hesabın var mı? giriş yap

  • dünyanın topyekün ısınması olayıdır.
    aslında uzun dönemlere bakıldığında dünyanın sıcaklığının hiç bir zaman sabit kalmadaığı görülür. dünyamız yüzlerce milyon yıl süren sıcaklıkların ardından onlarca milyon yıl süren soğuk dönemlere girmektedir, bu soğuk dönemler içinde yüz bin yıllık periyotlarla on bin yıl süren sıcak dönemler bulunmaktadır, bu sürenin içinde de onlarca ya da yüzlerce yıl süren hafif soğuk, sıcak dönemler bulunmaktadır. sıcaklıklar bu şekliyle üst üste binmiş dalgalar şeklinde düşünülebilir. büyük bir dalganın üstünde daha küçük dalgalar o dalgaların üstünde de daha küçük dalgalar vardır büyük dalga alçalışta olsa bile bir kaç yüz yıllık ısınmalar gerçekleşebilir.
    bu sıcaklık değişimlerinin nedeni tartışılmakla birlikte bir çok bilim adamı, güneş lekeleri, volkanik faliyetler, dünyanın yörüngesinde doksan beş bin yılda bir gerçekleşen basıklaşma, dünya eksenindeki küçük kaymalar... gibi çeşitli sebeplerin ısınma ve soğuma olaylarına sebep olduğu tahmin ediliyor.
    dünya son olarak bundan elli milyon yıl kadar önce soğuk bir döneme girdi ve hala o soğuk dönemin içindeyiz, bu dönemde daha önceden üzerinde tundra benzeri ormanlar olan kutup bölgeleri buzla kaplandı. sıcaklıklar ciddi biçimde düştü, bir çok canlı değişime ayak uyduramayarak yok oldu.
    bu soğuma periyodununu son bir milyon yılında gezegenimizin en az dokuz kez iyice soğuduğu ve buz tabakalarıyla kaplandığı biliniyor. şu an ise bundan elli milyon yıl önce başlayan soğuk dönemin içindeki sıcak dönemlerden birinin içindeyiz, tarihi kayıtlar ve görece yakın dönemdeki bulgular incelendiğinde bu dönemin sonunda olduğumuzu bile söyleyebiliriz. başka bir deyişle dünyamız şu anda soğuma eğiliminde olmalı ve bir kaç yüz ya da bin yıl içinde tekrar buzullarla kaplanmalı. ancak 20. yüzyıldaki kayıtlar gösteriyor ki dünya tersi yönde ısınıyor. hatta söylenebilir ki son 1200 yıllık dönemin en sıcak günlerini yaşıyoruz.

    bugün dünyada sıcaklık dengesini kuran çeşitli unsurlar vardır. mesela antartika dünyanın buzdolabıdır denilebilir. kar dünyaya gelen ışığın % 80-90 ını aynen yansıtır ve bölgenin oldukça soğuk kalmasına sebep olur.
    diğer bir unsur taşıyıcı bant olarak bilinen okyanus akıntısıdır. bu akıntı sıcaklığa göre zaman zaman deniz yüzeyinde zaman zaman suyun altında çok çok büyük miktarda su taşır. bu akıntı bir periyodunda dünyanın etrafında bir kaç tur atacak kadar mesafede su taşır bu sırada bir bölgedeki sıcak ya da soğuk havanın başka bir bölgeye taşınması görevini de yapar. şimdi bu akıntınını izlediği yoldan bahsetmeyeceğimi belirtmekle birlikte verdiğim bağlantıdan bir göz atmanızı tavsiye ederim: http://www.kirsehirsivilsavunma.gov.tr/…mage005.jpg

    son yıllarda bilinen bir gerçek ısıl dengemizi sağlayan buzulların sıcaklık artışı yüzünden hızla eridiği. peru kili adalarındaki qori kalis buzulu 1995 yılında otuz metre geri çekildi, tiyen şan dağlarındaki buzullar son kırk yılda %20 küçüldü, yeni zellandadaki buzullar son yirmi yılda kütlelerinini % 20 sini kaybetti... örnekler çoğaltılabilir. dünyanın ısındığına dair daha bir çok kanıt olmakla birlikte bunların en önemlisi bir buçuk yüz yıldır tutulan direkt sıcaklık kayıtları.

