şükela:  tümü | bugün
  • işe başlanılan yerde tanıdık insanlar varsa, ilk günlerin elem derecesi düşük olur. ama her zaman yanıbaşınızda eski simalar yer almayacaktır, yalnız kalacak, başınız dara düşecek, ne yapacağınızı bilemez de olacaksınızdır ister istemez. işte o anlarda herkes için yeni olduğunuzu bir kez daha anlayacak, istenmeyen ve hatta nefret edilen kişi etiketini söküp atamayacağınızı düşünecek, ardınızdan kıkır kıkır gülen yüzlerin çoğaldığına inanacak ve zeminin dibine geçmek isteye isteye o pürüzlü introları atlatmaya çalışacaksınızdır.
    aslında tüm bunlardan daha da kötüsü; işe başlangıç yapılacak günün önceki gecesinde yataktaki ızdırabınız, sabah kalktığınızda yaşamanın ne kadar büyük bir eziyet olduğunu bir kez daha kabul ettiğinizdeki ruh yorgunluğunuz ve binaya girene kadar kafanızda büyütüp büyütüp midenizi hasta eden paranoyalarınız, kuşkularınız, korkularınızdır.
    yeni iş ortamında yaşanabilecek hiç bir sıkıntı, kendi yalnızlığınızda ürettiğiniz komplo teorilerinden daha yaralayıcı ve bunaltıcı olamaz.
  • yeni işe başlamak harika bir şey, evet. hele de sektörde alanında en iyilerden birine girince, aman sabahlar olmasın. çok uzun zamandır bekliyordum bunu, güzel bir kariyer imkanı yakalamak için bildiğim tüm güçlere dua ediyordum. kpss beni mahvetmişti, bir türlü istediğim sonucu alamamıştım ve öz güvenim sarsılmıştı. güzel bir işe yerleşmek benim için bildiğin ütopya haline gelmişti.

    çok başarılı bir kuruma girdim. hem de mucize gibi. hayal bile edemezdim.

    ama içten içe beni kemiren başka bir duygu var, kimselere söyleyemiyorum, sanırım patlayacağım bir yerlere anlatmazsam.

    tembellik insanın en büyük düşmanı kabul, ama güzeldi. sabah istediğin saatte kalkmak, istediğin gibi takılmak, istediğini izlemek, istediğini yemek, canın isterse arkadaşlarına gitmek, hepsi çok güzeldi. parayı idareli harcamak zorunda kalıyordum ama özgürlük vardı.
    işe başlıyorum, teyzem arıyor “gelip kalsana bende biraz” diye, “artık kalamam teyze, iş başlıyor” diyorum. halbuki eskiden gider teyzemde iki hafta kalırdım rahat rahat, güzel vakit geçirirdim. akşam arkadaşlarımla plan yapardım, onlar çalışıyordu, ben rahattım. gene plan yaparım akşamları, ama çalışıp gideceğim artık, işten çıkıp.
    bu düşünce beni boğuyor. artık elimi kolumu rahat hareket ettirememe düşüncesi ürkütüyor. tabii ki çalışmam gerekiyordu, işe girebildiğim için çok şanslıyım. çok mutluyum. her şey harika olacak.

    ama o özgürlük… güzeldi. her zaman gülümseyerek hatırlayacağım. duygusal bir anımdayım, anılar, geçmiş falan… neyse. unut bunları ven. tekrarla, "iyi ki işe yerleşebildim, artık bir birey gibi hissediyorum."
  • ilkokulda aşı sırasındayken sıranın giderek yaklaşmasıyla oluşan his, yeni işe başlanacak günün/saatin giderek yaklaşmasıyla oluşan hisle aynıdır(mış).
  • yaklaşık 22 saat 50 dakika sonra tadına bakacağım kısıtlanma hali. daha gerekli evrakları toplama kısmında yamulttu beni. zaten anam beni serbest bıraktığından beri bürokraside hiç başarı sağlayamadım. en son nüfus cüzdanı yenilemeye gitmiştim de, 250 tl ceza ödeyip yeniletemeden dönmüştüm. bürokrasi aşk gibi amınakoyim. o devlet dairesine girdiğim andan itibaren her an bir sorun çıkabilir hissini yenemiyorum. allah'tan nüfus kaydını babalar yaptırıyor yoksa onu da yaptırmazdım. dün sabahtan beri devlet daireleri arasında, mahalle maçını basan abilerin ayağından top almaya çalışan sinirli çocuk gibi dolanıyorum. tam birisinin ayağına çift dalmak üzereyken işin bürokrasi kısmını tamamladım. daha iş yerinin kapısını göremeden, yaktığımız enerjiyle burdan dünya kupasına yürürdüm.

