şükela:  tümü | bugün
  • esra erol'un atv'de yayınlanmaya başlayacağı yeni evlilik programı.
  • acayip diyaloglar dönüyor bu programda..

    esra erol : aradığın kişinin sosyal güvencesi olsun mu?
    evlenmek isteyen abi : tabii.. ya da bir birikintisinin olması lazım.. bir de horlamasın geceleri..

    evlenmek isteyen teyze : bencil misiniz?
    hevesli amca : türk erkeğiyim!

    esra erol : yeter hanım sizi eş adayı olarak görmedi ama çok teşekkür ederiz geldiğiniz için..
    bir diğer hevesli amca : esra hanım ben bir senin için, bir de yeter hanım'ın şeyi için gelmiştim bu programa.. ama olmadı kısmet..

    bunlar değil de asıl iki abi vardı.. abilerden biri bıyıklarını biraz daha uzatsa şu hani 3-4 ayda bir haberlere çıkan, bilmem kaç metre bıyığı ile ünlü abiler gibi olacak.. sürekli günümüz ortamında diyor bu bıyık abi.. diğer abinin ismi tahsin, kulakları biraz ağır işitiyor..

    esra erol : kaç kere evlendin tahsin abi?
    tahsin abi : efendim??
    esra erol : diyorum ki kaç kere evlendin?
    tahsin abi : haaa.. 3 kere evlendim..
    bıyık abi : (bıyıkları ile beraber duruma müdahale eder) 3.5 o 3.5.. açıklasın.. buraya gelenler dürüstüm diyor.. günümüz ortamında çok önemli dürüstlük çok! bu arkadaş da açıklasın..
    tahsin abi : yaaavv şimdi orasını karıştırmayalım..
    esra erol : 3.5 mu? dini nikah mı yoksa tahsin abi? ah bu erkekler!
    tahsin abi : yaaavv..
    bıyık abi : şimdi günümüz ortamında kadınlar da yapıyor ama esra hanım.. bir dolu şeyler var.. mesajlar var, internet var.. günümüz ortamında neler oluyor neler..
    esra erol : sen chat yapıyor musun tahsin abi?
    tahsin abi : çiçek mi?
    esra erol : chat chat! hani internette yazışmak..
    tahsin abi : yarışmak mı?

    finali, olayları can havliyle dinleyen anneannem yaptı..

    - uyyy senin kulağına s.çsınlar!

    teşekkür editi : pos bıyıklı abinin adını unutmuştum.. gazanfer abidir kendisi.. bu ayrıntıyı atlamayan, o unutulmayacak abinin bir diğer hayranı itaatsiz'e sonsuz teşekkürler..
  • gerçek bir program adı mı yoksa ercan saatçilik gibi bişey mi emin olamadığım öbek. ya da esra erol sonunda sektöre bütünüyle el attı ve düğün salonu açtı ki bu fikir para basar bunu hissettim şu an.
    (bkz: şakaysa hiç komik değil ciddiyse çok komik)
  • muhtemelen yarın gazetelerin magazin eklerinde esra erol'un "memleketin yarısında cip var, cip almayını dövüyorlar" vecizesiyle manşetlere yansıyacak programıdır. lafın çıktığı nokta ise:

