hesabın var mı? giriş yap

  • cadılık tarihini incelerken kedilerle ilgili ilgi çekici bir durumdan bahsediliyordu. cadı olarak nitelendirilen, aslında zamanının şifacısı olan kadınlar, pisliğin ne kadar zararlı olabileceğini bildiği için evlerini, zemine tuz döküp süpürürlermiş. bu nedenle süpürge, cadılarla özdeşleştirilmiş. ayrıca farelerin ne kadar pis olduklarını ve her türlü hastalığı taşıyabileceklerini düşündükleri, özellikle tahıl ürünlerini korumak için kedi beslerlermiş. bu nedenle kediler de cadılarla özdeşleştirilmiş bir başka unsur halini almış.

    cadı avları başlayınca, cadıların ruhunun kediler vasıtasıyla gizlendiğini düşünen insanlar kedileri de avlamaya başlamışlar. hatta kedi sahibi olan insanlar da "aman, beni de cadı ilan etmesinler" diye kendi kedilerini öldürmüşler. bu yüzden avrupa'da, özellikle fransa'da devasa fare sürüleri ortaya çıkmaya başlamış ve fare popülasyonundaki bu artış vebanın yayılmasında önemli bir faktör haline gelmiş.

    mısırlılar da ürünlerini korumanın yolunu, onların doğal predatörü olan kedilerde bulmuşlar. hatta antik mısırda bir kedi öldürmek ölümle cezalandırılan büyük bir suç imiş. romalılar da mısırlılar sayesinde kedilerle tanışıp kemirgen nüfusunu alt seviyede tutmayı başarmış.

    1665 yılındaki günde 1.000 kadar insanın öldüğü londra veba salgınında kedi ve köpeklerin vebayı yaydığı düşünüldüğü için yaklaşık 40 bin köpek ve 200 bin kedi katledilmiş. bu durum ise vebanın daha da yayılmasına neden olmuş.

    uzun deniz yolculuklarında da, özellikle ticaret ve keşif gemilerinde, hem psikolojik yönleriyle hem de kemirgenleri iplerden ve yiyeceklerden uzak tuttukları için denizcilerin vazgeçilmezi olmuşlar. dünyadaki bütün kıtalara da bu gemi yolculuklarıyla ulaştığı düşünülüyor. pati izi alındıktan sonra sahil güvenlik kartı verilen, amerika sahil güvenlik mensubu kedi herman ve savaş gazisi olduktan kısa süre sonra aldığı yaralardan dolayı hayatını kaybeden, kraliyet donanması mensubu simon.

    ayrıca damıtımevlerinde arpaları korumak için kediler beslenirmiş. bunlardan birisi de iskoçya/pertshire'da bulunan towser isimli bir kedi. lindores abbey distillery bu geleneği vesper ve friar john claw isimli kedileriyle halen devam ettiriyormuş. küçüklükleri.

    son olarak hamam böceklerine karşı inanılmaz etkililer. tabi parazit aşılarını sakın atlamayın. psikolojik etkilerinin de fevkalade olduğunu eklemeden olmaz. özellikle babamın vefatı sonrasında bu yönlerini derinlemesine keşfetmiştim.

    özetle, tarihte kedilerin, insan yaşamına önemli katkıları olmuştur. insanlar ne zaman bu canlıların zararlı olduğunu düşünüp katletme yoluna gittiyse de, bedelini çok ağır bir biçimde ödemiştir. yaklaşık 15 yıldır bu şapşiklere sahip olan bir ailenin ferdi olarak, bizlere faydası olsa da dışarıdaki zor koşullarda mutlu olmadıklarını biliyorum. dişinde apse olduğundan yemek yiyemediği için açlıktan ölebilen, ıslandıktan sonra ankara'nın ayazını yiyen bir hayvan nasıl mutlu olabilir ki? lakin bu durumu çözebilecek, bu dostlarımızın canını yakmadan hak ettikleri değer doğrultusunda onlara yardımcı olabilecek en büyük otorite devlettir. o otorite, aklı selim bir biçimde harekete geçene kadar lütfen bu eşsiz dostlarımıza yardımcı olun.

    kara ölüm ve kedilerin intikamı başlıklı yazı
    1665 londra veba salgını başlıklı yazı
    cadılık, kediler ve veba ile ilgili animasyon anlatım

    ayrıca netflix'de yayınlanan kedilerin aklından neler geçiyor isimli belgeseli de izleyebilirsiniz.

