şükela:  tümü | bugün
  • (ing: theory of colours) goethe, renkler hakkında newton’dan farklı bir kurama sahiptir. newton, ışığın bir prizmadan geçtikten sonra yedi renge ayrılmasına bakarak bu renklerin ışığın içinde zaten var olan, onu oluşturan ana unsurlar olduklarını düşünmüştür. goethe ise prizmanın içinden bakıldığında ya da prizmadan geçen ışık bir yüzeye düşürüldüğünde beyaz bir bölgenin etrafını karanlık bir bölgenin çevrelediğini, renklerin ise sadece aydınlık ile karanlığın birleştiği kenar kısımlarda oluştuğuna dikkat çeker. aydınlık merkezin bir kenarında sarıdan kırmızıya geçiş, diğer kenarında ise maviden koyu maviye geçiş görülmekte, diğer renkler ise görülmemektedir. goethe bu renklerin birincil (asıl) fenomeni oluşturduğunu düşünür. prizmadan geçen ışık demeti küçültüldüğünde ise renkler birbiri üstüne biner ve ortada yeşilin oluştuğu geniş spektrum oluşur. bu da ikincil (yan) fenomendir. yani asıl renkler newton'un prizmasından çıkan yedi renk değil, sarı, kırmızı ve mavidir. (bkz: cmyk)

    goethe’ye göre aydınlık ve karanlık, kuzey ile güney gibi iki zıt kutuptur. karanlık ışığı zayıflattığı gibi, aydınlık da karanlığın enerjisini sınırlar. her iki durumda da renk doğar.
    sarı, karanlık tarafından gölgelenmiş bir ışık iken
    mavi, ışık tarafından zayıflatılmış karanlıktır.

    goethe’nin optik deneylerini konu alan yazılarının bir bölümü gözde kalan görüntülerle (after-images) ilgilidir. goethe’ye göre güneşe ya da benzeri parlak ışık kaynaklarına baktıktan sonra gözde oluşan renkli noktacıklar gözün sadece edilgen bir ışık algılayıcısı olmadığının kanıtıdır. gözün kendisi kendi iç ışıklarını ve renk etkilerini yaratabilir. newton, dalgaboyu ile renk arasında sabit değişmez bir ilişki olduğunu ve dalgaboyu bilgisinin gözün retina tabakasından beyinin ilgili merkezine kadar hücreden hücreye aktarıldığını, aktarılan bu bilginin de beyinde renge dönüştürüldüğünü savunmuştur. goethe ise, renklerin, dalgaboyunun beyindeki otomatik karşılığı olmadığını, rengi yapan şeyin bizzat beyin olduğunu ileri sürmüştür.
  • yazar yuki nin açıklaması ile bana çok yakın gelen kuramdır.

    özellikle, rengi renk yapanın beyin olması cümlesi beni benden aldı.

    bir şeyi açıklamak için referanslara gereksinimi olan insan denen canlının;
    ışık konusunda da referans araması şu an tam kapasite kullanamadığı beyninin bir oyunu olsa gerek..

    olmakhadisesi içinde bir o kadar yalın her şey; renkler bile..
  • kuramı doğru ise, goethe'nin bu dünyadan göçerken aklından geçenleri,beyninde çakan şimşekleri iyiden iyiye merak ettim.
    (bkz: ışık daha çok ışık)
  • alm. zur farbenlehre

    goethe, karanlık hakkında, newton' ın tanımladığı ve renklerin dünyasına girmiş çoğu düşünür gibi ışık yoksunluğu olarak tanımlamamıştır. onun için karanlık, "ışığın zıttıdır ve ışıkla etkileşim içerisindedir."
    newton için 7 ana renk olmasına karşın goethe için mavi ve sarı, ana iki renklerdir ve diğerleri bu iki rengin dereceleridir. sarı, karanlıkla karıştırılmış bir ışıktır, mavi ise ışıkla zayıflatılmış karanlıktır. newton' ın renk çemberi asimetrik 7 renkten oluşurken goethe' nin renk çemberi simetrik 6 renkten oluşur.
    goethe' nin renkler hakkındaki teorisi, yaptığı manzara (özellikle deniz) resimleriyle tanınan romantik ressam j. m. w. turner' ı etkilemiş, ışık ve renk gibi goethe' den ilham alakarak tablolar yapmasına neden olmuştur. aynı zamanda ön-raffaellocu* akımında da büyük önemi vardır bu teorinin. -özellikle goethe' nin hem teorisini benimsemiş hem de karakterlerini çizmiş sanatçı dante gabriel rossetti- goethe' nin teorisindeki gibi renkler, zıtlıktan ziyada birbiriyle uyum içerisindedir.
  • bana göre goethe'nin en enteresan teorisidir.