    (bkz: ciple giderken otobüstekileri görünce ağlıyorum)
  • az önce izlerken şahit olduğum durumu anlatmayı boynumun borcu bilirim: tanıştırılan çiftimiz, daha fazla işi ileri götüremeyeceğini anladı ve ayrılmaya karar verdi. o çifti orada bırakarak yeni çiftimize geçebilmek için tabii ki de orkestraya başvuruyorlar. hani onlar bir şeyler çalsın da ortam durulsun diye. işte günün hareketine rol sırası kendisine gelen orkestramız imza attı. üzgün çiftimiz tribündeki yerlerine geçerken orkestra asya'nın 'beni aldattın' isimli şarkısını çalmaya başladı, solist abla da 'olmadı yar su testisine dolmadı yar, ben belki başkaydım, sen başka bir aşktaydın... ' diye söyledi. mükemmeldiler görmeliydiniz. çok şey kaçırdınız.
  • programda gördüklerim, izlediklerimden dehşete düştüm bu akşam üstü;
    genç bir kadın ( 23 yaşında), evlenmiş ve ayrılmış. ayrıldıktan sonra anlaşılıyor ki çok yoksul ve tutucu ailesinin yanına dönmek zorunda kalmış. bir dağ köyünde yaşıyorlar, kadın çalışmak ve içinde bulunduğu yaşam koşullarını değiştirmek istemiş, kısacası kendi hayatını sahiplenmek, yolunu kendisi çizmek istemiş. ailesi bu ülkede yaşayan bir çok sıradan aile gibi, boşanmış bir kadını evden çıkarmamakta, başına gelen büyük talihsizliğin (!) cezasını evde başka bir kısmeti bekleyerek çekmesini istemekte ısrarlı... kız çalışmakta, kendi ayakları üzerinde durmak düşüncesinde ısrar ettikçe dayaklar yemiş, eve kapatılmış ve yine dayak yediği bir akşam karakolu arayıp jandarmayı çağırmış. aileye göre bu büyük rezaletten sonra genç kadın evden ayrılmış, jandarmanın kendisine iş bulduğu bir otelde karın tokluğuna çalışarak yaşamaya başlamış.
    belli ki böyle uzun süre sağlıklı biçimde hayatını sürdüremeyeceğini anladığından, çıkış olarak evlenmeyi görmüş ve bu evlenme programına gelmiş. kız cesur, kararlı, bir köyde kaderini babasının belirleyeceği hayatı sürmek istemiyor, kendince de mantıklı bulduğu yolları deniyor... olayın çerçevesi bu. gelelim stüdyoda olanlara;
    esra erol ve bütün kadınlar, adamlar inanılmaz öfkeli. ne olursa olsun, ailesini terk etmemesi gerektiğini, dövseler de sövseler de, dışarıdaki hayattan ailenin yanındaki hayatın çok daha güvenli ve iyi olduğunu söylüyorlar ( kızlarını tüfekle vuran, döven, öldüren töre sevdalısı babalar, aileler yaşamıyor bu ülkede).
    babayı yayına bağladılar, küfrediyor adam, kızına demediğini bırakmadı, kesinlikle yüzünü görmek istemem gelmesin diyor. stüdyo ahalisi ağzından köpükler saçarak; " sen elini ayağını öpmelisin, ayağının altını yalamalısın, o babadır sen kendini ne sanıyorsun..." diye bağırıyor.
    bir çoğu inanılmaz hayatlar yaşamış, başkalarının hayatlarını yönetmesi ve yön vermesiyle gadre uğramış bir sürü kadın, kıza inanılmaz öfkeli. neden? koşullarına teslim olmak istemeyip, çemberi kırıp, kendi kaderini belirlemek istediği için... kutsal aile, kutsal evlilik! tapınma düzeyindeler bütün kurumlara... ancak o kutsal kurumları oluşturanların insanlar olduğu bağını hiç kurmuyorlar. acaba, bu kutsal kurumlara hiç de kutsal olmayan kendilerini kutsamak için mi yamanmaya çalışıyorlar diye düşünmemek elde değil.
    her biri bir evden çıkmış, her biri bir iki evlilik bitirmiş insanlar. kutsanamamışlar içindeyken olmamış!
    esra erol sanırım yirmi dakika içinde, on kere " bir kere bu hayatta kimseye güvenmemek lazım, elin adamı seni kim bilir ne için istiyor?" dedi. bir soran olsaydı ona; bu kızın yaşadıklarının ne kadarını yaşamaya razı olurdu kendisi acaba? ahkam kesip, idealin de ötesinde iyi aile kızını, muhteşem nişanlıyı oynayan esra erol'a bir haftalık benzer hayatı denetmek lazım.
    evler isteyen, arabalar isteyen, evliliği basamak olarak gören, ekonomik, sosyal sığınma alanı olarak evliliğe koşan herkes normaldi o stüdyoda!
    bir tek artık ailesiyle yaşamak, dayak yemek istemeyen, çalışmak istiyorum, kendi hayatımı kurup, çalışarak, yanıma bile alamadığım çocuğuma bakmak istiyorum diye gözyaşları içinde boğulan genç kadın lanetliydi!
    bu kadınlara, bu insanlara neler oluyor? dedim. korkuyla, ürkerek... biz buraları geçmiştik, biz bunları 20-30 yıl önce falan tartışmıştık, bitirmiştik. yeniden mi başlayacağız, yeniden mi rüştünü ispata çalışacak kadın?
    yoksa hiç aklına gelmeyecek mi artık, başka türlü yaşamak?
  • yaşam akışımla ilintili olacak ki, uzun süredir vuslata eremediğim bir diğer izdivaç programı. televizyonu ilk açtığımda mevcut listemdeki bütün kanalları hunharca zaplarım ve daha sonra ''hiçbişi yokmuş yea'' diyerek odama çekilirim. bugün de çok farklı olmamasını umuyordum ki, bu programda ''sessizlik lütfennn'' *, ''bakalım x bey, y hanımı ikna edebilecek mi?'' gibi bir altyazıya maruz kaldım, mağdurum ve korktum. esasen beni korkutan şey ileride, ''menfuze hanım, hayrusafi beyi kabul etmediiii zaaaaaaaaaa xd'' gibi bir yazıyla karşılaşabilecek olmamı, olurlu kılan şeydir.