    bu arada kediler "çok aç kalmadıkça" fare yemezler, öldürüp bırakırlar. istisnaları mutlaka vardır. daha önceden başka bir arkadaş başlıkta bunu yazdığı için konuya değinmek istemedim. yani başlıktaki mantığı destekleyen bir yazı değildir bu. ilgili entry : #144197118

    edit: ekleme, düzeltme, kaynak ekleme.

    debe bonusu: bu da benden. en sevdiğim, sevilmekten nefret eden kedim; alamut'un efendisi, şeyhü'l-cebel, haşere suikastçısı hasan sabbah ile tanışın. hepinize teşekkür ederim.

  • uzun dönemli yatırımlar yapmayı düşünenler için "yapmayın" demenin bir yolu.

    diyelim türkiye'de bir iş kurdunuz ve başarılı oldunuz. günde 15 saat çalışmanız, sinir stresle/belirsizlikle boğuşmanız, bir dönem sürünmeniz ve biraz da şansla güzel bir birikim yapabildiniz. bunu enflasyona kurban gitmeden bir şekilde değerlendirip yaşlılığınıza doğru birikim yapmak ve enflasyonun üzerinde gelir kazanmak istiyorsunuz. türkiye'de yaşıyorsanız geçmiş olsun, fazla seçenek yok. seçenekler benim gördüğüm kadarıyla şöyle:

    1) emekliliği üstten yatırmak: dönemin ülke patronu kimse "şaaaaak" diye enflasyona ezilebilirsiniz, allah yardımcınız olsun.

    2) türk borsa/fon: kumarhaneye hoşgeldiniz, uzun vadede "gerçekten" enflasyon üstü kazanabilir misiniz, mümkün müdür bu? parayı 30 sene atayım buraya biriksin, emeklilikte yaşarız hehe diyebilen var mı? varsa helal olsun

    3) ev almak: bir gece ansızın %25 kira artış engeli gelebilir, birden fazla evi olana vergi gelebilir, yarın "abi naber" vergisi çıkabilir... yeni kumarhanemiz.

    4) altın alıp yatmak: enflasyona göre eskiden 1 çeyrek ile alabildiklerimiz şu andaki 1 çeyrekle alabildiklerimize göre çok farklı. bu da nanay.

    5) kripto, yılan yağı, zart zurt: allah kurtarsın kardeşim

    alternatif yatırım önerileriniz varsa yeşillendirin üstatlar.

    abd'de yaşıyor olsaydınız ev fiyatları düştüğünde ev alıp, ev fiyatları şiştiğinde satıp voo etf alıp uzun vadede enflasyon üstü kazançlarınızı hüpletebilirdiniz. ancak türkiye'de finansal geleceğiniz muamma be dostlar.

    son 5 senede abd neden bu kadar büyük bir ülke. hür düşünce, hukukun gerçekten uygulanması, sermayeye rahat ulaşım ve insanların parasını dilediği gibi kullanabilmesi nasıl ekonomiye etki ediyor uygulamalı öğrenmiş oldum. çok net bir şekilde anlamış oldum. sanıyorum günümüzde en güzel yatırım tavsiyesi green card almak. ama adettendir, yatırım tavsiyesi değildir.

  • öncelikle beter olsun. beğenmiyorsan işini, git daha üst düzey iş yap.

    haber'deki detaya göre, "tüketilecek her çeşit besin veya şeylere zehir katarak veya başka suretlerle bunları bozarak kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye düşürmek'ten 2 yıldan 15 yıla kadar" ayrıca "'mala zarar vermek' suçundan da 4 aydan 3 yıla kadar" hapis cezası talep edilmiş.

    tarım bakanlığı yayınladığı listede yer alan firma sahipleri için de aynı davayı açıyor mu?

  • ales için matematik çalışmam gerekiyordu fakat zamanında bildiğim her şeyi unutmuştum.

    üşenmedim, ales'e yönelik videoları izlemeye başladım. ağır geldi, hiçbir şey anlamadım. gücenmedim, üniversiteye hazırlık videoları izledim. çok karışık geldi. vazgeçmedim, anadolu liselerine hazırlık matematik videolarını izledim.

    olmadı, daha da geriye gitmem gerekiyordu! ilkokulda hocamın anlattığı matematik derslerini hatırlamaya çalıştım. komşudan aldım bir tane, falan. çok devamsızlığım olmuştu o yıllarda, parçaları birleştiremedim.

    gide gide en geriye gittim, sünnet videomu buldum. açtım, onu izliyorum annemle. matematik hâlâ sıfır. biraz önce çükümü kestiler.