    dünyanın ısınması konusunda önemli bir faktör de atmosferimiz ve sera etkisi. yer yüzüne ulaşan güneş ışınları onu ısıtır ve bu ısı kızıl ötesi ışınlar şeklinde yer kabuğundan tekrar ayrılır. ne var ki atmosferimiz içeri giren güneş ışınlarının aynı şekilde çıkmasını engelleyen ve bu sırada dünyayı ısıtan bir yapıya sahiptir. bu konuda sera gazları olarak bilinen gazlar oldukça etkili olmaktadır; bu gazların başta gelenleri su buharı karbondioksit ve metan olmakla birlikte dünyadaki sera etkisinin %75 inin su buharıyla gerçekleştiği bilinmektedir. bu gazların ısıyı tutmaması halinde yer kabuğunun sıcaklığının -18 dereceye kadar düşeceği tahmin edilmektedir, aksine bu gazların artıp fazla ısı tutması ise dünyayı çok çok sıcak bir gezegen haline getirebilir.

    bilim adamları son yüz yılda gerçekleşen ısınmanın sebebinin karbondioksit olduğu kanısındalar ziraa bu maddenin atmosferimizdeki seviyesi son iki yüz bin yılın en üst noktasında. son yüz yıldır yapılan araştırmalar gösteriyor ki dünyadaki karbondioksit miktarının iki katına çıkması gezegenimizin sıcaklığını 6 derece arttırıp, hayatı alt üst edebilir ve yine çalışmalar göstermektedir ki geçtiğimiz yüz yılda bu gazın miktarı %25 artmıştır.

    bugün atmosferimizde 750 milyar ton kadar karbondioksit bulunuyor. fosil yakıtlar her yıl 7 milyar ton kadar karbondioksit saçarken bitkilerin soluması 50 ormanların yok edilmesi 3 topraktan gerçekleşen salınım 50 okyanuslardan gerçekleşen salınım 100 milyar ton karbondioksiti atmosferimize veriyor. diğer yandan bitki foto sentezi 100 milyarton gazı çekerken okyanuslar 104 milyar ton gazı yine bünyelerine alıyor (okyanuslar için aradaki 4 milyar ton sudaki bitkilerin gerçekleştirdiği fotosentezden geliyor) bu değerleri toplayıp çıkarttığımızda görüyoruz ki her yıl 207 milyar ton gaz atmosfere salınırken 204 milyar ton gaz geri emiliyor. bu da her yıl 3 milyar tonun atmosfere salındığı anlamına geliyor ve yakıt tüketiminin artması her yıl bu sayıyı arttırıyor. ne var ki gezegenimizdeki fosil yakıtlar karbondioksit miktarını 5-10 katına çıkarabilecek düzeyde. bu şekilde devam ederse 2050 yılında karbondioksit miktarı 1850 dekinin iki katına (1850 yılındakinden 6 derece yüksek sıcaklık demek) 2100 yılında ise üç katına çıkacak.

    dünyanın ısınmasına sebep olan diğer gaz ise metan. metam moleküllerinin ısı tutma yeteneği karbondioksit moleküllerinin kinin 20 katıdır ne var ki bu gaz atmosferde çok az miktarda bulunur. fakat petrol ve doğal gaz kuyuları her yıl çok büyük miktarda metanı atmosfere salmakta ve bu gazın miktarı her yıl %1 artmaktadır.

    sera etkisinin en büyük sebebi ise su buharıdır (küresel ısınmanın değil sera etkisinin). atmoferdeki su buharının artması çok ciddi bir ısınmaya sebep olurken bu ısınma okyanusların buharlaşmasıyla su buharı miktarını arttırır bu ise daha fazla ısıya sebep olur. bu durumda su buharı kendi başına bir ısınma sebebi olmamakla birlikte diğer gazların başlattığı ısınmaya büyük miktarda katkıda bulunmaktadır.

