hesabın var mı? giriş yap

  • demirtaş'ın kırşehir'de cacabey meydanı’nda toplanan binlerce kişiye şu sözleri söylediği mitingte gerçekleşmiştir:

    “modern çağın köleleri gibi çalıştırılan kardeşlerim, taşeron işçilik diye bir şey olmayacak. evde çalışan kadınlar, sigortanız olmalı, emeklilik hakkınız olmalı. elinde para sayma makinesi olandan daha çok vergi alacağız. tarımda kendi kendine yeten 7 ülkeden biriydik, bugün çiftçi kendi karnını doyuramıyor. küçük üreticiyi bitiriyorlar. kanada’dan mercimek ithal ediyorlar. tarım bitiyor. tarım biterse köy biter, köy biterse kültür biter.”

    adam "taşeronlaşma" diyor, "tarım bitiyor" diyor, "köy biterse kültür de biter" diyor ve faşistler saldırıyor.

    tek bir kaynağı olan ve kimlerin gönderdiği, kimlerin kolladığı çok belli olan faşist saldırı.

  • -eğer limonlu ya da sade kek yapıyorsanız mutlaka nişasta kullanın. mesela tarifinizde 3 su bardağı un varsa bunun 2 bardağını un, 1 bardağını nişasta olarak koyun. nişasta keke ekstra güzel bir doku kazandırıyor.
    -çikolatalı ya da kakaolu kek yapıyorsanız içi hafif nemli bir kek elde etmeniz önemli. bunun için denemelerime göre keke su katmak etkili bir yöntem oluyor. likit malzemelerinizi 1 çay bardağı su, 1 çay bardağı yağ, 1 çay bardağı süt şeklinde uygularsanız daha iyi bir sonuç almanız muhtemel.
    -havuçlu cevizli kek yaparken mutlaka havuçların suyunu sıkın ve un miktarını doğru ayarlayın. yine denemelerime göre toplamda 1 su bardağı likit malzeme kullandıysanız 2.5 su bardağı un yeterli oluyor. ama havuçlarınız çok suluysa 1-2 yemek kaşığı daha un ekleyebilirsiniz.
    -ıslak kek yaparken püf nokta ise kesinlikle az un kullanmak. ne kadar az un kullanırsanız kekiniz sosunu döktüğünüzde o kadar ıslak olur. bu kek tipi için de 1.5 su bardağı un ideal oluyor bence.
    -malzemelerin oda ısısında olması, yumurta ile şekerin güzelce çırpılması, toz malzemelerin elenerek eklenmesi, ilk yarım saat fırın kapağını açmamak, fırını önceden ısıtmak, 170 derecede pişirmek gibi hepimizin bildiği püf noktaları da ekleyip entrymi sonlandırarak kek yemeye gidiyorum.

  • açık ara en sevdiğim satranç oyuncusudur tal. oyununu genel olarak değerli taşları feda ederek rakibin savunma dengesini bozma üzerine inşa etmiş ve bu sayede bir efsaneye dönüşmüştür. tal'ın hamlelerinin çılgınlığına kıyasla tarihin en saldırgan hücum oyuncusu olan kasparov bile makul ve öngörülebilir bir oyuncu olarak kalır.

    ilk dönem maçlarında yaptığı at, fil ve kale fedalarını rakipleri memnuniyetle kabul ederken şöhretinin arttığı sonraki zamanlarda bir piyon bile almaksızın sunduğu vezirini yemekten kaçınmaya başlamıştır insanlar.

    satrancın ronaldinho'su, magic johnson'ı gibidir mihail tal. gelmiş geçmiş en büyük satranç dehası değildir belki ama oyunu en estetik oynayan ve izleyenlerde en çok hayranlık uyandıran adam olduğu -bana göre- kesindir.

  • adamın biri bara girmiş.

    üç duble viski içtikten sonra barmene dönmüş ve;

    -“ödeyecek param yok, ama cebimde 25 santimlik bir piyanist var. sana istediğin her şarkıyı çalabilir..” demiş.

    barmen sert bir ses tonuyla;

    -“hadi oradan sarhoş” demiş.

    adam o anda elini cebine atmış. 25 santim boyunda gerçek bir piyanist çıkarmış. üstelik piyanosu da önünde...

    barmen şaşkın bakışlarla;

    -“türk marşı” diyebilmiş kısık bir ses tonuyla.

    bir döktürmüş ki sormayın, 25 santimlik piyanist...

    -“bu nasıl iş” demiş barmen şaşkınlık içinde barda içen adama...

    adam cevap vermiş;

    -“hurdalıkta bir lamba buldum, bin yıllık. parlatmak için ovarken içinden bir cin çıktı. bin yaşında, çökmüş ve kulakları da zor duyuyor.”

    elini öbür cebine atmış, çok eski bir lamba çıkarmış. barmenin önüne koymuş.

    -“ovala ve dilek dile” demiş...

    barmen ovalamış lambayı hakikaten ihtiyar, ayakta zor duran bir cin...

    cinin bir eli kulağında; “haa... hii...” deyip duruyor barmene...

    barmen düşünmüş ve hemen bir dilek dilemiş;

    -“burada bu sigara dumanı ve içki kokuları arasında, iki ciğerim de perişan hale geldi. bana iki yeni ciğer” demiş.

    hooop!..

    barın başında, pos bıyıkları, kocaman şapkaları, yeşil kırmızı kılıkları ile iki yeniçeri belirmiş.

    barmen adama dönmüş ve;

    -“bu nasıl bir cin?!.. yeniçeri değil, yeni ciğer istemiştim” demiş.

    adam barmene cevap vermiş;

    -“ya ben 25 santimlik piyanist mi istedim sanıyorsun!.."

    debe için teşekkürler. fıkraların devamı gelecek... :)

  • cumartesi üzerimde kara bulutlar dolanırken iyi gelen filmdir. bir kez daha hatırlatır insana bizi mutlu edecek de mutsuz edecek de biz kendimiziz ötesi yok. ve yaşadığımız hersey bizi biz yapandır o yüzden iyi ki yaşanmıştır. bir de uzun zamandır görmezden geldiğim bahar gelse de çadırimi alıp kamp atsam duygularımı yeniden dile getirmiştir. bu iyi olmamıştır işte.

  • olm adam alkollü araç kullanarak koca bir aileyi yok etmiş. 8 paragraf, utanmadan, soma’daki madencileri filan işin içine karıştırıp kendisini savunan olmuş.

    alkollü direksiyon başına hanginiz geçiyorsa, potansiyel katil olduğunuzu kabul ediyorsunuz demektir. terbiyesizlik yapmayın.

    dua etsin kendisi bu felakete türkiye sınırları içerisinde sebep oldu. garip memleket burası. yoksa böyle 3-4 sene yatıp, tekrar bırak işe dönmeyi, gün yüzünü zor görürdü paşa hazretleri.