şükela:  tümü | bugün
  • öncelikle şunu belirteyim, her yerde bir hayat var.

    küçük şehirde yaşamayı tecrübe etmeden önce anlamazdım, yolculuklarda içinden geçtiğim küçük şehirlerde yaşayan insanlara şaşardım. bu insanlar neden burada yaşıyor ki derdim. istanbul varken neden burda yaşıyorlar. sonra küçük şehirde yaşama zorunluluğum doğunca anladım ki, her yere aynı güneş doğuyor, her yerde yağmur yağıyor, gün batıyor. yine komşular, yine alışveriş yaptığınız insanlar oluyor, yine sokakta çocuklar oyun oynuyor, kavga ediyor, insanlar doğuyor, hasta oluyor, ölüyor. hayat bir şekilde devam ediyor.

    kıyaslamaya gelince;

    büyük şehiri cazip kılan her ne kadar sayısız alternatif sunması olsa da, alternatif çokluğuna rağmen büyüklüğünün getirdiği kaos alternatifleri değerlendirme olanağını kısıtlıyor. küçük şehirde yapılacak çok az şey oluyor belki ama onların hepsini yapabilme ihtimalin çok daha güçlü oluyor. az alternatifle, çok alternatifi yenebiliyorsun. ayrıca küçük şehrin alternatif azlığı, alternatif oluşturma çabasını getirebiliyor ve bu şekilde daha yaratıcı aktivitelerde bulunabiliyorsun. kendi alternatifini kendin oluşturuyorsun.

    büyük şehir çok insan, çok uyaran demek oluyor. bu çokluğun içinde farketmeden kendini bir yarışmada bulabiliyorsun. yarışma stres getiriyor, stres ise huzursuzluk. küçük şehirde az rakip oluyor, huzur içinde kendi işine bakabiliyorsun.

    zaman. zaman çok hızlı akıyor büyük şehirde. büyük şehirin bir haftası, küçük şehirde bir aya denk geliyor.

    daha çok kıyaslama mümkün belki ama bana en çarpıcı gelen hususlar bunlar.

    kendisini her daim büyük şehir insanı olarak tanımlayan beni bile, küçük şehir hmm neden olmasın deme noktasına getiren hususlar.
  • -yıldızları daha iyi görebilmektir zira küçük şehirlerden yıldızdar daha net gözükür.

    -sabah ulusal radyoları dinlediğinizde mahmutbey-merter-köprü-maslak güzergahlarının dolu olduğunu bomboş bir yolda öğrenmektir.

    -istanbul'da yılın bir haftası denize kaçmak için hayal kurarlarken yürüyerek bile denize ulaşabilmektir. hatta sabah denize girip işe yetişebilmektir.

    -ikinci vitese düşmeyi trafiğin tıkanması olarak nitelendirmektir.

    +büyük şehirde yaşamak bunların hiç birini yapamamaktır.
  • büyük şehirde yaşamaya başlayınca anlar insan küçük şehirde yaşamış olmanın harikuladeliğini.

    küçük şehirde yaşamak evinden dışarı adım atıp şehrin gidilebilecek her yerini bir saat içinde turlayabilmektir.küçük şehirde yaşamak bu turu yaparken adım başı tanıdık simalarla karşılaşabilmektir ve küçük şehirde yaşamak bir saatte bitmesi mümkün olan bu turu ayak üstü sohbetlerden dolayı asla bir saat içinde tamamlayamamaktır.

    küçük şehirde yaşamak trafiğin en sıkışık olduğu zamanlarda bile yayalara kırmızı ışık yanarken karşıdan karşıya geçebilmektir.

    küçük şehirde yaşamak, olur da bir gün yolları küçük bir şehre düşmediği sürece büyük şehirde yaşayanların asla anlayamayacağı bir histir.
  • hele şöyle bi' toplanın, benim de biraz anlatacaklarım var;

    ben küçük bir köyde büyüdüm arkadaş. üniversiteye kadar da çıkmadım o köyden. sonra master için ist'de kaldım bir süre. sonrasında da 4 kıta, 19 ülke, sayısını hatırlamadığım kadar şehir, köy, kasaba gördüm; kısa süreli de olsa yaşadım hatta çoğunda. sonra başıma şu olay geldi..

