şükela:  tümü | bugün
  • çocuğum olursa adını bir koymayı düşünüyorum..
    bi tane daha olursa iki.. bi tane daha olursa üç.. böyle böyle gitsin işte..
    isim arama derdi yok, matematik var..

    _bir kardeşin ikiyi de alıp sofraya gel hadi.. onyedinin de kuyruğunu çekiştirmeyi bırak..
    _annnee onyedi diyil o.. ona araba çarpmıştı.. :(
    _kaçsa artık?! kuyruğunu çekmeyi bırak!!

    sit-comla bilimkurgu arası bebelerim olsun istiyorum..
    ellüvüç..
  • bir şeyi anlamak istiyorsanız neden bir olduğunu araştırın.
  • bir varlık, bir yokluk. bunu yapan o.
  • tanrıya dair bir niteleme. nicelik belirtmekten öte bir nicelik belirtme.

    bir. hiçlliği bozan, yokluğu varlığa çeviren niteleme. varlığı gerçeklemek üzere gereken, varoluşu olanaklı kılan.

    bir. ilk olan ve son olacak olana ilahi bir gönderme.

    bir. tek'in eşanlamı. çokun zıtanlamını yanılsatan, yansıtan.

    bir. farklı olanı anlatan, toplamdan ayıran, benzersizi tanımlayan.

    anlama üzerine bir yaklaşım şekillendirecek olursak, zaman içinde, gerek dinlerle, gerek varoluşa dair görüşlerle nitelendirilen bu kavram, rakamsal değerinin ötesinde, rakamsal değerin üstünde bir anlama sahip olmuştur her zaman. önceleri, tek olanı, tanrıyı tanımlamayı mümkün kılmış, gücün ilahilliğini, büyüklüğünü, farklılığını nitelemek ve öne çıkarmak için kullanılagelmiştir.

    bir olan demek, eşi benzeri olmayan demek olmuş. bir olmak, tek olmak'a eşitlenmiş, kendini yalnızlıkta bulmuş. tam da bu noktada, ilahi olanın yalnızlığına dair gönderme, tanrının yaratma gücüne taşınmış. ilahi yalnızlık içinde var oluşunu bir'e eşitlediğimiz, tek olan, içine sızan ışıkla, zihnini ışıtan ilk kelimeyle başlamış yaratmaya. hiçliği, birliğini mümkün kılan güçle varlığa döndürmüş. mutlak yalnızlık, ilahi yalnızlık, tek olmak, bir olmak ya da her ne denecek olursa bunun adına bir anlam bulmuş kendine. biri bilmek için çoku öğrenmek gerekmiş. biri anlamak için çoku tanımak lazımmış. bir olanbir yapan diğerleri olmuş.

    bir olan, tek olan, kendi suretiyle yaratmış der varoluş öyküleri. bir oluşuna anlam bulmak için yaratmış tüm gücüyle. yarattıkça birliği, çokluğa dönüşmüş. yarattıkça çok olmuş, çok oldukça bir olmuş daha çok. yarattıkça, yarattıklarında var olmuş kendi suretiyle. çokluğu olanaklı kılmış birlikten çıkarak.

    bir olan, çoka dönüşmüş.

    yaşamın devam ettiği bu noktada, birbirinden bağımsız, bir sürü varoluş biçimi tanımlanmış evrende. başlamışlar yolculuklarına, o evren senin, bu varoluş benim. yollar katetmişler, sayılarla ifade edilemeyecek kadar çok. en sonunda, zihnin ve ruhun katettiği onca yoldan sonra, bir olana dönmek kalmış. bir olanın ayrıldığı çok uç, olana bakmış. bir olan parçalanıp çok olduysa, çok bire gider demiş bir zihin. toplanmışlar, bire gidecek yola çıkmışlar. yürümüşler herhalde onca süre. sonunda kendilerini birde bulmuşlar. çokolan birlik olmuş, bire ulaşmak için. aslında hep birmişler denmiş.*

    birliğe dair bu söylem, tekliğe dair bu yakıştırma, uçları birleştiren olmuş en sonunda. en sonunda, iki ucu bir eden, bire ulaşmayı isteyen, ama bunu tanrıya dair birden öteye taşıyan bir birliği yaşayan uçlar için de olanaklı olmuş.