    bugün ısınmanın sebebinin insanların yaydığı bu gazlar olduğu henüz kanıtlanamamış olmakla birlikte çoğu bilim adamı küresel ısınmanın varlığına inanmaktadır.

    gelecekteki hava olaylarını tahmin etmek için iklim modelleri kullanılmaktadır, yaygın olarak kullanılan iklim modelleri önümüzdeki elli yıl içinde 1-5 derecelik sıcaklık artışı öngörmektedir. başka bir deyişle havanın daha da ısınacağından herkes emin fakat bunun ne ölçüde olacağı bir tartışma konusu. 1 decerelik artışın bu günkü toplumsal düzeni fazla etkilemeyeceği düşünülürken 5 derecelik artışın tüm yaşamı alt üst edeceği iklimleri tamamaen değiştireceği ve bir çok türün yok olmasına yol açacağı kesin.

    dünyanın 3-5 derece ısınmasının bir çok etkiye yol açacağı kesin. gezegendeki karbondioksit artışı tarımı biraz olumlu etkileyecek olsa da sıcaklığı değişimi bir çok bölgeyi kurak araziye dönüştürecek, bütün iklimler ve sıcaklık akışı değişecek, sıcaklık akışının değişmesi fırtına, kasırga, ve sürekli rüzgarların yönünü değiştirecek. bir çok yeni bölge fırtınalara maruz kalırken, rüzgar hatlarının değişmesi başta elektrik üretimi olmakla birlikte çok şeyi değiştirecek. yağmur hatları tamamen değişecek, ve gezegene tahminen daha fazla su düşecek deniz kıyısındaki bir çok bölge sular altında kalırken özellikle alçak ülkelerin %10 a kadarlık bir kısmı sular altında kalacak (bkz: bengaldeş).yağmur hatlarının ne şekilde değişeceği bilnmemekle birlikte bir çok ülkenin tarım politikasını değiştirmek zorunda kalacağı, ekonomik dengeleri sarsacağı ve çeşitli fakir ülkelerde açlığa sebep olacağı kesin. küresel ısınmanın etkilerinin saymakla bitmeyeceği biliniyor fakat bunlardan önemli bir tanesi taşıyıcı bant ın (hani adres falan vermiştim ya o bant) durma ihtimali (bkz: felaket senaryosu). ne gibi bir sıcaklık artışının bu bantı durduracağı bilnmemekle birlikte, tortular üzerinde yapılan çalışmalar bu bantın daha önce bir kaç kez durduğunu gösteriyor. bu durumda antartikanın kafayı yemesi, kuzeyden gelen soğuk sularla soğuyan hint okyanusunun bantın durmasıyla aşırı ısınması, muson yağmurlarının çıldırması, güneyden gelen sıcak sularla ısınan kuzey avrupada sıcaklıkların 10 derece düşmesi... muhtemel. taşıyıcı bantın durması küçük bir ihtimal ve bir felaket senaryosu olmakla birlikte 3-5 derecelik bir ısınma buna benzer -sürekli rüzgar hatlarınını durması ya da yön değiştirmesi, yükselen denizin temiz su kaynaklarına çok ciddi hasar vermesi ve dünyada bir su sorunu belirmesi, yüksek sıcaklıkta daha iyi mutasyon yeteneği kazanan virüslerin yeni hastalıklara sebep olması, böcek yumurtalarının ölmesini sağlayan gece ve kış soğuklarının hafiflemesinin sivrisinek popülasyonunu çok ciddi biçimde arttırıp her yıl fazladan bir milyon kişinin sıtmadan ölmüne sebep olması gibi- gerçekleşme ihtimali az olan bir çok yeni felaket seneryosunu beraberinde getirir ki bu durumda bu senaryolardan en azından birkaç tanesinin gerçekleşmesi muhtemeldir.