    goethe'nin newton'a muhalefet etmekten başka bir derdi yokmuş gibi gelir bana, çünkü newton'un argümanları son derece bilimsel ve temellendirilmiş argümanlarken goethe'ninkiler tamamen sanat felsefesine dayalı romantik ve bireysel argümanlardır.

    mesela newton'un argümanı gökkuşağına bakarak doğrulanabilir en basitinden, ama goethe'nin argümanlarını doğrulayan bir örneğe rastlamadım açıkçası doğada.

    hem madem tüm renkler sarı ve mavinin farklı dereceleri ise siyah, beyaz ve gri ne oluyor bu durumda? ya yeşil?

    "sarı, karanlık tarafından gölgelenmiş bir ışık iken
    mavi, ışık tarafından zayıflatılmış karanlıktır. "
    buyurmuş goethe. yeşil ikisinin dengelendiği nokta mı?

    turuncu içinse enerji verir demiş. valla öyle olsa her yeri turuncuya boyayıp tembellik sorununu ortadan kaldırırdık.

    mor oje sürenler intihara meyilliymiş, vay efendim kırmızı libidoyu arttırırmış gibi söylentiler de goethe'nin renk öğretisinden mi türedi acaba?
  • newton: beyaz ışık bir çok rengin bileşiminden oluşur. heterojendir.

    goethe: ışık en basit, en bölünemez ve en homojen şeydir.

    newton: karanlık ışığın yokluğudur.

    goethe: karanlık kutupsaldır ve ışıkla etkileşir.

    newton: ışık kırılma özelliğine göre bir yelpaze gibi açılır.

    goethe: aydınlık karanlık sınırlarda ortaya çıkan renk kesitleri bir spektrum oluşturmak için üst üste biner.

    newton: rengin varlığında prizma önemsizdir.

    goethe: bulanık bir ortam olarak prizma renklerin ortaya çıkmasını sağlar.

    newton: kırılma, bükülme ve yansıma sayesinde ışık ayrışabilir.

    goethe: ışık olmadan da kırılma, bükülme ve yansıma olabilir.

    newton: beyaz ışık "7" saf renge ayrılır.

    goethe: sadece "2" saf renk vardır; mavi ve sarı. diğerleri bunların dereceleridir.

    newton: beyaz ışık "7" renge ayrıştığı gibi "7" rengin bileşiminden gelir.

    goethe: renkler grinin tonlarında tekrar kombine olurlar.

    parçacık ya da dalga?

    newton: parçacık.

    goethe: hiçbiri. çünkü duyularla gözlenemezler.

    newton: asimetrik "7" renk.

    goethe: simetrik "6" renk.

    renkler ve etkileri

    geçenlerde karanlıkta renkleri görebilen hayvanlarla ilgili bir entry yazmıştım. #54854551

    bu entry'de bazı hayvanların renkleri görebilmeleri için ışığa ihtiyaç duymamalarından; daha doğrusu gözlerinin modifikasyonlara uğrayarak renkleri karanlıkta da algılayabildiğinden bahsetmiştim.

    gözbebeklerimiz karanlıkta daha fazla büyüyebilseydi renkleri karanlıkta da görecektik.
  • böyle bir kuramın varlığını, üniversitede aldığım çağdaş sanat dersine kadar bilmiyordum. halbuki renkler, prizmalar, mercekler, ışık gibi konular ilkokuldan liseye değin vardır müfredatta. goethe'nin bir kere ucundan bahsi dahi geçmemiştir buna rağmen. bu kadar taraflı ve eksik eğitim alıyor oluşumuz sahiden ciddi bir sorun.

    notlarımdan hatırladığım kadarıyla, newton'ın ve goethe'nin kuramları arasındaki farklılar arasındaki en önemli nokta aydınlık ve karanlık tanımlarıydı.
    newton, karanlığı ışığın yokluğuyla açıklarken; goethe, aydınlığı ve karanlığı, aither ve erebos gibi, varlıkları birbirlerinden bağımsız, etkileri ise birbirine zıt iki uç nokta olarak açıklıyor.
    newton'a göre beyaz ışık heterojen bir yapıda, bir çok rengin birleşimi iken; goethe ışığın bölünmez ve homojen bir yapıda olduğunu savunuyor.
    newton'a göre ışık kırılma özelliğine göre yelpaze gibi açılırken, goethe aydınlık ve karanlık sınırlarda renk kesitlerinin üst üste binerek bir spektrum oluşturduğunu ileri sürüyor.
    ve işte goethe'nin bu kuramları sanat ve mimarlık tarihini değiştiriyor.

