şükela:  tümü | bugün
  • yunanistan’ın batı trakya'da bir sınır kasabası. eskiden beri ipekböcekçiliği ile ünlü bir yer. nüfusu 5000 kadar. eski zamanlardan kalma, koruma altındaki bir ipek üretim tesisi halen ziyaret edilebiliyor.
    bakırkoy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinin kurucusu mazhar osman 1884 yılında burada doğmuştur.
  • adana kozan yolu üzerinde bir belde. kuruluş öyküsünde 7 adet dede olması ilginç.
    "sofulu beldesi arşivlere göre 1580 ile 1600 yılları arasında kurulmuştur. kurucuları sofu dede, ali dede, cabbar dede, çoban dede, bulamaç dede, arpacı dede, bulut dede, adında 7 kardeştir. bu zatlar sofulu beldesi ne gelmek için orta asya dan yola çıkıp erzurum horasan bölgesine, oradan elazığ ve malatya dan çukurova ya ve sofulu ya yerleşmişlerdir. sofulu beldesinde sofu dede soyundan gelen insanlar ikamet etmektedirler."
    kaynak: http://www.sofulu.com.tr.tc/

    ancak meşhur bir çöplüğü varmış ki, adana büyükşehir belediye başkanı aytaç durak "benim için sofulu çöplüğünü kaldırmak çocuk oyuncağı" dediği yer olurmuş burası. "1997'den beri, ailenizin çöplüğü..."

    ayrıca, toki burada bir konut projesi yapmakta. aman aman, sofuların huzuru bozulmasın da...
  • dimetoka'nın 30 km güneyindedir.
    meriç'in kıyısında kurulu bir kasabadır. meriç ile kasaba arasından istanbul'dan gelen demiryolu geçer.
    zuun zaman osmanıl idaresinde kalmıştır doğal olarak. zamanında yoğun bir türk yerleşimi söz konusudur.
    en önemli özelliği, tarihte çok ünlü bir ipek üretim merkezi olmasıdır. günümüzde artık temsili olarak ipek üretimi yapılsa da ipekçilik uzun zaman burada yaşayan türk ve rum nüfusun ana uğraşı olmuştur.
    kasabadaki bazı iske ipekböceği üretim tesisleri şimdi otel ve müze olarak kullanılaktadır.
    koukouli adlı otellin lobisinde kahvaltı ederken kasabanın tarihi ile ilgili yayınlanmış inanılmaz çok sayıda basılı eseri inceleyebilirsiniz.
    hatta bu eserleri incelerken, tarihi fotoğraflardan eski zamanlarda meriç tarafındaki türk yerleşimini görebilirsiniz. bu bir tek beni ilgilendiri aslında (bkz: edeköy katliamı).
    kasabanın tarihinde meriç'in etkisi çok ön plandadır. eski fotoğrafların biri ipekböceği ile ilgiliyse, öteki taşan meriç nehrinin kasabayı suları altında bırakışını hatırlatır.
    kasaba bir tepenin yamacına kurulmuştur. tepeye çıkarsanız karşı kıyıdaki türk köylerini, tarlada çalışan insanları görebilirsiniz.
    meriç nehrinin kıyısına inip tanıdığınız varsa, türk çiftçilerle sohbet etmek istersiniz. ama yunan tarafında meriç kıyısına inmek yasaktır. inemezsiniz. hoş türk tarafında da yasaktır, ama orası türk tarafıdır. orada herkes meriç boyunda takılabilir.
    her neyse, sofulu tepesinden sesinizi duyuramasanız bile türk gsm i her yerdedir, türkiye'deki tanıdıklarınızı cepten arayıp el salatabilirsiniz.
    sofulu'nun meydanında halen ipekçilikle ilgili hatıra eşyalar satılmaktadır.
    öyle laf olsun diye de üretilmemiştir. güzel ve kaliteli işçilik bulabilirsiniz.
    sofulu'dan 50 km kadar sonra, dedeağaç gelir.
    (bkz: balkan turu)
  • yunanlar soufli der.
  • adananın yüreğir ilçesine bağlı,az gelişmiş(gelişmekte olan) bir beldedir.şehirin bu yöne doğru büyümesiyle birlikte buraya yeni yerleşim de denmektedir.buruk mezarlığı da bu beldededir.
  • giresun'un görele ilçesinde bir köy adı. sis dağını görür. buralı olanlara zıvalı denir. nüfus cüzdanamın arkasında kayıtlı olduğu yer kısmında yazar.
  • (bkz: evros soufli)
  • dedemin babasının doğum yeri olan yunanistan - türkiye sınırındaki kasaba.
  • bir ipek müzesi olan kasabadır. ancak bayağı bir tepede, adresi elefteriou venizelou sokak 73 numara. giriş 3 euro gidin görün. bir de eskiden aktif olan ama şu an kullanılmayan ipek iplik fabrika binasını da görün.