    ne güzel pencereden yandaki ilkokulun tenefüslerini izleyip umut sarıkaya yazılarını görüntülü okuyordum. kitaptan okuduğum çocukluk tespiti, hemen yan taraftaki okulun bahçesindeydi. anneme aduket çekip uyku saatimi uzatma leveli de bitti. kirli sakalım da istifasını dün akşam verdi. artık belgeleri götürüp ssk'lı bir insan olma yolunda ilk adımı bu öğleden sonra atarım. ikinci adımı babam koymamış. bürokratik işlerinde uzun isim yazıp zorluk çekmesin demiş. babamın bana yaptığı en büyük kıyak budur heralde.
  • başarmanın yarısıdır. başarmanın öbür yarısının 3/4'ü ile fındık, 1/8'i ile de fıstık aldım. kalanını da 3 işçi 5 günde başardı.
  • bir türlü geçmek bilmeyen bir günün sonunda işyerinden kaçıp bi daha da geri dönmemek arzusu yaratan durum..
  • aynı işi başka biyerde yapmaya başlayacağınız bi durumdur bazen..
    herşey yeni işin öncelleriyle hemen hemen aynıdır..

    bi tek şey hariç.. ayakkabının tutunmasını tamamen engellemek üzere tasarlanmış kaygan zeminler..
    her köşeyi acemi zürafa yavrusu gibi dönmekten fenalık geldi arkadaş.. hızlı yürüyen bi insanım.. ofis içinde salınmaktan da pek hazzetmem.. gideceğim yere bi an evvel ulaşmak isterim..
    tam hızımı alıyorum, yürüyorum hızlı hızlı, hooop dönülcek bi köşe geliyo.. önce topuklar vıjır vıjır kaymaya başlıyo, arkasından ataletim bozuluyo.. ellerimi kollarımı sallayarak yer düzlemine göre dikliğimi muhafaza etmeye çalışıyorum.. bazen bu bikaç gerizekalı hareketten sonra durmayı başarıyorum.. bazen de duvar, kapı, masa, yanımdan geçen bi insan, artık ne olursa tutunup, hareketsizliğimi sağlıyorum en azından..

    bigün duramıcam, sekreter masasının önünden hızla geçip, çift kanatlı cam kapıyı musa gibi ortadan ikiye yarıp "gadanallah!" diye dalıcam başkanın odasına..
    o olucak!

    sonra vay efendim hiyerarşi!! sekretere uğramadan içeri girilmezmiş falan.. önce kaymayan zemin yapın arkadaş..
  • (bkz: işe yaramak)

    yıllarca işsiz kalıp, aylarca iş arayıp, haftalarca görüşmelerin geri dönüşünü bekledikden sonra ilaç gibi gelecektir.

    tam ''ramazandan sonra kesin netleşir'' dediklerinin ertesi günü arayıp ''buyrun bi gelin konuşalım pazartesi başlayın'' demezler mi o işverenin ben ağzını yüzünü yerim ya. asgari ücretten başlatmalarıı bile koymuyor ''iş olsun da'' düşüncesindeki insana.

    efendim işe başlamak;
    *giden sevgiliyi artık öyle çok da fazla düşünmemek,
    *beğendiğin ayakkabıyı hiç düşünmeden alabilmek,
    *''pazar pazar bu ne gürültü canım'' diye komşulara haklı bir gururla hönkürebilmek,
    *arkadaşlarla iş çıkışına planlar yapmak demektir.

    (bkz: oh be)
    o değil de
    (bkz: giyecek hiçbir şeyim kalmamış sendromu)
  • o kadar alışmışım ki işsizliğe bildiğin zor geliyor amk sabah kalkıp işe gitmek. bi sürü yeni insan, yeni ortam, hiç tanımadığın kişiler. zaten ilk iletişimi zor kuran biriyimdir, işin yoksa bi de milletle tanışıp, samimi olmaya çalışmalar, sonra iş arkadaşlarını çözme çabaları başlayacak. uyku da tutmuyor arkadaş, alışmışız sabaha kadar film - dizi izlemeye.

    her şey zaten bu lanet para yüzünden olmuyor mu şu dünyada? az daha param olsa biraz daha çalışmadan idare ederdim aslında. bakalım bu iş yerinde neler bekliyor beni? nasıl günlerim geçecek? ne güzel de ev adamı olmuştum.
  • uzun bir iş arama sürecinin sonunda büyük heyecan yaratabiliyor.

    hele bu iş uzun süredir beklediğiniz tanımlara uyan bir pozisyonsa heyecan katlanıyor.

    şunu da öğrenicem, bunu da bilicem.

    artık zırt dediğinde bilgisayardan dizi açıp izleyemicek olmaya üzülmesi gerekir insanın. yok amına koyim üzüleni siksinler.

    sabah alarm kurmadan uyanmak ne de güzel, ne de lüks bir rahatlık di mi? afedersiniz ama sokayım öyle rahatlığa. ben alarmımı kurup, sabah zorla uyanacağım için ölüyorum lan heyecandan.

    çevre baskısı, aile baskısı, arkadaş baskısı...

    iş arama süresi uzadıkça bu baskılar da logaritmik olarak artıyor. isteyerek yaptıkları bir şey değil ama dedikleri bir kelime bile nasıl da batıyor insana.

    sırf iş noldu lan yavşak diye sormasın diye yakın arkadaşlarınla bile konuşmak istemiyorsun.

    zor amına koyim zor.

    pazartesi saatimi kaça kursam acaba?