    geçen sene, şöyle bir entry yazmışım: (bkz: #59514202)
    malevich'in yaptığı resimlere bakın, belli bir sınır içinde zıt iki alanda siyah ve beyaz arasına renklendirme yapıyor, gradient gibi. iki uçta yer alan aydınlığı ve karanlığı resmettikten sonra araya renk spektrumunu yerleştiriyor. girls in the field ve portrait of ivan kliun.

    birinci dünya savaşı'ndan hemen sonra goethe'nin şehri weimar'da kurulan bauhaus, gene goethe'nin bu kuramını benimsiyor ve geliştiriyor. çekirdek kadrosundan olan johannes itten, goethe'nin bu kuramından yola çıkarak yeni bir renk tekeri ortaya çıkarıyor ve bir rengin dört ayrı özelliği olduğunu öğretmeye başlıyor. bunları: doygunluk(intensity), sıcaklık(temperature), hue ve value (lightness and darkness) olarak tanımlıyor.
    bugün telefonlarda bile efekt verirken kullandığımız bu özellikleri itten'e, ondan önce de goethe'ye borçluyuz. itten'e ilhamı veren goethe'dir zira.

    aynı dönemde, farklı bir şehirde, mondrian, tablolarından memnun olmadığı için renklerin temeline dönmeyi kararlaştırıyor ve arkadaşı theo van doesburg ile birlikte goethe'nin prizma ucunda gördüğü ve tanımladığı üç ana rengi kullanıyorlar kanvaslarında; mavi, sarı ve kırmızı. bauhaus'un kurucularından walter gropius'un ilgisi ve davetleriyle, bauhaus'a gidiyorlar ve mimar gerrit rietveld ile beraber bu renk spektrumunu geliştirmeye çalışıyorlar. böylece mimarlık tarihini değiştirecek ve hatta modayı bile etkileyecek de stijl doğuyor.

    ülkenin mimarlık fakültelerinde bile bu budur, şu da şudur eğitimi bir yana, piet mondrian ve theo van doesburg'un neden sadece bu üç rengi seçtiğini anlamak güzel bir nokta. en azından üniversitede bu saçma eğitim sistemine katlanmak zorunda kalmayışımın hoşluğu ise paha biçilemez.
  • goethe'nin "zur farbenlehre" çalışmasında yer alan renkler kuramı. goethe, bu kitapta rengin varlığı hakkında yıllar içerisinde yaptığı gözlemlerini, düşüncelerini ve literatür çalışmalarını topladı. goethe "renk" fenomenini sadece fiziksel ya da estetiksel olarak tanımlamaktan ziyade rengin bütünlüğünü anlamak ve açıklamak istiyordu. fakat sadece renk algısı hakkında bulgularının yer aldığı "fizyolojik renkler" bölümü kabul gördü. özellikle isaac newton'un bilimsel bulgularını çürütme amacıyla yazdığı "fiziksel renkler" bölümünde yanıldı. goethe, renkler hakkında yaptığı çalışmaları o güne kadar yazdığı tüm edebi eserlerden daha önemli görüyordu. hatta ileri yaştayken johann peter eckermann'a, "şair olarak yazdığım hiçbir şey renkler ile ilgili çalışmalarımdan daha değerli değil. yaşadığım yüzyılda renkler kuramının zor biliminde doğruyu bilen tek kişi olmaktan gurur duyuyorum." demiştir.