    bir olmak. renkleri birleştirerek resim yapmak.
    bir olmak. kelimeleri birleştirerek öyküler yaratmak.
    bir olmak. düşleri birleştirerek gerçeği bulmak.
    bir olmak. bir uçtan bir uca yapılan büyüyü var etmek.
    renklerle, kelimelerle, düşlerle, büyüyle birleşmek. birlik olmak, iki uçu birbirine bağlamak.

    son söz:

    dilde, en çok kullanılan kelimeye dair bir bakış, çoğu zaman anlamını düşünmeden kullanmanın ötesinde, her seferinde bambaşka öykülere neden olabilecek, olmuş olan bu niceliğin sonsuzluğuna dair bir görüntüyü dile getirme denemesi... zamanın içinde, var olunan noktaya bakıldığında görüyoruz ancak. ne kadar çok şey var oluyor hayatın içinde bizi biz yapan; peki ya bizi bir yapan??
    dahasına gözlerimizi dikmeden önce, varlığa ışık tutan biri dile getirmek istemesi bir zihnin, bunca gücü içinde barındıran, bunca basitliğine rağmen karşısına geçip saatlerce, günlerce, ömürlerce düşünceyi var edebilecek olana aciz bir seyir. öylesine bir deyiş, öylesine bir deneyiş...
  • vahdeti temsil eder tasavvufta

    bir'e talip ol,
    başkaları istemeye değmiyor...

    bir'i çağır,
    başkaları imdada gelmiyor

    bir'den iste,
    başkaları istediğini veremiyor
  • sanırım en iyi türk rock parçasıdır. bu kadar sağlam müzik altyapısı olan şarkı yapabiletelerinin olması, bizim topraklarımızdan çıkmış olmaları açısından gurur kaynağıdır. ve tabi ki sözleri:

    " bir ömürlük maceranda hikayeni anlat bana
    ne anlam verdin sen buna ruhunda neler var senin
    korkma ondan bundan, ne cehennem ne de şeytan
    bu dünyada bildiklerinin hepsi bir, hepsi hak'tan"
  • büyük ihtimalle çoluğumun çocuğunun çocuğunun çocuğunun dahi bu topraklardan daha iyisinin çıktığını göremeyeceği mükkkkemmel türkçe sözlü, sapına kadar türk heavy metal albümü.
  • "sen birden geldin

    kaderin bire dönmektir.

    akıl dönüş yolunu keşfeder.

    kalp ise yolun her aşamasındaki anahtarları bulur."
  • aşık veysel dedem anlatıyor bunun ne olduğunu..

    dinleyelim hele neymiş: http://www.youtube.com/watch?v=92zeivhlb-w
  • not: okuyacaksan, tamamen vakit kaybı. önceden söyleyeyim. sonra sövme bana. sonra dövme beni. sonra vurma bana.

    ***

    ''lütfen, senden sadece tek bir şey istiyorum'' diye başlayan ifadeler. yalanlar onlar. şöyle ki senden tek bir şey istediğini söyleyerek aslında çok bir şey istemediğini dile getirir. ama aslında o bir şey, öyle bir şeydir ki içinde - her şeyi kapsıyordur. yani ne bileyim. genel bir istek. hani en zekice cevabımız oydu ya çocukken, ''sadece tek bir dilek şansın olsaydı'' diye soranlara - ''bundan sonra dileyeceğim her şeyin gerçek olmasını diliyorum'' derdik ya hani.

    tek bir atışla hayatınızı sömürmeye çalışıyordur. veya tek bir atışla hayatınızı sömürmeye çalıştım hep. tam bir aptal olduğumuz için, en zeki olduğumuza inandık ya.

    ''bir tek dileğim var, ya rab'' dedi, annem. oyunu büyük oynadı. allah'ı kandırmaya kalktı. hoş, annem de inanmıyor ki allah'a. sadece inandığını zannediyor. inanmadığına inanamaz çünkü. küçük kelime oyunlarım. yazmak isteyip yazamadıkça insan, ne kadar rezil bir görüntü ortaya çıkıyor değil mi? bu mecra bunun için var ya zaten. yazmak isteyenler ama yazamayanlar için.

    yazabilseler burda işleri ne? daha güzel yerlerde yazmazlar mı?
    yazmak istemeseler burda işleri ne? daha güzel şeylerle vakitlerini geçirmezler mi? (okumak için burda olanları tenzih ederim. onlar benim gibi pisletmiyorlar buraları. onlar apayrı)

    bir, öyle bir miktar ki, o kadar bile yoksanız, var olduğunuzu bile iddia edemezsiniz. bir şeyin var olup, olmadığına - o şeyden en az bir adet var mı, yok mu buna bakarak karar veririz ya hani. hani? öyle mi yaparız? vallahi emin değilim. neremden uydurdum bilmiyorum ama şu an ben buna inandım açıkçası. mesela allah yok çünkü bir adet bile allah yok. eğer sadece tek bir adet bile allah olsaydı, o zaman allah var derdik, diyebilirdik ya hani.