    yazım tarzını geçiyorum ve hitap olarak, ''sessizliğe davetin'' bizi nerelere götürebileceğine açıklık getirmek istiyorum. ''zeki müren de bizi görecek mi?'' saflığından, televizyon programlarının gelecekte haiz olacağı izleyicileri yönetme aşamasından tutun da, cep telefonlarının bile içinde bulunduğu ''mesaj oku!'', ''gönder!'' gibi komutların alttan alttan ileride korkuyla karışık kuşku yangınını içimizde söndürmeye çalıştığımız duygulara her geçen zaman yaklaştırdığı gerçeğini görmeliyiz. şimdi, bu programları izleyen/izlemeyen kitle arasındaki proteinlilik oranını ölçecek konumda değilim, fakat bugün izdivaç, yarın bir başka program bu kuşağı yürütür. bizim de garipseyemeceğimiz bi hali aldığında, korkulanın başa geldiği gerçeğini bile hissetmez oluruz, ben o kadar diyim.

    aslında şu sonucu; x bey için ''yanıma yakışmıyor'' diyen y hanım'a, bunu yıllarca televizyonlarda izlettirmeye direnen yapımcılara ve bu tip programları ''evlilik, ciddi ve bi o kadar da kutsal bi müessesedir'' hassasiyetinde izleyenlere mal edip kaçmak, bize düşmeyen bi görevdir. ''ıyy izdivaç programı mı hiç sevmem, ama coşkun bey'e yanlış yapıldı'' mentalitesindeki boş boş yazılarla köşesini dolduran yazarlara seslenmek elzemdir. yazılsın, çizilsin artık... çözüm olmasa da, girişimdir, başlangıçtır. bu rezaletin başka bi çıkar yolu yok. nedir yani? türkiye'deki 50 yaş üstü herkes evlenince, program, misyonunu tamamlayıp kendini imha mı edecek. hayır, yaratılacak... kadınlar, adamlar yaratılacak. x y'ye gidip tokat atcak, o da seni enişteme s.ktirtcem diyip cirit atcak. bunu kabullenmek, buna ortak olmaktan başka bişi değildir. mevzubahis programlar, sadece izdivaç alanında kısıtlı değil, türevleri mevcut. bu sadece bi örnektir.
  • 22 yıldır kendi isteğiyle konuşmayan suat bey diye bir konuk var bu programda. vapurlar filan..
  • çok acaip felsefe yapılan bi programmış bu ben bugün bunu gördüm. kadının biri kalbim ses tonuyla atar gibi bişey söyledi, öylece kalakaldım. muhabbetin başını da kaçırdığımdan ne demek olabilir diye düşündüm ama yok. sesi güzel olmayan biri olmadan asla mı demek istedi acaba. ulan bizde o kadar okuduk, eğitimli, kültürlü bişey sanardık kendimizi, 40 yıl düşünsem böyle cümle kuramam. yok aga eğitim cehaleti alır eşeklik baki kalırmış harbidende.
  • arkada çalan orkestra (orkestra değilse de gitarist) pink floyd'dan fragmanlar çalıyor. önce bir iki comfortably numbdan nota
    biraz önce de run like hell ya da welcome to the machine duydum. akabinde de kendimi esra erol'da evlen benimle
    izlerken yakaladım.

    vallahi bende değil kumandan. kaç gündür böyle:
    (bkz: suç ve ceza/@kalkhas)