şükela:  tümü | bugün
  • jacques lacan'ın "kadın yoktur" anlamına gelen bu sözü, zamanında birçok feminist tarafından yanlış anlaşılmış, lacan'ın ciddiye alınmasını engellemiştir. daha sonra detaylı ve hakkını vererek yapılan lacan okumalarında, bu söze değer veren kadın psikanalistler çıkmıştır, örneğin juliet mitchell.

    yanlış anlamanın önemli bir sebebi, popüler psikanaliz diyebileceğimiz kodlar üzerinden psikanalizin basitleştirilme çabasıdır. kadın yoktur demek, dil içinde bir meseledir. erkek egemen sistem üzerine kurulu bir dil ve bunun bize öğrettiği bir düzen vardır. bu düzen içinde, kadının yerini alması, kadının insan düzeyinde erkekle aynı konumda olması imkânsızlaştırılmıştır. bunun en bariz örneğini, yaratılış mitolojilerinde, adem-havva ilişkisinde görebiliriz. lacan, bu sembolik düzen içerisinde kadının olmadığını, ve bunu aşmamız gerektiğini söylemeye çalışır. kadının yokluğundan memnuniyet duymaz. yaptığı şey, tarihi, toplumsal ve psikolojik bir araştırma/analiz'den sonra ortaya attığı sloganvari bir tespittir, ki yanlışlanması çok zordur.
  • kırmızı” boyalı ahşaplarla örtülü duvarların ve “kırmızı” deri koltukların olduğu barın arka kısmında, fıçıların yanın da oturuyorum ve karşımda oturan “kırmızı” rujlu kadının karanlığından nefret ediyorum, harfleri beynimde büyüyor ve öfke soslarına bulanarak infilak ediyor. yüzü sibel’in yüzüne hiç benzemediği halde * “yine” sibel’i gördüm ve o iğrenç yüzde sibel’i görebileceğimi düşünmemiştim, daha önce sibel’i gördüğüm hiçbir yüz tanıdığım ya da daha önce gördüğüm bir yüz değildi… sibel; ön-gençliğimin en uzak ve ulaşılmaz imgesini temsil ediyor. bundan önce de alakasız yüzlerde sibel’i görüyor olmam ve ardından sokakta hızla yürürken gözüme çarpan bütün yüzlerin yavaşlayarak sibel oluşu ve etraftaki her nesnenin bulanıklaşarak ağırlaşması, evet bu daha önce de başıma gelmişti. sonra bütün yüzler “kendi gerçek zamanlarına” dönüştüler ve baktığım hiçbir yüzde sibel’i göremez oldum. bu, sibel’den “zorunlu kopuşun getirdiği estetik takıntı” olmanın ötesinde, “içkin” bir hissediş; “içkinlik”… bunu; bunca biliyor olmamın sebebi olarak da görüyorum ve sibel’in yüzüne elimi dokunduğumda artık ölmek için her şeyin tamam olacağını da… sibel, bunca şeye değecek mi? bu eksik bir soru olurdu çünkü soruların tonu değişkendir ve daha az kalleş bir soru yöntemi yerine gerçek cevapları sorular olmadan veriyor olmam gerekiyor. şöyle: sibel, benim düşlerimin “narin-dişi” halinin tek “yok” simgesi çünkü “une femme est une femme” denilmişse ve ardından “la femme n’existe pas” sözü gelmişse eğer, şu halde,

    sibel’in olmaması hiçbir şeyin kötü gittiği anlamına gelmez…

    aslında o güneş gözlüğü ve fransız türban, sibel’i anlatıyor ve bunu üzgünüm ki biliyorum. üzgünüm çünkü gerçeği o’na hiçbir zaman açıklayamayacağım. sibel’in ne olduğunu anlayabilmesi için, benim imgesel nesnelerimin ne olduğunu çözmek için çaba harcaması gerekecek ve bunu başaramayacağını biliyorum. “ruslar neden yürüyorlar berlin’e?” *, neden anna’nın * bendeki tek görüntüsü siyah-beyaz? ne saçma… galiba, bundan sonra tanıdığım hiçbir kadın sibel olamayacak çünkü sibel’e olan bütün istencime rağmen, hiç ulaşamadım ve sibel, “uyumadan tavanız izlemek* seanslarımdaki “fantazmatik” haz-nesne anlamına geliyor, afrika’da dahil ve şu halde,

    sibel’in olmaması hiçbir şeyin kötü gittiği anlamına gelmez…

    *
    sonuç: sibel yoktur… kadın da…
  • - la femme n'existe pas.
    - bana bak, psikanalist misin, nesin! sen sükret ki zamaninda feministler o kadar kuvvetli degillerdi, yoksa o küçük kareli fularini da papyonunu da uygun bir yerine takarlardi.
    (jacques lacan ölümünün 25. yilinda show haber konugu)
  • kemal varol'a göre, "abdülhaluk mehmet çay diye biri yok"tur.
  • fransız psikiyatr jacques lacan'ın çok tepki almış sözü. halbuki onun kastettiği ‘kadın’ kategorisinin erkekler tarafından yaratılmış bir belirleme olduğu, bu haliyle de ‘kadın’ı belirlemenin (ve böylece de sınırlamanın) gene erkeklerin tekeline bırakıldığı, dolayısıyla bunun kabullenilmemesi gerektiğiydi. kadınlar tabii ki vardır, ama tek ve genel bir şemsiye altına sığdırılamazlar, belirlenemezler ve temel özelliği ‘kadın-olmamak’ olan erkekler tarafından çizilmiş sınırlar içine hapsedilemezler.
  • bir öğlen sigarasından bu konuyla ilgili bir şarkımız var:
    http://www.youtube.com/watch?v=vkpibezokxg

hesabın var mı? giriş yap