    söylediğim gibi gezegenimizin soğuması gerekirken, yaşadığımız ısınmanın periyodik bir döngü olmadığı ve küremizin bizim yüzümüzden ısındığı fikri, kanıtlanamamış olsa da bir çok bilim adamınca doğru kabul ediliyor ve bunun dünyayı tamamen değiştirebileceği biliniyor. sebebi hangi ülke olursa olsun ısınmanın bütün dünyayı alt üst edebileceği bir gerçek (bkz: anlatım bozukluğu).
    bu durum insanın aklına gorbaçovun şu sözünü getiyor: "önümüzdeki yüz yıllarda çevre koşulları dünya çapında bir yıkıma yol açtıkça, askri değil ama ekolojik güvenlik tüm ulusların en çok önem verdiği konu olacak"**

  • 3 yaşındaki çocuğa bu durumu nasıl izah edebilmişler dedirten olay.
    ben 3 yaşındaki kızıma "senin baban değilim" desem "hayır babamsın" diyip ağlar, ben de onunla ağlarım.

  • uçakta olmuş başka yerde olmuş hiç farketmez. türkiye gerçeğidir.

    vakti zamanında ( bu yaz başı ) adanaya gidecek uçağa binmek sebebiyle kadıköyden iett otobüsüne bindim ki sabiha gokcene gideyim. sabahın 7 si falan. 2 tanede müptezelligin dibine vurmuş kafaları beton olmuş gençte bindi. tabi mevzu para vermem beleş binerime döndü. şöföre ana avrat sövmeler keserim lan gırtlağını tarzında muhabbetler. tabi şöför amcam dayanamadı koca otobusu içindekilerle durdurdu polisi çağırdı. otobustekıler galeyan - hadı gıdelım ucaga yetısecegız , bız sızın kavganızı seyretmek zorundamıyız falan. polis geldi gençler sakin olun adam olun minvalinde kelimeler söyledi basti gitti. ne zaman ki elemanlar pendik civarinda inmek için hareketlendi o zaman film koptu. arka kapıdan gelen iki eleman on kapıdan yolcu alan soforu cektı dısarı cıkarttı. rahat 60-70 olan otobusten ben ve bir genc cocuk dısında bır allahın kulu ınmedı. ben kı boyle durumlarda belayı direk ustume cektıgımden alıskınım. cocuklardan bırının salladıgı kemerın tokası kaşıma geldı ıkıncı salladıgı kemerı savusturdum benı pas gectı otobusun camını tuzla buz etti. hala otobusten ınen bir kisi yok. hea sonuc ne oldu. sofor amca bıraz hırpalandı ama 2 muptezelin anasının amınıda pendık koprusu asfaltına gomduk 3 kişi.

    bu uçaktaki yaşananın da pek farkı yok.

    gercı olan bızım kaşa oldu. o şekilde toplantıdan toplantıya girdim : )

  • bazılarına göre bir komplo teorisi olan inanış. şimdi, epey eskiden alınmış bazı ürünlerin hayvan gibi dayandığına pek çoğunuz şahit olmuşsunuzdur. şimdiki tasarımlar, ürünleri ufaltmaya çalıştığı ya da donanım özelliklerinin artmasından ötürü veya firmaların kasti ibneliğinden kaynaklı mı bilemiyorum ama kesinlikle daha kısa ömürlüler. en azından bir şekilde ya hızlıca zamana yenik düşmesi isteniyor, ya yan ürünlerine para bayılıp müptelası oldurulmaya çalışılıyoruz veya gerçekten garanti süresinden kısa bir süre sonra çöp olması isteniyor.

    özellikle ev eşyası, tekstil ve teknoloji ürünlerinde bu anlayış çok göze çarpıyor. şimdi asıl mesele bunu ben böyle inanıyorum diye açıklamak değil; bunun gerçek olma olasılığının irdelenmesi. mesela kulaklıklar üzerinden bu konu irdelenmiş biraz.

    demem o ki parasını versen de yüzde 99 güven aralığında, kalitesiz kumaştan, bir yerinden pörtleyen kazaktan, yırtılan pantolon ve ayakkabılardan, bozulan aygutlardan; kırılan eşyalardan kurtulamıyorsun. lan bizim 20 senelik emektar eşyalar bile sizin gibi değil. 20 senelik buzdolabını değiştirmek için, "yeter artık bozul" diyerek annemin buzdolabını tekmelediğini hatırlarım. yine de bozulmamıştı o buzdolabı. şimdikilere kötü söz söylesen bile 2 güne pert olur.

