hesabın var mı? giriş yap

  • ebesinin amı artık.

    akbank internet’in kurumsal mobil girişinde az önce şifre değiştirirken karşıma çıkan uyarı. bireyselde de böyle mi bilmiyorum.

    bu kriteri tutturacağız diye şifreleri sağa sola yazıyoruz daha büyük güvenlik açığı oluyor.

  • ben: baba bana elhamı öğret, öğretmen istiyor
    babam:
    elhamdürüsiyle
    kızlar sürüsiyle
    hergün birisiyle
    yarabbi şükür allahım

    ben: aman be baba
    babam: oğlum ne var, hocanız bile bilmez bunu, hem bir tutarsa duan, ehi ehi
    ben: ablam gibi dayak yiyeyim sonra değil mi* ? .. anneee , bana elhamı öğret...
    babam: dur ben sana elemtereyi de öğreteyim.
    elemtere ellipara
    babam gider kochisara.... nereye gidiyon, daha bitmediki
    annem: offf bey offf, cocukların hepisini göndereksin cehenneme, günaha giriyorsun
    babam: ehi ehi ehi he

    * ablam ilkokul birde "kuran kursuna gideceğim" diye tutturur, bizimkiler her zamanki kayıtsızlıkları ile aman gidersen git derler. ablam ilk gün gelir ve babama, "baba bana sübhanekeyi öğret, hoca istedi" der, ertesi gün kursa giden ablam biraz sonra yüzünde şamar iziyle kıpkırmızı şeklide eve döner. şimdi babamdan ablama öğretilen sübhanekeyi dinliyoruz:

    sübhaneke
    sümbülteke
    anam eke
    babam teke

    diye gidiyordu hatırladığım kadarıyla. bu arada babamın 9 yaşından beri beş vakit namazını kılan, orucunun birgünün bile kaçırmayan bir insan olduğunu belirteyim

    (bkz: niye benim babam herkesin babası gibi değil)

  • tarihi eserlerin reklamını yapıp ülkeye turist çekeceğine gördüğü yerde namaz kılmaya çalışan bir zihniyet...

    hiç cami yok ya ülkede.

    edit: ne sövmüşsünüz be:) tamam ulan kılın. hatta şehitler köprüsünü de cami yapın, yazın orada kılarsınız.

  • kızımın sabah saat 7:00'de gözlerini dünyaya gözlerini açtığı gündür. tarihe not düşelim.

  • pozitif psikoloji olarak tabir edilen dalda bilimsel çalışmalar veren martin seligman'ın ortaya attığı bir kavram ve 1990 tarihli aynı adlı kitabı. aslında adam daha önce sunduğu öğrenilmiş çaresizlik olgusunu nasıl tersine çevirebiliriz hakkında fikirlerini söylüyor ve çalışmalarını sunuyor. bilindiği üzere mutluluk veya mutsuzluğumuzun çoğunlukla sebebi etrafımızda olan bitenlerin kendisi değil de, o olan bitenleri nasıl algılıyor olduğumuz, yani aslında hayata karşı gözlüklerimiz. o gözlükler de kişinin karakterinin yanında yaşamı boyunca edindiği tecrübeler, öğrendiği paradigmalar ile şekilleniyor. seligman işte bu gözlükleri hayata daha iyimser bakacak bir hale getirebilir miyiz diye soruyor.

    kitabın temelinde iyimser ile kötümser insanlar arasındaki hayata bakış farklılıkları anlatılıyor. iyimserler de kötümserler de aynı dünyada yaşayıp aynı şartlara maruz kalıyorlar ama birbirleri arasında mutluluk ve hayattan zevk alma konusunda fark var. bunları şu şekilde sıralıyor:

    - iyimserler başlarına gelen kötü olayları gelip geçici ve hayatlarının genelini etkilemeyecek olaylar olarak görüyorlar. dolayısıyla hayatın genelinin iyi geçeceği beklentisine sahipler. kötümserler "kötü herşey de beni buluyor, ben zaten talihsizim, şanslı olsam anamdan kız/erkek doğardım vs." gibi hayatlarının genelinin zaten kötü geçtiği/geçeceği beklentisine sahipler. bu nedenle başlarına gelen kötü olayları bu inançlarının sağlaması, iyi olayları ise gelip geçici bir şans olarak görüyorlar.

    - iyimserler başlarına gelen kötü durumları sadece hayatlarının belli bir alanında olabilecek bir kötülük olarak görüp, hayatlarının geneli için negatif bir tutuma girmiyorlar. yani sporda başarısızlık yaşayan bir iyimser, bunun kendisinin genel anlamda beceriksiz/başarısız birisi olduğu yargısıyla genellemiyor. kötümserlerin ise başlarına gelen her kötü olayı hayatlarının genel kötü gidişatının bir başka yansıması olarak algılıyor.

    - iyimserler hayatlarında yaşadıkları kötü olayları dış faktörlere bağlama, iyi olayları ise içselleştirme eğilimindeler. bu nedenle kendi benliklerine karşı daha olumlu bir tutumları var. kötümserler ise başlarına gelen kötü olayları içselleştirip, zaten kendileri kötü (başarısız, çirkin, aptal, beceriksiz, iyi şeyleri haketmeyen) oldukları için bu olayların başlarına geldiklerini düşünüyor.

    bu şekilde iyimserler ile kötümserler arasındaki farkları belirleyen seligman, bundan sonra kötümser kişilerin hayata daha iyimser bakabilmeleri konusunda kendilerini değiştirmelerinin mümkün olup olmadığını sorguluyor. iyimser ve kötümser olmayı belirleyen temel faktörün kişinin kendisiyle olan öz iletişiminin nasıl olduğunu söyleyerek, bunun değiştirebilme konusunda neler yapılabiliri tartışıyor.

    önerdiği yol kısaca, başınıza kötü bir olay geldiğinde öncelikle bunu kişiselleştirmemek, içselleştirmemek ve genellememekten geçtiğini belirtiyor. yani bir konuda başarısızlık yaşadığınızda bunun kendi beceriksizliğinizden kaynaklanıp zaten "ne yapsam olmuyor" psikolojisine girmek yerine, o işi başarmanın mutlaka bir yolunun olduğuna inanma, yaşanan başarısızlığı geçici bir durum olarak görme ve sorunları çözebilmek için başka yollar arama ve denemeye devam etme kararlığındaki bir zihin yapısına ulaşmayı tavsiye ediyor. başkasının size karşı yaptığı, size ters gelen bir hareketi olduğunda öfkelenmek ve/ya ben hakettim demek yerine, o kişinin o anda o şekilde davranmasının sizin bilmediğiniz başka bir nedeni olabileceğini, kendi kendine üzülmek yerine kendine güvenli davranıp uygun bir vakitte o kişiye neden öyle davrandığını sormayı ve kendi hissettiği duyguları açmayı planlamak gibi daha proaktif bir yaklaşım ile daha iyimser bir ruh haline ulaşma egzersizleri yapılabileceğinden bahsediyor.

    bence ilginç ve okuması, öğrenmesi yararlı konular bunlar.

  • büyüdüğünde büyük ihtimalle dünya üzerinde 2 tür müzik olduğunu sanacaktır:

    1- hareketli çalışmalar
    2- duygusal çalışmalar

  • başlık: franz kafka nın evine temizliğe gittim

    entry: evin her bi köşesine raid koydum, gebersin pezemenk.

  • elini kolunu sallaya sallaya giren milyonlarca mülteci ve aralarındaki tetikçiler değil de istiklal'deki banklarmış problem. tüm sorunlarımız çözüldü çok şükür.