    allah ile büyük sorunlarım var. olduğuna çok inandırdılar. olmadığınaysa eminim. yalnız veda edemiyorum, elveda diyemiyorum bir türlü bu çocukluk arkadaşıma. ayın yüzeyindeki lekelerden, kafamda canlandırdığım o yaşlı dede silueti - işte allah baba oydu. ordaydı. oturuyordu. eski bir sandalye, eski bir masa, bir tas çorba, kaşık, kaşıklıyordu çorbasını. allah, fakir insanlar gibiydi. asla zengin değildi. zengin insanların cennete gitmesi neredeyse imkansızmış ya? öyleymiş ya? neden mi öyle? tahmin et işte. neden olacak, kıskanıyoruz çünkü! neden kıskanmayalım ki? hayallerimizi yaşıyor çünkü ipneler. ipneler de cennete gidemeyecekmiş ya la? sokayım öyle cennete. ipnelersiz cennet mi olur? dünya yerinden oynar, ipneler özgür olsa! cennet, yerinden oynayamayacak asla demek ki? yerinden oynamayan cenneti ben neyleyeyim? ben cennete, cennet demem; cennet yerinden oynamayınca.

    allah birdir mesela. tektir. eşi, benzeri yoktur. ne kadar sıkıcı değil mi?

    bir olmak. o kadar da sıkıcı değildir belki. belki de en mükemmel olarak tasvir ettiğimiz allah'ı tek ve bir olarak görmemizin nedeni, en mükemmel hayatın tek ve bir başına yaşandığına içgüdüsel olarak farkında olduğumuzdandır bu, ne dersiniz? yeni bir insan, yeni bin sorun, yeni bin dert. sanki kendiminkiler yetmiyormuş gibi. kendimin ne derdi mi var? tek bir derdim var!

    hahahaha şaka yaptım. tabii ki de şaka. göz göre göre, gözünüzün içine baka baka yalan söyleyemem ya. ta en başta söyledim ''bu tür cümleler açıkça yalan söyleyen cümlelerdir'' diye. ''tek bir derdim var'' diyen yalan söylüyordur. o an, o derdine odaklanılmasını istiyordur sadece, o kadar. yoksa binlercedir derdi. bitmek, tükenmek bilmez. herkesinki gibi. herkesinki kadar. ne eksik, ne fazla. herkesinki kadar önemli. dolayısıyla aşırı ama aşırı önemsiz.

    bir şey söyleyeceğim. bir şey söyleyerek bırakabilir miydim hiç? uzun uzadı yazmalıydım. iyi oldu böyle. sen de kısmen anladın ne demek istediğimi. ben de bir nebze olsun döktüm içimi, rahatladım.

    bir de şu var. ''bir de şu var'''larla birlikte uzar gider işte bu hep böyle. asla bitmez. asla bitmez. bir diye başlar ve sanki başka rakam yokmuş gibi o bir içine alıverir binlerceyi. mesela bu yazı sadece bir yazı. oysa sadece ''bir'' yazıp bıraksaydım yine sadece bir yazıydı. belki de bir eşit değildir bir. ya da eşitse bütün birler - yine işte aynı noktaya varıyoruz: her şey birbirinden önemli, her şey çok önemli, her şey eşit miktarda önemli, her şey eşit miktarda önemsiz, hiçbir şey önemli değil ve her şey çok önemsiz, her şey çok önemsiz, hiçbir şeyin anlamı yok, hiçbir şeyin anlamı yok.

    bildiğim bir şey var (hiçbir şey bilmediğim) demiş ya hani. bir kelimesini, bir sayısını, bir sıfatını, bir miktarını kullanmış ya o cümlede - işte o cümle tamamen yalan, tamamen sahtekarlık, tamamen kelime oyunu, tamamen her şeyi kapsamış, tamamen sadece bir şey değil ve tamamen her şey ve tamamen hiçbir şey işte. bildiği tek şey - hiçbir şey. bildiğim her şey, hiçbir şey.

hesabın var mı? giriş yap