  • burası müslüman ülke... arkasına sığınabildiğiniz en güzel cümle; değil mi?

    peki, adamın biri yol kenarında bir kadını dövse, "müslüman ülkede yapamazsın!" der miydiniz, ey sakallı amcalar?
    ya da bonzai içmiş bir çocuğa denk gelseniz, "müslüman ülkede gariban yalnız bırakılmaz" diye sahip çıkar mıydınız?
    müslüman ülkede milyonlarca insanın aç yatmasıyla ilgili herhangi bir eyleminiz, talebiniz yahut projeniz var mı?
    müslüman ülkede tecavüze uğrayan kadınlara, çocuklara, gençlere sahip çıkmayı hiç denediniz mi?

    müslüman ülkede torpil olmaz diyebiliyor musunuz? diyorsanız, bunu değiştirmek için ne yaptınız; bu çocukların üstüne yürüdüğünüz gibi, torpilci bir yöneticinin üstüne yürüdünüz mü hiç?

    her gün bu saydıklarıma defalarca denk geldiğinizi biliyorum. o anlarda nerede peki bu duyarlılığınız, bu bilinciniz?

    gücünüz dondurma yiyen çocuğa yetiyor ancak.
    biz sizi biliyoruz.
    biliyoruz.

  • süper mario kardeşler, japon oyun firması nintendo tarafından, ilk olarak 1985 yılında piyasaya sürülmüştü. oyun o kadar popüler olmuştu ki, birden çok nesle ait çocuklar, bu oyunla büyüdü. mario ve luigi'nin heyecan dolu platformlardaki mücadelesi, tüm dünyayı sarmış ve adeta bir salgın misali hane halkının çocuğuna almaya mecbur kaldığı bir oyun fenomenine dönüşmüştü.

    bunun gibi motivasyonlarla 1993 yılında, gerçek oyuncularla çekilen mario kardeşler filmi, gişede fena çuvallamış, hem eleştirmenler hem de seyirciler filmi berbat bulmuştu. oyunun sinemaya uyarlanışı son derece kötü sonuç vermişti ve beklenen ilgi sağlanamamıştı.

    günümüze gelene kadar mario kardeşler, ikinci kez daha büyük bir prodüksiyona malzeme olamadı. olaya bu açıdan bakıldığında, aslında bu oyunun yüksek bütçeli filmini çekmenin, oldukça büyük bir risk almak anlamına geldiği görülebilir. dolayısı ile ülkemizde de bugünden itibaren vizyona giren film, aslında uzun zamandır seyirci tarafından hakkının verilerek yapılması istenen bir projeydi. bu projeyi gerçekleştirmek, abd'li şirket illumination'a nasip oldu. son yılların gözde animasyon yapımcılarından olan şirket, mario kardeşler projesini, nintendo şirketi ile beraber üretti. filmin başarılı olabilmesi için, japon yapımcıların da işin içinde olması istendi.

    the super mario bros. movie için genel anlamda beklentileri karşıladığını söylemek mümkün. ancak oyunu geçmişte çok oynayan ve şimdinin yetişkini olan izleyiciler, filmde aradıklarını tam olarak bulamayabilirler. çünkü geçmişte yıllarca video oyununu oynadığınız karakterleri, beyaz perdede bir sinema figürü olarak (animasyon dahi olsa) görmek, ister istemez filmin sizi çok etkilemesi gerektiğini ve çocuk gözlerle oynadığınız, hayatınızın bir dönemine damga vuran oyunun filmini de bayılarak izlemenizin yüksek olasılık olduğunu düşünmenizi sağlayacaktır. işte bu yüksek beklentili, geçmişine mario kardeşlerin damga vurduğu seyirci için film, çok da başarılı olarak değerlendirilemeyecek bir yapım. (yazıda spoiler bulunmamaktadır.)