  • adanalılar'ı sinirlendiren sözcük*. konunun tarihsel boyutu da şu şekildedir aslında:

    osmanlı zamanında ii. mahmud dönemindeki mısır valisi kavalalı mehmet ali paşa'nın osmanlı üzerine yürüyerek kütahya'ya kadar osmanlı'yı bozguna uğratması sonucu, ii. mahmut konstantiniye'nin* de işgale uğrayacağından korkmuştur. bu nedenle çarlık rusyası'yla hünkar iskelesi anlaşması yapmıştır kendisini kendi valisinden koruması için*. boğazların çarlık rusyası'nın kontrolüne geçeceğinden korkan ingiltere ve fransa kavalalı mehmet ali paşa'yı* osmanlılar'la barışa zorlamışlardır ve 1833 yılında osmanlılar kendi valisiyle* kütahya antlaşması adı verilen bir antlaşma yapmaya mecbur bırakılmıştır. bu antlaşmaya göre mısır, suriye ve girit valilikleri kavalalı mehmet ali paşa'ya, cidde ve adana valilikleri oğlu ibrahim paşa'ya bırakıldı.

    her ne kadar ii. mahmud'un bunu içine sindiremeyip nizip'te* tekrar kavalalı mehmet ali paşa'nın ordusuyla savaşması ve osmanlılar'ın yenilmesine rağmen 1841 yılındaki londra konferansın'da hegemon güçlerin* bastırması sonucu kavalalı mehmet ali paşa adana ve girit valiliklerini osmanlı'ya bırakmak zorunda kaldıysa da 1833-1841 arasındaki 8 yıllık zarfta ibrahim paşa* mısr'dan getiridiği işçi köylüleri adana'ya yerleştirerek şeker kamışı, pamuk, buğday yetiştirmelerini sağlamıştır. mısır'ın yerel dilinde köylü anlamına gelen fellah denen bu insanların nüfusu kentte bir hayli artmıştır. fakat adana'nın 1841'den sonra osmanlı'nın tekrar eline geçmesiyle ii. mahmut şehrin demografisini türklerden yana değiştirmek için batı ege'deki yörük-türkmen boylarını buralara yerleştirmiştir.

    benim üzüldüğüm nokta, sırf bu olaylar nedeniyle boğazlar ilk defa 1841'deki londra konferansı'yla devletler arası bir kimlik kazanmıştır. bir başka deyişle boğazlar konusundaki kararlar türkler'in tekelinden ilk defa bu konferansta çıkmıştır.

  • hali hazırda mevcut olan vampirlik mefhumunu silbaştan yaratmayı marifet sanan insan evlatları sağolsun, sürekli gözümüze gözümüze sokulan ve en azından beni feci uyuz eden bir zevzeklik.
    sanırsın her yönetmen francis ford coppola, sanırsın her senarist anne rice...

    "vampirler gün ışığında toza dönüşürler, kalplerine kazık çakılınca ölürler sanıyordun değil mi? yanlış!!! vampirler aslında boyunları kırıldığında geberirler...

    ...diye düşünmüş olabilirsin. alakası yok! vampir dediğin yaratık, kafası koptuğunda nalları diker. çok ileri seviyedekileri acil durumlarda yarasaya dönüşebilirler. gün ışığı onları öldürmese de güçlerini söndürür...

    ...gibi gelmiştir allah bilir sana!!! alakası yok... zaten vampir, kabil'in soyundan gelen, ve lanetlenmiş ölümsüz insanlardır aslında. sonsuza kadar yaşayacak ve bu cinayetin lekesini hep üzerlerinde taşıyacaklardır...