    ----eser----

    renkler kuramı, goethe'nin 1810 yılında zur farbenlehre başlığıyla yayımladığı üç bölümlük bir yazı dizisi. bu eser didaktik, polemik ve tarihi bölümlerınden oluşuyor. goethe hayatı boyunca bu eserlerinin yayılması için uğraştı. joseph mallord william turner ve philipp otto runge gibi sanatçılar goethe'nin teorilerini onaylasa da isaac newton'un yüz yıllık ışığın tanecik kuramı karşısında yenik düştü.

    newton yaptığı deney ile beyaz ışığın renkli ışıklardan oluştuğunu ispat etmişti. goethe ise beyaz ışığın birleşik olmadığını ve renklerin de ışık ve karanlığın etkileşimi sonucu oluştuğunu göstermeye çalıştı. gerçekleştirdiği deneyde bir prizmadan baktığında hatalı olarak newton'un prizma deneyindeki gibi aynı sonuçları almayı bekledi. aydınlık arka planda görülen siyah şeritlerin ve karanlık arka planda görülen beyaz şeritlerin newton'un deneyi ile çeliştiği kanısına vardı. tabii sonuç aynı olmayınca newton'un gözlemlerinin yanlış olduğunu söyledi ve kendi renkler kuramını geliştirme ihtiyacı hissetti.

    bu kuramın hala önemli olmasının nedeni ise goethe'nin gözlem yeteneğini ve doğa gözlemlerindeki bütünsel yaklaşımını belgelemesi. zira bu renkler kuramı, goethe'nin soyutlama yerine somutlamayı tercih ettiğini gösteriyor. bu somut gözlemlerden ve subjektif hissiyatından yola çıkarak renklerin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini çıkardı ve bununla birlikte bir tür renkler psikolojisi geliştirdi.

    ----prizma deneyi----

    newton, bir delikten geçen ince bir ışık demetini bir prizmadan yönlendirdi ve beyaz ışıkta olan renkli ışıkları ayırarak görünür kıldı. bu meşhur deneyde mavi, turkuaz, yeşil, sarı, kırmızı ve birçok karışık renkler görüldü.

    goethe ışığı parçalara ayırmak için prizma ile yaptığı ilk deneyi şöyle betimledi:
    "biraz önce tamamen beyaz bir odada bulunmaktaydım. newton'un teorisini gözeterek prizmayı gözlerimin önüne tuttuğumda beyaz duvarın çeşitli derecelerde renklere bürünmesini, göze geri gelen ışığı birçok renkli ışıklara ayrılmış bir biçimde görmeyi bekliyordum.
    ama prizmadan baktığımda duvarın halen beyaz kaldığını, karanlığın düştüğü noktalarda az çok bir kesin rengin olduğunu, pencere çerçevesinin kenarlarının en renkli olduğunu, fakat açık gri gökyüzünde dışarıda renkten iz olmadığı gördüğümde ne kadar da şaşırdım. daha fazla düşünmeden içgüdüsel olarak newton'un teorisinin yanlış olduğunu hemen seslice söyledim."

    goethe'nin deneyi yaparken yaptığı hata şu: renklerin ayrıldığını görmek için ince bir ışık demetinin karanlık bir odada bir delikten geçmesi gerekiyor. aydınlık bir odada aynı etki ortaya çıkmasına rağmen görünmüyor çünkü paralel olarak gelen ışınlar süperpozisyon prensibi ile girişime uğruyor ve tekrar bir beyaz ışıkmış gibi gözlemleniyor. pencere çerçevesinin kenarlarında renklerin görünmesinin sebebi ise şu. renk ayrışmaları, renkli ışık demetinin bir bölümünü beyaz ışıktan götürüyor. bu yüzden aydınlıktan gölgeye geçiş renkli görünüyor.

    goethe'nin weimar'daki evinde fizik deneyleri yapmak için kullandığı bir karanlık odası vardı. burada çeşitli deneyler yapar, bununla yetinmeyip aynı deneyleri zıt aydınlatma şartlarında, yani çok ışık ve az karanlıkta tekrarlardı. bu deneylerin en önemlisi newton'un prizma deneyini aydınlık bir ortamda tekrarladığı deneydir.

    goethe, prizmasını güneş ışığına yerleştirdi ve ortasına newton'un deliği ile aynı büyüklüğe sahip bir siyah karton daire yapıştırdı. yine ortaya renkli bir tayf çıktı ama renkler newton'un deneyinde elde ettiği renklerin tam tersiydi. sarı (newton'un mavisi yerine), kırmızı (newton'un turkuazı yerine), purpur-magenta (newton'un yeşili yerine), mavi (newton'un sarısı yerine) ve turkuaz (newton'un kırmızısı yerine). goethe her iki deneyi de eşit olarak gördüğü için sadece karanlıkta deney yapmayı reddediyordu.

