şükela:  tümü | bugün
  • cazın sınırlarını opera ve tiyatroya doğru genişleten, cazla modern şiir ve avangard yazın arasında yakın ilişki kuran bir öncü. kendi deyimiyle, yıkımın kıyısındaki bir müziğin sözcüsü.

    1934 yılında new york city'de doğdu. klasik piyano ve genç yaşlarında klarnet çaldı. sidney bechet'in müziğinin onda uyandırdığı hayranlıkla, o yıllarda pek üzerine düşülmeyen soprano saksofona yöneldi. cecil taylor ve thelonious monk ile çalıştı. amerikada cazın ticarileşmesinden yakınan lacy, 1960'larda avrupada çalışmayı tercih etti. roma'da çellocu ve vokalist irene aebi ile tanıştı, aralarında hem duygusal hem de müzikal bir bağ kuruldu. aebi bir hayat arkadaşı olmanın yanı sıra, lacy'nin eserlerini mükemmel biçimde seslendirdi. lacy'nin müziğinde horlamayı çağrıştıran sesler, yörüngesinden çıkmış ritmler, seslerin eğilip bükülmesi, aniden alçalıp yükselmeler, tedbirli bir hız göze çarpar. samuel beckett ve brion gysin gibi avangard yazarların metinlerini, robert creeley gibi modern amerikan şiirinin öncü isimlerinin şiirlerini caza taşımıştır.
  • her daim yirminci yüzyıl fransız edebiyatı'nın caz üzerindeki yansıması olduğunu düşünürüm bu eşsiz büyük-usta'nın.
  • steve lacy'nin ilginçliği; çaldığı naif bechet-esque/dixieland'a yakın müziğin birkaç yıl içinde musica elettronica viva'yla çılgın doğaçlamalara, peter brötzmann sextet'in en ince tonuna dönüşmesindedir bana kalırsa. düşünün, hayatı boyunca monk'un tüm eserlerini kusursuzca -hatta kusursuzdan da öte- yorumlaması bir yana; eksensiz ve özgür müziğin de hakimi olan bir soprano saksofoncu ve üstelik sidney bechet'nin tüm armonik kalitesinin üzerine birkaç kat çıkabilmiş usta bir kompozitör. müzikal yarı-tanrımız lacy; solo doğaçlamalarla, han bennink, albert mangelsdorff, fred van hove, alexander von schlippenbach, derek bailey, *irene aebi, muhammad ali, johnny dyani, bobby few, gibi büyük ustaların yanında kendini geliştirirken hayatını eski topraklara taşımış ve artık "avrupalı" olmuştur bile. [burada seksenlerin ortalarından itibaren dünya müziği hadisesine daha da bağlandığını; masahiko togashi, don cherry ve dave holland'la bura bura'yı -hem çok nadir hem de olağanüstü bir kayıttır.- çıkardığını belirtmek isterim.]

    japon özgür cazı'na katkısı kompozitör olarak olduğu kadar "teknik" açıdan da oldukça önemli bir yerdedir. o döneme dek evan parker, ilk dönem willem breuker, john coltrane, albert ayler, pharoah sanders, dewey redman vs. soprano saksofonda çılgın numaralar denemişler, ancak lacy'nin içe çekerek [humming/ters üfleme de denir] ortaya çıkardığı saksofon tonuna yaklaşamamışlardır. [daha net bir örnek için mal waldron'un manfred schoof'la kaydettiği on upmanship adlı albümündeki the seagulls of kristiansund adlı parçayı dinleyiniz. martı sesleri duyduğunuzu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.] pek tabi takao haga ya da kaoru abe gibi insanlıktan çıkmış genç kediler bunu deneyecek ve daha katastrofik hale getireceklerdir. [lacy'ye adeta ibadet eden kazutoki umezu'yu unutmayalım.]

    mal waldron'la yakın dostluğu dillere/kulaklara destandır lacy'nin. altmışların sonunda amerika'da başlayan arkadaşlıkları beraber avrupa'ya taşınmış, monk-bazlı boppish armonilerden atonal doğaçlamalara; adeta astral seyahati beraber gerçekleştirmişlerdir. 1992'de eşini ve kardeşini bir trafik kazasında kaybettiğinde yine mal waldron aziz dostunun yanında, belki de tek destekçisidir. kendisine gelince, yüzlerce lp'nin ardından birkaç gün arayla aramızdan ayrılan ray charles'ın binde biri kadar ses getirmedi ölümü, ancak özgür caz/özgür doğaçlama seven herkesin önünde ceket iliklemesi gereken büyük-büyük ustadır lacy. saygılarımla.
  • son olarak tyler the creator'un flower boy albümünde gözüken, kendrick lamar* ve j. cole* için yaptığı işlerle dikkatleri üzerine çekmiş genç yetenek. debut albümünü merakla beklemekteyim.

    (bkz: the internet)
  • kendrick lamar'ın damn albümü için iphone ve irig kullanarak yaptığı beat'i pride ile adını duyuran genç müzisyen. en azından ben ismini bu sayede duydum. solo işleri de oldukça başarılı. özellikle some çok hoş bir şarkı olmuş.
  • müziğe nasıl girdiğini ve nasıl müzik yaptığını anlattığı tedx konuşması için: the bare minimum - steve lacy