    benden uyarı, buraya hanım arkadaşınızla gitmeyin, bütün maaşı bırakırsınız o ipek eşarplara. o nasıl bir işçiliktir allahım!
  • babamın dedesi hüseyin bu mezraya ait bir köyde doğmuştur.
    onun babasının ismi ise salih'tir ve çok üzücü bir hikayeleri vardır.

    hikaye hem büyük büyük dedem hem de abilerini içermektedir ve abilerinin adı bilinmemektedir!

    salih dedenin abisi istanbul da okuyup doktor olmuş, kadın doğum alanında ihtisas yapmış bir tabiptir.
    en azından büyük dedem ölmeden(2005) önce dinlediğim kadarıyla bu böyledir.
    yunanistan'a döndüğü zaman sofulu kazasında bir muayenehane açmış ve çalışmaya başlamıştır.
    bu arada yunanistan'daki türk toplumunu aydınlatmak için "yeni adım" adında eski türkçe bir gazete yayımlamaya başlamıştır.
    gazete türkler arasında çok tutulunca kendisi muayenehanesinde zehirlenerek yunan hükümeti tarafından öldürülmüştür.

    nitekim salih dedemin bir diğer ağabeyi ki bunun da adını bilmiyorum, bu husus karşısında keder ve nefretle dolmuş ve intikam alma gayesiyle silahlanarak türk çetelerine katılmıştır, yunan jandarmasına karşı yaptıkları eylemlere adını duyurmuş ancak onun sonu da ailesi tarafından hiç bir zaman öğrenilememiştir.

    işte böyle bir durumda;
    yunan jandarmaları büyük büyük dedemin evlerini basıp, salih dedeyi önlerine katıp, ellerini kelepçeleyip götürmüşler.
    bir abisi öldürülmüş, bir abisi ye's düşüp isyan edince, evin en büyük oğlu salih dedem olmuş.
    yunan jandarmalar onu da alıp götürünce ev ahalisi umutsuzluk ve perişanlık içinde bulmuşlar kendilerini.

    o dönemlerde jandarmalar tarafından alıp götürülenler suçlu suçsuz işkenceden geçirilir, günlerce ailelere nerede oldukları söylenmez, ağır söylenceler yayarak ailesine de işkence ederlermiş.
    böylece sahip oldukları toprakları terk etmeleri amaçlanırmış.

    nitekim günler sonra salih dedeyi evine getirdiklerinde hiç konuşamaz ve söylenene tepki vermez durumdaymış.
    baskı ve işkenceler sonuç vermiş ve günler içerisinde salih dedeyi ve bir kısım aile ferdini türkiye'ye kaçırmışlar.

    hüseyin dedem babasının başından geçenleri tam olarak hiç bir zaman söylemedi.
    ancak defalarca işkence gördüğünü, suratına düşen kederli bir nefretle karışık tarifsiz ifadenden ve ruh halinden anlamak zor değildi.
    en son, ayaklarından tavan asmışlar ve şuurunu kaybedene kadar beklemişler, dedi.

    hüseyin dedemden dinlediğime göre, salih dedeyi istanbul'a kaçırıp, bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yatırmışlar ve ölene kadar da orada kalmıştır.
    dedem hemen değil, babası kaçırıldıktan bir zaman sonra türkiye'ye kaçmış.

    mazhar osman'ın aynı yöre insanı olması, salih dedenin bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yatmasında bir etken olmuş mudur, bilmiyorum.
    babam dışında sorabileceğim bir büyük de kalmadı zaten.

    acıklı bir öykü,

    şunu da eklemem lazım,
    büyük dedem hayatı boyunca çok çalışkan bir insan oldu. ben ömrünün son 18 senesinde vardım ve bunun son 13 senesi çok net hatırımda, o yaşında bile son derece meraklı ve ilgili biri, ancak ilkelerinde tavizsiz bir karakteri vardı.
    oğlu, yani dedem çok erken vefat ettiği için ben pek tanıyamadım ve hüseyin dedeyi ölene kadar ki 94 yaşında vefat etti, hep ilk dedem bildim.
    onun babasının, sofulunun ve babalar köyünün kısa bir hikayesi burada dursun istedim.
    bu dedemin ve ailesinin olduğu kadar, küçükte olsa balkanlardaki türk toplumunun bir tarihidir.

    allah hepsine gani gani rahmet etsin.

    edit:
    ufak bir not eklemek isterim,
    babamı, hatırladıklarımı ve daha fazlasını sormak için aradım ve bu yazıyı gönderdim. bir şeyi düzeltti, salih dede 3. oğlan değil en büyükleri imiş.
    "yeni adım" gazetesini çıkaran ve dedemin adını bilmediği amcasını da bulmuş olabilirim.
    kendisi balkanlardaki türk toplumuna ilham veren mehmet hilmi olabilir.

    (bkz: mehmet hilmi)
    (bkz: yeni adım)