    ----bilim adamlarının görüşleri----

    birçok bilim adamı, goethe'nin renkler kuramı ile ilgili newton eleştirisi hakkında görüşünü belirtti. bunların yarıdan fazlası goethe'nin teorisini reddetti. özellikle thomas young, louis malus, pierre prevost ve gustav theodor fechner bu bilim adamları arasında yer aldı. görüşünü belirten bilim adamlarının üçte biri goethe'yi destekledi. beşte biri ise kararsız kaldı.

    goethe'ye edebi yeteneğinden ve yaptığı bilimsel çalışmalardan ötürü büyük saygı duyan hermann von helmholtz renkler kuramının ana tezinin yanlış olduğunu söyledi. ama goethe'yi neyin böyle bir fikre ittiğini de gördü. helmholtz'un sözleri: "göze en basit görünen ve renk izlenimlerinin en berrağı olan beyaz kirli çok katlılardan (manifold) oluşmalı. şair burada önsezi ile bu teoremin sonuçlarının tüm prensibini nitelediğini hissetmiş görünüyor ve bu sebeple bu sanı ona akla sığmaz, absürd geliyor. onun renkler kuramını duygusal izlenimin çıplak gerçekliğini bilimin saldırısına karşı bir kurtarma girişimi olarak görmeliyiz. o yüzden onu oluşturma ve savunma hevesi, o yüzden muhaliflerine saldırdığı tutkulu hırçınlık, o yüzden diğer eserlerinden daha fazla önem biçmesi."

    ----renkler kuramı ile ilgili ön çalışmalar----

    goethe'nin renklere ilgi duyması en geç 1777 yılında, karlı brocken dağındayken akşam güneşindeki renkli gölgeleri algılaması ile başladı. 29 kasım - 16 aralık 1777 tarihleri arasında gerçekleştirdiği harz gezisi esnasında renklere olan ilgisini şöyle tasvir etti:

    "kışın bir harz seyahati sırasında akşam vakti brocken'den aşağıya doğru iniyordum. yukarı ve aşağı her yer karlıydı, fundalık karla kaplıydı, dağınık duran ağaçlar ve çıkıntıdaki uçurumlar, tüm ağaç ve kaya kütleleri tamamen buzluydu, güneş oderteich'e doğru batıyordu.

    gün boyunca, karın sarımsı tonunda, sessiz mor gölgeler farkedilebilir olsa da aydınlık kısımlardan daha güçlü bir sarı yansıdığında onları şimdi mavi olarak nitelemek gerekirdi. ama gün batımı yaklaştığında ve güçlü puslardan dolayı olsa olsa ılımlı ışın etrafımdaki dünyayı en güzel mor rengi ile kapladığında ise gölge rengi, berraklığına bakıldığında bir deniz yeşili ile, güzelliğine bakıldığında bir zümrüt yeşili ile karşılaştırılabilir bir yeşile dönüştü.

    görünüm daha da canlı oldu, insan kendisini bir peri dünyasında zannediyordu; çünkü her şey canlı ve o kadar güzel harmonik iki renge büründü, ta ki gün batımıyla görkemli görünüm gri bir alaca karanlığa ve gitgide bir ay ve yıldız dolu geceye kaybolana kadar."

    bu gibi gözlemler goethe'nin italya seyahatinde (1786-1788) de bulunuyor. ayrıca italya'da sanatsal ilgisinden ötürü renklerle uğraştı. kendisi suluboya resimleri yaptı ve italyan peyzaj boyama üzerinde çalıştı. çalışmak için kullandığı kaynaklardan biri marco antonio de dominis'in teoretik yazılarıydı.
    1791 ve 1792 yıllarında "beiträge zur chromatik" ve "beyträge zur optik" adında weimar'da iki çalışma yayımladı. renkler kuramının başında da bu çalışmalara değindi. ayrıca 1794 yılında renkler kuramının elementlerini keşfetme girişiminde goethe'nin beyazı anlamaya çalıştığı görülüyor.

    işte goethe böyle biri, renkler kuramı da böyle bir şey.
  • ortaokul muydu, yoksa ilkokul muydu, resim dersinde 3 ana renk diye sari-kirmizi-mavi diye gosterilmesinin bununla ilgisi var galiba (o uc rengi karistirirak, her renk elde edilir diye ogretilmisti).

    estetik olarak guzel bir teori olabilir ama bilimsel olarak hemen hic bir degeri yok. hele newton'un teorisiyle kiyaslanmasi, evrim teorisiyle adem-havva hikayesinin kiyaslanmasi gibi. goethe'nin, newton'un gozlemlerini "ozel durumlar icin" deyip yok saymasi ise, cok fena.