor evin dişisi. tamam ulan diyorum. yepyeni bir hayat. resmen resetlicez yani. herşeyi...

    yenilerin finansmanına biraz olsun katkıda bulunsun diye ikinci el eşya alanlara fiyat soruyorum kimse almak istemiyor. ya da ölmüş eşek fiyatının yarısını veriyorlar. sinir oluyorum . sahibinden sitesinde, zamanında çok özenerek aldığımız hatta neredeyse bir araba fiyatı bayılıp ve tamamen eski evimiz için özel olarak dizayn ettirdiğimiz eski koltuk takımını, camdan sehpaları, bütün ayakları kırıldığı için komple tamirden geçmiş yemek odası takımını ve takımın dibindeki aynalı konsolu (ölmüş eşek fiyatının yarısı*1.1) fiyatına satılığa çıkarıyorum. ulan diyorum, ihtiyacı olan birisi ucuza alsın, ikinci elcilerin elinde paralanacağına bir öğrenciye gitsin, hem bilirim adamı, anlatayım eşyaları, hatıralarını...belki o dda özenir bizim gibi...onlara iyi bakar...asıl derdim taşımaya hiç karışmamak, eşyalar hakkaten çok ağır ve büyük çünkü. gelsinler, eşyaları evden alsınlar...

    akşam oluyor arayan soran yok. halbuki fiyat çok düşük...

    allah allah diyorum, ilana giriyorum, bir mesaj 'abi hayırlı olsun, inşallah ihtiyacı olan birisi alır, keşke ben de alabilsem'

    'e alsana kardeşim işte fiyatı bu' diyorum 'abi o benim için pahalı diyor, evleniyorum çok masraf oldu' diyor

    cevap vermiyorum...birkaç gün geçiyor. eşyaların durumunu tam yazdığım için kimse aramıyor. arayanlar ise hem yarı fiyat teklif ediyor hem de ikinci elci çıkıyor... ne de olsa tamir görmüş masa, bi köşesi hafif sökülmüş koltukları istemiyorlar. bir de nedense telefonda konuşurken semti bile sormuyorlar ama dairenin kaçıncı katta olduğunu soruyorlar, beşinci kat deyince telefonlar hızla kapanıyor.. yani adam beylikdüzünden kartala gelebilir ama beşinci kattan düzgün şekilde eşya indiremez... iyice sinirleniyorum....

    bu arada evlencek elemanla internette muhabbeti ilerletiyoruz. muhitini, düğün tarihini, yerini filan hepsini anlatıyor.

    artık yeni eve taşınmamız lazım. eski evi de sattık, adamlar temizliğe gelecekler. tüm eşyalar taşındı bir bu satılıklar kaldı evde.

    başka da teklif gelmeyince, adamı arıyorum, gel ulan diyorum, madem evleniyorsun, benim de katkım olsun sana... para da istemicem diyorum ama şartım nikah davetiyesi ve eşyalara hiç dokunmayacam...adam çok seviniyor.

    ertesi gün geliyor. genç birisi. elinde davetiyesiyle birlikte. kimliğini de kontrol ediyorum. gerçekten de nikaha bir ay gibi bir süre var. mahalleden bir kamyonet bulmuş, şöför dahil üç kişiler ama şöför hiç bir işe bulaşmıyor. zaten güç bela ikna olmuş, arada soruyorum 'iyilik yaptın' diyor, 'evlenecek' diyor, 'zorla beni de ikna ettiler' diyor. sevabına gelmiş ama taşımaya karışmam demiş...

    iki genç hevesle dalıyorlar eşyalara, ama her seferinde beş kat in çık asansör de yok, zorlanıyorlar...herşey güç bela çıkıyor evden... hepsi kan ter içinde kamyonete konuluyor. bir tek üçlü koltuk var. taşıması gerçekten zor. çok geniş, benim gibi 1.94lük bir adam için özel yapıldı çünkü, illa ki üç kişi taşımak lazım. eve ilk kez girmesi bile olay olmuştu. iki genç uğraşıyorlar didiniyorlar, çıkmıyor salondan, terler damlıyor her taraflarından ama çıkmıyor işte. bizimkisi aşağıda sigara üstüne sigara içen şöförü çağırmaya karar veriyor.

    ve cebinden telefonu çıkarıyor.

    iphone.

    arıyor 'abi bi gel be... noolur be..bak son kaldı be...abi o kadar geldin, yapıver bu iyiliği de be...' diye uzuyor konuşma.. adam kulağında iphone'la resmen aşağıdaki şöföre yalvarıyor, benim ise nutkum tutulmuş, olduğum yerde telefona odaklanıyorum.

    adama evleniyor diye ikinci el eşyaları veren bende yok o telefondan.

    hayatımda acıyla gülümsediğim ender anlardan birisidir.

  • polislerin türk vatandaşına saldırmasına kızan akp'li sözlükçüleri ortaya çıkarmış olay. olm türk vatandaşına türk polisi saldırırken ses çıkarmadın elin gavurunun saldırmasına mı tepki gösteriyorsun?

  • yerli tohumun bop eşbaşkanlığı projesi kapsamında yasaklanarak israil tohumlarının devreye girmesinden kaynaklanmaktadır.
    allah bunun da hesabını soracak!
    türk tarımını bu duruma getirenlerin allah ömründen alsın domatese patlıcana hıyara versin!

    edit:
    bir çaylak mesaj atıp bana :
    (#108034321) geri zekalı provokatör yerli tohum nerede yasak?
    31.05.2020 17:33 ...

    ekonomik değil diye çiftçi yapmıyor
    31.05.2020 17:33 ...
    demiş,
    evet mazot fiyatını, tarladaki suyun ve suyu sağlayan elektriğin fiyatını yüksek tutan, yerli tohum ekmesin, tarım yapılmasın diye çiftçiye elinden gelen kötülüğü yapan 18 yıldır tek başına iktidarda olan cehape bu işin suçlusu, ben de bu işin geri zekalı provakotörüyüm!