şükela:  tümü | bugün
  • ıspartanın bir ilçesi..
  • uluborlu, 28. 10 boylam ve 38.10 enlem meridyenleri arasında, 1100 metre rakımlı, toros dağlarının kolları arasında yer alan, vadi konumunda olan isparta ilinin bir beldesidir. uluborlu’nun belli başlı yükseltileri güneyde 2447 metre ile kapu dağı, 2090 metre şalgamlık dağları ve hisar tepeleri, kuzeyde 1964 metre yükseklilte karakuş dağlarıdır. uluborlu’da üçü büyük, ikisi küçük olmak üzere beş çay bulunur. bunlar şehir çayı, pupa çayı, akçay, ileydağı ve dereköy çaylarıdır. ayrıca bugün uluborlu barajı ve ileydağ sulama göleti olmak üzere iki baraj bulunmaktadır.

    uluborlu’da yazları sıcak ve kurak, kışları yağışlı olan akdeniz iklimi hüküm sürmektedir. yağışlar kışın daha çok kar şeklinde bahar aylarına da yağmur şeklinde düşmektedir.
  • (bkz: keçiborlu)
  • en yakın komşusu senirkent'tir. aralarında 10 km vardır ve bu on kilometrelik yolun iki tarafı da tarlar ve meyve ağaçları ile doludur. bu mesafeyi sıkılmadan yürüyebilir, daha da güzeli bisikletinizle meyveleri yiyerek aşabilirsiniz.
  • herkese diğer anadolu ilçelerinde ne kadar meyve ikram ediliyorsa o kadar meyve ikram edilen güzel ilçem. babaannemin, canı çekmesine rağmen istemeye çekinenler olabilir diye bahçemize tabela asıp "yimek serbes - ilaclı, yumadan yimeyin" yazdığını bilirim.

    uluborlunun adı selçuklu ve osmanlı ve döneminden beri uluborludur. tarihte uzun dönemler sancak beyliği seviyesinde bir yerleşim birimi olagelmiştir. savunmaya elverişli, hakim bir noktada yer alan sarp bir tepeye kurulu bir kalesi vardır.

    insanları çok zeki değildir ama çalışkandırlar. meyve tarımında küçük çocuklar bile bilgi sahibidir. hemen her evde 1 ya da 2 motorsiklet (mobilet denir) vardır. markası mobylette olmayanlara da mobilet denir (swh)

    civar il ve ilçelerdeki kirazlardan çok daha iri ve sert kabuğa sahip kirazları kolay bozulmama ve kurtlanmama özelliğinden dolayı dünya pazarlarında alıcı bulduğu için yurt içine pazarlanmaz. zaten ingiliz alıcılar kilosuna 4 pound gibi rakamlar öderken kimse de yurt içine satmak istemez. bilen insanlara hediye edilen küçük bir sepet uluborlu kirazının değeri büyüktür.

    yazları ilçeyi yukarıdan gören yüksek bir yere çıkıp yeşillikler içindeki kırmızı damlı evlerini görüp de şirin sıfatını kullanmayacak az kişi vardır.

    kısacası, caddeleri-sokakları temiz, hırsızlık vb. adli vakalar yaşanmayan, yazları sıcak, kışları bir hayli soğuk, havası inanılmaz derecede temiz, suyu daha da inanılmaz derecede lezzetli, yaz gecelerinde yıldızları izlemenin büyükşehirde ışık kirliliği altında yaşıyor olmanın ne büyük bir eksiklik olduğunu hatırlattığı sevimli bir ilçedir uluborlu.
  • güzel şarap yapılıyor bu ilçede..
  • güzel kirazlarından ikram etmesini sevmeyen insanların ilçesi.

    (bkz: borlu)
  • muhteşem kiraz üretilir uluborluda, hiç türkiye pazarına sürülmeden yurtdışına satılır bunlar.
  • 2 bin küsur metrelik kapı dağı ile ilk başta dumur eden. daha sonra halkı ile dumur eden ve en sonda öğrencileriyle dumur eden dumur deryası.
    eğer bir gün yolunuz öğrenci olarak düşer ise ( ki allah düşürmesin...), hanya' nın ve konya' nın kaç saat olduğunu görürsünüz. hatta iyi bir çocuk olursanız şirinleri nah görürsünüz. göreceğiniz tek şey kabus olacaktır...
  • çeşmelerinden akan suyu aynı zamanda bir üretim tesisinde şişelenip şehirlere satılan ilçe.

    kirazcılıkla uğraşan yerlileri bütün sene boyunca topraktaki kireç, demir, azot gibi onlarca maddeyi kiraz ağacına uygun ortam oluşturmak için dengede tutmaya çalışır, bin türlü zararlı böcek ve otla savaşır , varını yoğunu bu işe yatırır. ancak ağaçlar cinsi gereği çok narindir ve az ama öz kiraz vermektedir. o az kirazı da yoldan geçenler tüketince ortada safi zarar ve amelelikten başka bişey kalmamaktadır. bundandır ki uluborlu yerlisinin meyve ikramı konusunda hassas olması abartmadığı sürece normal karşılanmalıdır.

    hatta bildiğim kadarıyla uluborluya bağlı köylerde değil ama uluborlu ilçesinde yiyecek içecek ikram edilirken çok cömert davranılır. düğün yemeklerinde iki yumruk büyüklüğünde haşlanmış kemikli et ve pirinç pilavı ikram edildiğine şahitlik etmişliğim vardır. bundan 15 yıl öncesine kadar uluborlu halkı kışları kirazdan edindiği kazançla antalya'da yaşar ilkbaharla birlikte kiraz bahçelerine bakım yapmaya gelirlerdi. antalya gibi bir sahil şehrinde yaşamanın verdiği görgü ve ayrıca aileden gelen eğitimin de etkisiyle 60 yaşını geçkin bu yerli insanlar uluborluda beyaz takım elbiseler, fotr şapkalar giyer ve bastonlarıyla dolaşır, hanımlar da şık ancak son derece sade kumaş elbiseler giyer ilçede böyle arz-ı endam ederlerdi. bahçelerine çalışmaya gittiklerinde çizmelerini ve iş elbiselerini giyinip öyle çalışırlardı. aradan geçen onca zaman sonra eski kibar ve cömert yerlileri bu dünyadan göç etmiş ve başka yerleşimlerden gelen insanlar uluborlu yerlisinin yerini alır olmuş. şu anda yerlisinin büyük bir kısmı kaba saba, cahil ve görgüsüz insanlardan oluşmakta ancak azınlıkta da olsa hala güleryüzlü ve iyiliksever insanlara rastlamak mümkün.

    uluborluda üretilen kiraz bir zamanlar üreticisinden 5tl/kg a alıcı buluyor ve toplanan kirazların tamamı özel soğutuculu tırlarla yurtdışına çıkarılıyordu. neredeyse dolu dolu iki avuç kirazın 1 kg ettiği düşünüldüğünde oldukça karlıydı ancak çevre yerleşimlerde de uluborlu kirazının yüksek miktarda kar getirdiğini duyan insanlar bahçelerindeki elma ağaçlarını söküp kiraz yetiştirmeye başlayınca arz patlaması yaşanmış ve kiraz fiyatları dibe düşmüş. bunu fırsat bilen kurnaz kiraz tüccarları kendi aralarında anlaşıp 2-3 tl/kg gibi fiyatlardan kirazları almaya başlayınca uluborlu yerlisinin keyfi iyice kaçmış ancak havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez uluborlu kirazı uluborlu dışında yetiştirildiğinde aynı tadını vermediği söylenir.