    evlendiğim cins-i latif ist'de değil de başka bir şehirde yaşıyordu. ikimizin de iyi işleri, kurulu düzenleri, arkadaş çevreleri vs. vardı. düşündüki taşındık. dedik ki eğer ist'de yaşarsak (yani benim yaşadığım şehirde) karşımıza çıkacak şeyler bunlar bunlar, artısıyla eksisiyle. eğer eşimin yaşadığı şehirder yaşasak (yani, şuan yaşadığımız yerde) karşımıza çıkacak şeyler bunlar. artısıyla, eksisiyle yine.

    eğer ben değiştirseydim yerimi, yeni bir iş bulmam gerekecekti. bu durum benim için çok da zor değildi, çünkü zamanında onlarca ülkede çalışmış ve yaşamıştım. ee senelerce küçücük bi köyde yaşadığım için de bana sorun olmayacaktı yani. sonuçta öyle yaptık.. ben ist'deki evimi, işimi, arkadaşlarımı, galatasarayımı bırakıp eşimin yaşadığı şehirde bir iş buldum, ortalama bir-iki haftamı aldı. ist'de aldığım aynı maaşla hatta, daha iyi sosyal haklarla.

    şimdi evimden işime 10dk'da gittiğimde bugün geç geldim eve diyorum. canım sıkılıyor, moralim bozuluyor. çünkü 7 dk'da gelmem lazım evime. hatta sabah işe giderken yolda bir araba gördüğümde şaşırıyorum. teksas kırsalında markete giderken araba gördüğünde şaşıran amerikalı gibi. birbirimize korna filan çalıyoruz, şekillli afilli selam filan veriyoruz. yazları cuma akşamları işten çıkınca denize filan gidiyoruz. işten çıkıp denize ayaklarımı sokuyor olmak ortalama 28 dakikamı alıyor. 30 olsa yine canım sıkılıyor, moralim bozuluyor. biram hep soğuk oluyor mesela, fıstığım hep taze. haftasonları köylü teyzelerden envai çeşit yeşillik alıyoruz. hayatımda daha önce yemediğim lezzette mantarlar filan, kilosu 7-8 lira. o sizin organik deye aldığınız ama ambalajı bile organiz olmayan kilosu 33 tl'lik mantara da bin basar.

    haftasonu kapımızın önünden simitçi geçiyor mesela; 4 tanesine 2 lira veriyoruz, sımsıcak, mis gibi. kışın da sucuk ekmek yapıyoruz en güzel doğa parklarının birinde. eve döndükten sonra en az üç dört bölüm breaking bad izleyebiliyoruz. saat anca 22:00 oluyor. sonra da şarap filan açıp muhabbet ediyoruz sevdicekle..

    yılda en az üç kere yurtdışına tatile gidiyoruz mesela, daha önce görmediğimiz şehirlere, ülkelere. deliler gibi seyahat ediyoruz lan, hayallerimizi yaşıyoruz. çünkü yanlış anlamayın ama para biriktirebiliyoruz. masrafımız ist'de yaşadığımız zaman harcayacağımızdan en az üç dört kat az. stressiz, gürültüsüz vs. sabah kaltığımda pencerem ormana bakıyor, evimin önünde belediyenin yaptığı halı sahada top oynayan elemanlara takılıyorum ara sıra. fena maçlar dönüyor. terleyince arabaya atlayıp denize bile gidebilirim, o kadar diyim size. ha unuttum, kışın efsane balık oluyor burda. zaman zaman norveç somonu ile buluyoruz. hamsi filan gırla. barbuna düşüyoruz bazen. evde yapmaya gerek bile kalmıyor, çünkü salaş yerlerde yiyoruz balığımızı, öyle ist'de satılan saman gibi balığa bi' ton para vermiyoruz. istediğimiz zaman yürüyüşe çıkıyoruz mesela, evimizin yakınındaki ormana filan. sonra eve dönüp dünya haritasının üstünde acaba şimdi nereye gitsek diye ülke seçiyoruz, elimizde koleksiyonumuzdan nadide biralar oluyor, soğuk. ben daha çok viski takılıyorum. single malt..