    günümüzde özellikle alfa kuşağı ve z kuşağının en genç üyeleri, youtube'da saatlerce oyun videosu izliyor. izledikleri bu videolarda, usta bir oyuncu, saatlerce platformlardaki görevleri tamamlıyor ve bıkıp, usanmadan oynamaya devam ediyor. dolayısı ile amaçlanan hem oyunu öğrenmek, hem de oyunun işi bilen biri tarafından oynandığında açılan yeni grafiklerinin ve görevlerinin keyfini çıkarmak oluyor. bu nedenden dolayı, mario kardeşler filmi de, tamamen bir görev gerçekleştirme üzerine kodlanmış bir film. oyun çılgını çocuk ve genç seyircileri de, işte bu özelliği ile yakalayacaktır. 30+ yetişkin seyirci için aynı şeyleri söylemek zor. youtube'da minecraft oynayan bir çocuğun videosunu, sıkılmadan 4 saat boyunca izleyin bakalım. ne demek istediğimi, ancak o şekilde daha iyi anlarsınız.

    filmin özellikle ilk yarısı, maalesef iyi kotarılamamış ve seyirci ilgisini dağıtıyor. kardeşlerin yaşadıkları brooklyn ve orada üstlendikleri görevlerle ilgili sahneler, daha düzgün bir anlatıya sahip olabilirmiş. mario ve luigi'nin fantastik yolculuğunun epey sonrasında gerçekleşen ve filmin kanımca en iyi sahnesi olan "çok boyutlu gökkuşağı otoyolu" sahnesine kadar, film bariz olarak aksıyor. burada tek istisna, d.k. adlı (donkey kong) karakter. seth rogen tarafından seslendirilen karakter, harika çizilmiş ve seslendirilmiş. filmdeki açık ara en sevdiğim karakter donkey kong oldu.

    filmin ikinci yarısı, şükür ki ilk yarıdaki ataleti ortadan kaldırıyor ve rengarenk, neşe içinde görseller eşliğinde, izleyicisine mario'nun renkli dünyasını sunmayı başarıyor. az önce bahsettiğim gökkuşağı sahnesinden itibaren filmin, olması gerektiği gibi heyecan verici olduğunu belirtmem gerek.

    filmde yer alan ve beni mutlu eden bazı konular ise; öncelikle prenses peach'in, filmde oldukça aktif bir kimlikle yer alması. oyundan farklı bir biçimde prenses, halkı için savaşan ve son derece cesur olan genç bir kadın. mario'dan bir çok yerde rol çalıyor ve izleyicinin kalbini fazlasıyla kazanıyor. ayrıca filmde yer alan gladiator, the matrix, kill bill göndermeleri, bu filmleri izlemiş seyircileri mutlu edecek. bunlara ilave olarak, 80'ler ve 90'ların bir çok popüler şarkısının, sahnelere uyumlu bir biçimde yedirilmesi de hoşuma gitti.

    tüm bunlara rağmen, az önce bahsettiğim, filmin ilk yarısının iyi kotarılamamış olması ve karakterlerin ruhunun seyirciye kuvvetli yansıyacak kadar başarılı yazılamamasından ötürü film, gişe hasılatı dışında, çok da başarılı sayamayacağım bir film. ben filmin, sonraki yılın oscar ödül töreninde, sadece adaylıkla yetineceğini düşünüyorum. mario kardeşler'den daha kaliteli animasyonları, bu sene mutlak surette izleyeceğiz.

    son olarak filmin puanlamasını yapayım. bu film, alfa kuşağı çocuklar ve z kuşağının en genç üyeleri için 7.5/10 değerinde bir filmdir. 30+ yetişkinler söz konusu olduğunda ise, filme torpil geçerek 5.5/10 verebilirim. filmin benim için olması gereken adil puanı ortalama 6.5/10'dur. tüm bunları bilerek, bu filme gidip gitmemeniz konusunda, yazının sizin için aydınlatıcı olmasını umarım. herkese iyi seyirler. (filmi 3 boyutlu ve türkçe dublajlı izlemenizi öneririm.)

    önemli uyarı : filmde yer alan bir çok sahnede, aşırı yoğun miktarda patlayan parlak ışık ve yoğun kontrastlı renk kullanımı var. geçmişinde ışığa duyarlı sara nöbeti (photosensitive epilepsy) bulunan izleyicinin, bu filmde rahatsızlığı tetiklenebilir. aynı şekilde eğer kronik migreniniz varsa, filmi izlerken sıkıntı yaşayabilirsiniz. lütfen filme gitmeden önce, tüm bunları göz önünde bulundurun.

  • sabah işe gitmeden hepsinin bitirebilmek için akşam yemeğinden sonra başlanılması gereken aktiviteler kombinasyonu.

    ben cuma akşamı başlıyorum, salı sabaha anca yetişiyor.