    ...diyorsundur şimdi sen! ahahaha... yok artık ya! vampir dediğin clublarda takılan, gün doğumunu ray banle izleyen, olsa olsa yüksek faktörlü krem kullanarak gündüz mündüz caddeye akan, bildiğin gececi havalı kimselerdir...

    ...diye kandırırlar milleti. aslında mısır zamanında yapılmış biyolojik bir deneyin yanlış gitmesi sonucunda........"

    (bkz: akar akar akar)

  • bankta tek başıma maskesiz otursam polis gelir ceza yazar. ama uludağ'da parti yapsam bir şey olmaz.

    hafta sonu gidip iki bira alamıyorum marketten. ama uludağ'da sıcak şarap içebilirim.

    ama aynen bakanım koronaya karşı savaşımız tam gaz devam ediyor. biz kazanacağız:d

  • müthiş bir şeydir yav. düşünsene kız. kızzz.... ulan iliğim kemiğim kurur be.
    galiba bu yüzden bir kızla aynı evde yaşamıyorum.

  • entry girerken metin kutusundan yolla butonuna geçmek sonra enter'lamak isterken elli kere tab yapıyor olmaktan mutsuz musunuz? çaresi var: ctrl+enter. bu tuş kombinasyonunu kullandığınızda erkeğiniz teknik bilginize hayran olacak size daha çok bağlanacaktır.

  • istiklal makzume anadolu lisesi'nin efsanevi müdürü zekeriya kara'nın ağzından dökülen müthiş sözlerdir nazarımda. şöyle ki;

    "bu sene öss'de ilk üçe on kişi sokucaz. özellikle lise sonlardan."

    "kızıım konuşmayın. şş sen beyaz gömleklii!"*

    "benim bi hocam vardı rahmetli, şimdi noolmuştur ölmüş müdür kalmış mıdır bilmiyorum."

    "çocuklar hepinizin kurban bayramını ve sevgililer gününü kutluyorum."

    sigara içen öğrenciler kalabalık bir grup halinde tuvalete girerken; "ne işiniz var oğlum tuvaletin önünde? bok mu var lan orda?"

    ve yüzyılın bombası;

    "kızlar ne bu? her okul çıkışında kapı önünde başka okullardan çocuklar, gözümüzün önünde öpüşüyosunuz, sarılıyosunuz... niye bizim okuldaki çocukların suyu mu çıktı? bakayım... cillop gibi hepsi!"

  • iş güvenliği uzmanı a.b. sanki olayın sorumlusu gibi çoktan gözaltına alınıp tutuklanmış bile. ilgili savcı ve hakim 6331 sayılı kanunu açsın okusun; işletmelerde iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınmasından "işveren sorumludur". daha işveren ifade bile vermemiş deniliyor. işin ciddiyetine bakar mısınız?

    adamın sahibi olduğu fabrikada deprem etkisi yapan bir patlama oluyor, insanlar ölüyor ama daha ifadesi bile alınmamış.. bu nasıl bir hukuk sistemidir, nasıl bir adalettir acaba? bu kişinin dokunulmazlığı mı var?

  • cezayirli bir aile fransa'ya göç etmişler. çocukları da okula yeni başlamış. derste hocası sormuş

    -yavrum, senin adın ne?
    +mahmut hocam.
    - olur mu canım, sen fransa'dasın. senin adın artık jean fransuva olacak.

    çocuk hınk mınk derken kabul etmiş yeni adını.

    okuldan sonra eve gelmiş. annesi mahmuuut! mahmuuuuut! diye seslenmiş. cevap yok.

    -oğlum bu ne hal, niye cevap vermiyorsun?
    + anne benim adım fransuva artık. öğretmen koydu adımı.

    çocuğun anası bunu bi güzel haşlamış.

    akşam babasına da fransuva benim adım deyince. babası daha fena haşlamış.

    neyse, ertesi gün gitmiş okula. hocası sormuş:

    -fransuva bu ne hal, her tarafın mosmor olmuş.
    +sormayın hocam, akşam iki arabın saldırısına maruz kaldım.