    şimdi sorarım size. ist'de yaşayanınızın kaçı bunları istediği zaman yapabiliyor? illa ki vardır, illa ki olacaktır da. ama sayısı geçmez bir elin parmaklarını.

    demem o ki sevgili okur; küçük şehirder yaşamak; her zaman iyidir büyük şehirde yaşamaktan. avantajlıdır, huzurludur.

    ama unutmayın; önemli olan her zaman yaşadığın yerde, sevdiğin insanla yakaladığın huzurdur. nerde olursa olsun! sadece büyük şehirde biraz daha zordur bu, daha pahalıdır, daha can yakıcı.

    şimdi ne mi yapıyoruz?

    yeni zelanda'ya göç etmek için evraklarımızı hazırlıyoruz. yeterli eğitimimiz, birikimimiz ve şansımız var. ha oldu da yapamadık. ne mi olur, ben yine işimden evime 7 dk'da gider, house of cards'ın üçüncü sezonuna başlarım. bitince norveç'e uçak bileti bakarım belki, airbnb'den ev tutarım sonra. siz edirnekapı'dan boş gelecek metrobüsü beklerken ya da tekstikkent'ten maslak'a 3 saatte giderken..

    fırsatınız varsa terk edin büyük şehirleri, kendiniz için olmasa bile çocuklarınız için yapın bunu..

    unutmayın; her şey gitmekle başlar ve her şey yolcuktan gelir.

    *bana nerede yaşıyorsun diye mesaj atmayın nolur. yerimi söyleyip hepinizin buraya gelmesini cidden göze alamam *
  • küçük şehirde (hele ki doğup büyüdüğün şehirse) yolda düşüp bayılsan, sen hastaneye gidene kadar ailene haber ulaşır.
    büyük şehirde ise sokakta başına bir şey gelse millet yolunu değiştirir. es kaza evinde ölsen 3 gün sonra bulurlar cansız bedenini.
  • gençken büyük şehirde, yaş ilerleyince küçük şehirde yaşamak istenir genelde.
  • deneyimlerime göre küçük şehirde yaşamanın en büyük dezavantajı sağlık imkanlarının kısıtlı olmasıdır. şöyle ki; küçük şehirde işinin ehli doktor bulmanız maalesef zor oluyor. hapşırık tıksırık grip haricinde bir hastalığa tutulduğunuzda teşhis koyana kadar imanları gevreyebiliyor buralardaki doktorların, hatta çoğu zaman koyamıyorlar bile teşhis falan. halbuki büyük şehirlerde sağlık imkanları çok çok daha fazla ve buna binaen işin uzmanını bulmak daha kolay. küçük şehirde (çok da küçük sayılmaz aslında, en son büyükşehir oldu!) yaşayan biri olarak bu durumu çok kısa süre önce deneyimledim. baya sıkıntılar çektim ve derdime çareyi yine istanbul'da buldum. şansım vardı ki istanbul'da ailem yaşıyor ve gidip gelmem zor olmuyor ama küçük şehirlerdeki doktorların tırt olduğunu üzülerek belirtmek istiyorum.
  • hahah bi de derler ki küçük şehirde kiralar çok ucuz ve trafik yok. bi düşün bakiym niye çok ucuz ve trafiksiz?

    büyük şehirlerin de dev sorunları var elbet, ama küçük şehri büyük şehre yeğ tutan insan kusura bakmasın ne güncel dünyaya entegre olabilmiştir, ne de kültürel zevklerini olgunlaştırabilmiştir.